Molla Arap, asıl adıyla Muhyiddin Mehmed b. Ömer, XV. yüzyılın sonu ile XVI. yüzyılın ilk yarısında Memlük ve Osmanlı topraklarında vaaz veren bir hadis ve tefsir âlimidir. Aynı lakabı taşıyan Şeyhülislâm Alâeddin Arabî Efendi'den ayırt edilmek için kaynaklarda "Arap Vâiz" diye anılır. Günümüze ulaşan eserleri, II. Bayezid'e ve Yavuz Sultan Selim'e sunduğu Arapça hadis ve fazilet risaleleridir; bunlardan biri, Çaldıran seferinden önce yazılmış bir cihad risalesidir. Amasya ile bağı doğrudan değildir: Amasya'da doğmamış, orada görev yapmamış ve bilinen bir eserini orada yazmamıştır. Onu Amasya tarihine bağlayan, Çaldıran'dan dönen Osmanlı ordusunun 1514-1515 kışını Amasya'da geçirmesi ve Halvetîlere yazdığı bir mektubun Amasya'nın Halvetî çevresinde yankı bulmasıdır. Bu sayfa onun eserlerini ve bu dolaylı bağı ele alır.

Antakya'da, muhtemelen 868 (1464) civarında doğdu. Antakya, Hasankeyf, Diyarbekir ve Tebriz'de okudu, Halep'te vaaz ve dersleriyle tanındı, Kahire'de Celâleddin es-Süyûtî'den icazet aldı ve Memlük Sultanı Kayıtbay'ın meclisinde bulundu. 903'te (1497-98) Osmanlı ülkesine gelip Bursa ve İstanbul'da vaaz verdi, II. Bayezid'in sohbetlerine katıldı. Yavuz Sultan Selim'i Safevîlere karşı sefere teşvik etti, Çaldıran seferinde orduda vaizlik yaptı. Rumeli'de, Üsküp'te on yıl kadar tefsir okuttu, 1526'da Kanuni ile Macaristan seferine katıldı ve 4 Muharrem 938'de (18 Ağustos 1531) Bursa'da öldü. Hayatı ayrıntısıyla Molla Arap biyografisinde anlatılmıştır.

Eserleri

TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Molla Arap'ın nüshaları Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan beş eseri vardır; dördü II. Bayezid'e, biri Yavuz Sultan Selim'e sunulmuştur. Hepsi Arapçadır ve hepsi bir vaizin kaleminden beklenecek türdendir: hadis seçkileri, faziletler ve dinî bir çağrı. Bunlara kaynaklarda adı geçen ama nüshası tespit edilmemiş eserlerle, yanlışlıkla ona mal edilmiş bir eser eklenir.

Tehzîbü'ş-Şemâil fî men hassa'llâhu bi-ekmeli'l-fezâil

Tirmizî'nin Hz. Peygamber'in görünüşünü, ahlâkını ve günlük hayatını anlatan eş-Şemâilü'n-nebeviyye adlı eserinin kısaltılıp yeniden düzenlenmesiyle oluşmuş bir kitaptır. Adı "Allah'ın en mükemmel faziletlerle donattığı kişinin şemâilinin düzenlenmesi" anlamına gelir. II. Bayezid'e ithaf edilmiştir. Nüshası: Süleymaniye Kütüphanesi, Lâleli nr. 1547.

el-Makâsıd fî fezâili'l-mesâcid

Mescitlerin faziletine dair yedi bölümlük bir eserdir ve II. Bayezid'e ithaf edilmiştir. Cami yaptırmayı hayır işlerinin başında sayan bir padişaha sunulmuş olması, eserin konusuyla ithafı arasında bir uyum bulunduğunu düşündürür; bu bizim yorumumuzdur. Nüshası: Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya nr. 3447.

Erbaûne Hadîsen (Birinci ve İkinci Kırk Hadis)

Molla Arap'ın iki kırk hadis risalesi vardır. Birincisi II. Bayezid'e ithaf edilmiş, çeşitli konularda kırk hadisi, bunlarla ilgili bazı âyet ve hikâyelerle birlikte verir. İkincisi birincinin devamında yer alır ve girişinde ona atıfta bulunur; ezberlenmesi kolay ve veciz, biri tekrar olmak üzere kırk iki hadisi bir araya getirir. Kırk hadis derlemek, Hz. Peygamber'e nispet edilen bir müjdeye dayanan ve İslâm dünyasında çok yaygın olan bir türdür. Nüsha: Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Efendi nr. 431.

es-Sedâd fî fazli'l-cihâd

Molla Arap'ın en çok tarihî olaylara bağlı eseridir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Molla Arap, Yavuz Sultan Selim'i Kızılbaşlara karşı uyararak İran'a sefer düzenlemeye teşvik etmiş ve bu amaçla bu eseri kaleme almıştır. Adı "cihadın faziletinde doğru yol" anlamına gelir. Eser 1514 Çaldıran seferinin hazırlık aşamasına bağlanabilir; ancak yazılış tarihi ve yeri kaynaklarda verilmez. Molla Arap, sefer sırasında sultanın yanında bulunmuş ve askerlere cihadla ilgili vaazlar vermiştir; Tebriz'e girildiğinde de Şîa karşıtı vaazlarını sürdürmüştür. Risale, onun kürsüde söylediklerinin yazıya geçmiş biçimi gibi okunabilir. Nüshası: Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya nr. 1985.

Kaynaklarda Anılan Öteki Eserleri

Kaynaklar Molla Arap'ın Kahire'de yazıp Sultan Kayıtbay'a sunduğu, Hanefî fıkhının ünlü kitabı Dürer ve gurer'in meselelerini kapsayan en-Nihâye adlı bir fıkıh kitabından, Hidâyetü'l-ibâd ilâ sebîli'r-reşâd adlı bir eserden, bir Mevlidü'n-nebî'den ve kimyaya dair çok sayıda risaleden söz eder. TDV maddesi bunların nüshalarına dair bilgi vermez. Molla Arap'ın kimya bilgisinin derin olduğu, fakat bunu kullanmadığı ve geçimini ticaretle sağladığı da kaydedilir.

Bunların yanında, Halvetîlere gönderdiği bir mektup da onun yazılı eserleri arasında sayılmalıdır. İstanbul'daki vaazlarında semâ ve raks aleyhine konuşan Molla Arap, zikir sırasında raks ve devranın haram olduğuna dair bir mektup yazıp İstanbul'daki Halvetiyye mensuplarına göndermiştir. Mektubun metni bugüne ulaşmamıştır; içeriği, verilen cevaptan ve biyografi kaynaklarındaki anlatımlardan bilinir.

Yanlış Nispet Edilen Eser

Brockelmann, Risâle fî mes'eleti'l-cebr ve'l-kader adıyla bir eseri Molla Arap'a nispet eder (Râgıb Paşa Kütüphanesi nr. 1459). TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre bu eser Şeyhülislâm Alâeddin Arabî'ye aittir ve Fatih döneminde tartışma konusu olan, Sadrüşşerîa'nın et-Tavzîh adlı kitabındaki hüsün ve kubuh meselesine dair "mukaddimât-ı erbaa" üzerine yazılmış bir hâşiyedir. İki Molla Arap arasındaki ad karışıklığı böylece modern bibliyografyaya kadar uzanmıştır.

Eserlerinde Amasya

Molla Arap'ın eserlerinde Amasya'yı anan bir pasaja rastlamadık. Bilinen eserlerinin yazılış yeri de kaynaklarda verilmez. Amasya ile ilişkisi iki yoldan kurulur. Birincisi Çaldıran seferidir. Yavuz Sultan Selim, 24 Kasım 1514'te kışı geçirmek üzere Amasya'ya gelmiş ve 19 Nisan 1515'e kadar şehirde kalmıştır. Molla Arap seferin başından beri sultanın yanında bulunduğuna göre, dönüşte de ordunun içinde olması ve kışı Amasya'da geçirmesi kuvvetle muhtemeldir; ancak bunu açıkça bildiren bir kaynak yoktur. Molla Arap'ın biyografisi, Tebriz'deki vaazlarından sonra onu doğrudan Memlük Devleti'nin yıkılışından sonraki Halep'te gösterir.

İkinci bağ, Halvetîlere yazdığı mektuba verilen cevaptır. Mektubu cevaplayan Halvetî şeyhi Cemâleddin İshak Karamânî (Cemal Halife), hat derslerini büyük ihtimalle Şeyh Hamdullah'tan Amasya'da almış, halifelerinden İmamzâde Hayreddin Hızır Efendi de faaliyetini Amasya'da sürdürmüştür. Amasya'nın tarihçisi Hüseyin Hüsameddin, Karamânî'nin biyografisini anlatırken tartışmayı da kaydeder:

Molla Arab, esnâ-yı Zikrullâhda raks ve deverânın harâm olduğuna dâ'ir yazdığı mektuba fâzılâne ve müskitâne cevâb verdi.

Günümüz Türkçesiyle: Molla Arap'ın, zikir sırasında raks ve devranın haram olduğuna dair yazdığı mektuba bilgece ve susturucu bir cevap verdi. Hüsameddin'in "müskitâne" (susturucu) sıfatı, Amasya'nın Halvetî geleneği içinden bakan bir tarihçinin tartışmayı kimin kazandığına dair hükmünü de gösterir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Karamânî bu cevabında raks ve devranın ehli olan kimseler için helâl ve câiz olduğunu söylemiştir. Aynı tartışmada devranı savunan bir risale de Amasya müftülüğü yapmış Zenbilli Ali Efendi'ye nispet edilmiştir; Ahmet İnanır'a göre bu risale büyük ihtimalle Zenbilli'nin değildir. Ayrıntı için Zenbilli Ali Efendi: Yazar ve Eserleri yazısına bakılabilir.

Etkisi ve Kaynaklarda Değerlendirilmesi

Molla Arap'ın şöhreti eserlerinden çok kürsüsünden gelir. Kaynaklar onun tefsir ve hadis bilgisinin derinliğini, güçlü hafızasını ve sahih hadislerin tamamına yakınını ezbere bildiğini anlatır. Vaazlarında doğru bildiklerini çekinmeden söylediği, halkı Şîa ve Erdebîliyye (Safeviyye) taifesine karşı uyardığı ve bid'atlarla mücadele ettiği belirtilir; Erdebîliyye mescitlerinde ona da lânet edildiği nakledilir. Halep'te Şah İsmâil'in elçisinin maiyetinden birinin, Ulucami'deki bir vaazı sırasında kılıcını çekip onu öldürmek istemesi ve siyasî bir krize yol açması, sözünün ne kadar etkili olduğunu gösterir.

Hakkındaki bilgiler hem Osmanlı hem Arap biyografi geleneğinden gelir: Taşköprizâde'nin eş-Şekâik'i, Mecdî'nin tercümesi ve Atâî'nin zeyli yanında Halep tarihçisi Radıyyüddin İbnü'l-Hanbelî'nin Dürrü'l-habeb'i onun hayatının başlıca kaynaklarıdır. İbnü'l-Hanbelî, Bedreddin es-Süyûfî'nin onu bilgisizlikle suçlamasının muteber olmadığını belirterek onu savunur. TDV maddesi eserlerinin bir neşrinden söz etmez; bilinen nüshaları Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir. Oğulları Muhyiddin Muhammed ve Abdürraûf da kadılık yapmış ve ilmî eserler yazmışlardır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar