Sabuncuoğlu Şerefeddin, XV. yüzyılda Amasya'da yaşayıp üç Türkçe tıp kitabı bırakan hekim ve cerrahtır. Bunlardan biri Farsça bir ilaç kitabının tercümesi, biri Endülüslü Zehrâvî'nin cerrahi bölümüne dayanan ve kendi resimleriyle donattığı bir cerrahi el kitabı, sonuncusu da kendi denediği ilaçları anlattığı bir tecrübe kitabıdır. Üçünde de yazar, bir kitabın tercüme, derleme ya da telif olmasından çok okurun işine yarayıp yaramamasıyla ilgilenir ve bunu kitaplarının önsöz ve sonsözlerinde açıkça söyler. Bu sayfa onun yazarlığını ve eserlerini ele alır.
Kendi verdiği yaşlara göre 788 (1386) yılında doğdu. Çelebi Mehmed'in hekimbaşısı Sabuncuoğlu Hacı İlyas Çelebi'nin torunudur ve Amasya'nın tanınmış bir hekim ailesinde yetişti. Amasya Darüşşifası'nda on dört yıl hekimlik yaptı, bir süre Candaroğlu İsfendiyar Bey'in Kastamonu'sunda bulundu, 1465'te bitirdiği cerrahi kitabını Fatih Sultan Mehmed'e sunmak için İstanbul'a gidip Amasya'ya döndü. 1468'den sonra öldüğü anlaşılır; mezarı bilinmez. Hayatı, ailesi ve kaynaklardaki tartışmalar Sabuncuoğlu Şerefeddin biyografisinde ayrıntısıyla anlatılmıştır.
Eserleri
Sabuncuoğlu'na ait olduğu kesin olan üç eser vardır ve üçü de Türkçedir. Sırasıyla bir tercüme, bir uyarlama ile telif karışımı ve tamamen kendi tecrübesine dayanan bir telif olarak sıralanmaları, yazarın yaşlandıkça kendi sesini daha çok öne çıkardığını gösterir. Dördüncü bir eser ona yanlışlıkla nispet edilmiştir.
Akrâbâzîn Tercümesi
Türü ve dili: Farsçadan Türkçeye tercüme edilmiş bir ilaç formülleri kitabı (akrâbâzîn). Asıl eser: Zeyneddin İsmâil b. Hasan el-Cürcânî'nin (ö. 1136) Farsça tıp ansiklopedisi Zahîre-i Hârizmşâhî'nin "Akrâbâzîn" başlıklı son bölümü. Akrâbâzîn, İslâm tıbbında ilaçların hazırlanış tariflerini bir araya getiren kitaplara verilen addır.
Yazılış tarihi ve yeri: Tarih tartışmalıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi tercümenin Şehzade Bayezid'in ikinci Amasya valiliği sırasında, onun isteği üzerine 1444'te yapıldığını yazar. II. Bayezid 1448'de doğduğu için bu tarih şehzadeyle uyuşmaz. Şaban Doğan'ın çalışmasına dayanan bir yayın ise tercümenin hicrî 858'de (1454) Bayezid'in Amasya'daki hekimlerinin ricasıyla yapıldığını bildirir; bu tarih şehzadenin Amasya'ya gönderilişiyle uyumludur. Hangi tarih kabul edilirse edilsin, kitap Amasya'da ve Amasya'daki şehzade sarayının çevresi için yazılmıştır.
İçeriği: Cürcânî'nin otuz bir babdan oluşan bölümünü Sabuncuoğlu eklemelerle otuz üç baba çıkarmıştır. Kitap ilaçların hazırlanma usulleriyle başlar, ardından tek (müfred) ve bileşik (mürekkeb) ilaç ayrımıyla macun, eyâriç, cevâriş, ıtrıfil, kurs, süfûf, laûk, şurup, perverde, gargara, yağ ve merhem sırasıyla formülleri verir. Bunlar ilacın biçimine göre yapılmış bir sınıflamadır: macunlar balla yoğrulan karışımlar, kurslar yassı tabletler, süfûf toz ilaçlar, laûklar yalanarak alınan koyu şuruplardır. Sabuncuoğlu kitabın sonuna, çeviri sırasında kullandığı Arapça, Farsça ve Türkçe tıp terimlerini karşılıklı veren bir sözlük eklemiştir. Bu sözlük, bir tercümenin teknik dilini okurun anlayacağı Türkçe karşılıklarla açma çabasının erken bir örneğidir.
Yazma nüshaları ve çalışmalar: Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih nr. 3536 ve Kılıç Ali Paşa nr. 761/1. Kenan Süveren bu tercümeyi İbn Sînâ'nın aynı adlı eseriyle tıp ve bilim tarihi açısından karşılaştıran bir doktora çalışması hazırlamıştır (GATA, Ankara 1991). Basılmış bir neşrine rastlanmamıştır.
Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye
Türü ve dili: Türkçe, resimli bir cerrahi kitabı. Kaynaklarda Cerrâhiyye-i İlhâniyye adıyla da geçer; ad "hükümdara ait cerrahlık kitabı" anlamına gelir. Yazılış tarihi ve yeri: 870 (1465) yılında, yazar seksen üç yaşındayken Amasya'da tamamlanmış ve Fatih Sultan Mehmed'e ithaf edilmiştir.
Kaynağı: Kitabın temeli, Ebü'l-Kāsım ez-Zehrâvî'nin (ö. 1013) Kitâbü't-Tasrîf li-men ʿaceze ʿani't-teʾlîf adlı tıp ansiklopedisinin cerrahiye ayrılmış otuzuncu bölümüdür. Sabuncuoğlu bu bölümü büyük ölçüde Türkçeye aktarmış, fakat iki yeni fasıl, kendi gözlemleri ve ameliyat sahnelerini gösteren renkli resimler eklemiştir. Eserin tercüme mi telif mi sayılacağı uzun süre tartışılmıştır. Batılı tarihçiler onu çoğunlukla özgün katkılar taşıyan bir uyarlama olarak görür; eseri yayımlayan İlter Uzel ise metnin birebir karşılığı olan bir Arapça asıl bulunmadığını öne sürer. John L. Gueriguian 1987'de, Paris nüshasını Zehrâvî'nin metniyle karşılaştıran bir araştırmacının "Türk yazar ötekini harfiyen Türkçeye çevirmiştir" hükmünü aktarır. Bu iki uç görüş arasında, metnin omurgasının Zehrâvî'den geldiği, resimlerin, eklenen fasılların ve hasta hikâyelerinin ise Sabuncuoğlu'na ait olduğu kabul edilir.
İçeriği: Paris nüshasında üç sayfalık bir önsöz, beş beyitlik bir şiir ve yirmi üç sayfalık bir fihristten sonra üç bab gelir. Birinci bab çeşitli hastalıkların dağlama yoluyla tedavisini elli altı minyatür ve on bir alet şekliyle anlatır. Doksan altı fasıllık ikinci bab yarma, dikme, taş çıkarma ve benzeri ameliyatları elli sekiz minyatür ve 146 alet şekliyle, otuz altı fasıllık üçüncü bab da kırık ve çıkıkların tedavisini yirmi dört minyatür ve on bir alet şekliyle tarif eder. Sayılar başka çalışmalarda nüshaya ve sayma yöntemine göre değişir.
Kitabı tıp tarihinde ayrı bir yere koyan şey resimlerdir. Daha önceki İslâm tıp kitaplarında aletler çizilirdi, ama hastanın ve hekimin ameliyat sırasındaki duruşunu gösteren insan figürlü sahneler yoktu. Sabuncuoğlu'nun minyatürlerinde hastanın nasıl yatırılacağı, hekimin nerede duracağı, kaç yardımcı gerektiği ve aletin nasıl tutulacağı görülür. Kadın hastaları muayene eden kadın hekimler de resmedilmiştir; metin onları "tabibe" diye anar. Dağlama noktalarının bir kısmının akupunktur noktalarıyla örtüştüğü de dikkat çekmiştir. Metin harekeli nesihle yazıldığı için XV. yüzyıl Anadolu Türkçesinin söylenişini doğrudan yansıtır; bu yüzden eser tıp tarihçileri kadar dil tarihçilerinin ve resim sanatı tarihçilerinin de kaynağıdır.
Yazma nüshaları: Üç nüsha bilinir. Paris Bibliothèque Nationale, Supplément Turc nr. 693 ve İstanbul Millet Kütüphanesi nr. 79 nüshaları Sabuncuoğlu'nun kendi kaleminden çıkmıştır. Üçüncüsü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Kütüphanesi'ndedir (TY nr. 263); sayfalarının birçoğu eksiktir, minyatürleri ise sanat değeri bakımından üstün sayılır. En mükemmeli, Fatih'e sunulan ve II. Bayezid'in mührünü taşıyan Paris nüshasıdır. 18 × 26,5 cm boyutunda, her sayfası on yedi satır harekeli nesihle yazılmış 205 varaktır ve başlıklarda kırmızı mürekkep kullanılmıştır. Nüsha bilinmeyen bir tarihte saraydan çıkmış, 1860'ta Yâsincizâde İlmî Efendi tarafından bir Fransız hekimine hediye edilmiş ve 1871'de Bibliothèque Nationale'e geçmiştir.
Neşirleri: Eseri 1927'de Ali Canip Yöntem ilim dünyasına tanıttı. A. Süheyl Ünver 1939'da üzerine bir yayın yaptı. P. Huard ve M. D. Grmek 1960'ta Paris nüshasını minyatürleriyle birlikte Fransızca bir çalışmayla yayımladı. İlter Uzel üç nüshayı karşılaştırarak hazırladığı tıpkıbasım ve transkripsiyonu geniş açıklamalarla iki cilt hâlinde Türk Tarih Kurumu'ndan yayımladı (Ankara 1992). O tarihten sonra kitap genel cerrahiden göz, kulak-burun-boğaz, beyin cerrahisi ve ortopediye kadar pek çok alanda ayrı ayrı incelenmiştir.
Mücerrebnâme
Türü ve dili: Türkçe, yazarın kendi denediği ilaçları ve tedavileri anlattığı bir tecrübe kitabı. Adı "denenmişler kitabı" anlamına gelir; Hüsameddin eseri "Kitâbü'l-Mücerrebât" diye anar. Yazılış tarihi ve yeri: 873 (1468) yılında, yazar seksen beş yaşındayken Amasya'da yazılmıştır.
Yazılış sebebi: Sabuncuoğlu önsözde kitabı Amasya'daki hekim çevresinin isteği üzerine kaleme aldığını söyler. Meslektaşları ondan, başka kitaplara bakmaya gerek bırakmayacak biçimde o güne kadar edindiği tecrübeyi bir araya getirmesini istemiştir. O da kitabı meslektaşlarına, hastalara ve öğrencilere yardım etmek ve onların duasını almak için yazdığını belirtir.
İçeriği: On yedi bölümden oluşan kitapta hayvanlar, insanlar ve yazarın kendisi üzerinde denenmiş ilaçların hazırlanışı ve kullanılışı anlatılır. Bölümler ilaçların türüne ve kullanım alanına göre düzenlenmiştir; tiryaklar, macunlar, toz ilaçlar, yakılar, fitiller, şuruplar ve gargaralar, göz ilaçları, tabletler, merhem ve yağlar, lavmanlar, kusturucular ile ağız ve diş ilaçları bunlar arasındadır. İlaçlar çok kullanılandan az kullanılana doğru sıralanır. Vakaların anlatılışı bugünkü olgu sunumlarını hatırlatır: hastanın kim olduğu, hangi şikâyetle geldiği, ne verildiği ve sonucun ne olduğu yazılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre eser, Türk tıp tarihinde bir hekimin kendi bulduğu ilaçları ve tedavi yöntemlerini anlattığı ilk monografidir.
En çok anılan sayfaları zehir ve panzehir denemeleridir. Yazar, kendi hazırladığı tiryakı içtikten sonra parmağını zehirli bir yılana ısırttığını ve zehirlenme belirtisi görmediğini anlatır. Bir başka denemede bir horozun budundaki tüyleri yolup çıplak deriyi yılana ısırtmış, ardından hayvana tiryak içirmiş ve belirtilerin iki günde kaybolduğunu gözlemiştir. "Tecrübe delîl-i sıdktır" (deneme, doğruluğun kanıtıdır) sözü, kitabın bütün tavrını yansıtır. Yazar emin olmadığı bir tedaviyi başkasına uygulamadığını, bilmediği bir hastalığın tedavisini bilenlerden öğrendiğini de saklamaz. Alıntı yaptığı yerlerde Hipokrat, Galen ve İbn Sînâ'nın adını anar.
Kitap yazarın hayatına dair kırıntılar da taşır. Kastamonu'da bulunduğunu, oradaki bir vakayı anlatırken kendisi söyler: "Şerefeddin eydür Kastamonide olurdum İsfendiyar Bey yanındadır, orada bir nakkaş yiğit vardı." Günümüz Türkçesiyle: "Şerefeddin der ki: Kastamonu'da İsfendiyar Bey'in yanında bulunuyordum; orada nakkaş bir delikanlı vardı." İstanbul yolculuğuna ve dönüşte yolda bitlendiği için hazırladığı cıvalı fitile dair hikâyeler de bu kitaptadır.
Yazma nüshası ve neşri: Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih nr. 3619. Eser ilk kez 1920'de Rusçuklu Hakkı tarafından İkdam gazetesinde tanıtıldı. İlter Uzel ve Kenan Süveren'in neşri 1999'da Atatürk Kültür Merkezi Yayınları arasında çıktı.
Kendisine Nispet Edilen Müfîd
Bursalı Mehmed Tâhir Osmanlı Müellifleri'nde Müfîd (Nazmü't-teshîl) adlı manzum bir tıp eserini Sabuncuoğlu'na mal etmiştir. Sonraki incelemeler kitabın onun öğrencisi Muhyiddin Mehî'ye ait olduğunu, Sabuncuoğlu'nun ise öğrencisinin bu eserini kendi eliyle nesih hattıyla istinsah ettiğini ortaya koymuştur. Bu istinsah, onun hattat yönüne ve öğrencileriyle ilişkisine dair küçük ama somut bir belgedir.
Türkçe Yazma Tercihi
Sabuncuoğlu'nun üç eserini birbirine bağlayan şey dildir. Arapça ve Farsçayı iyi bildiği eserlerindeki terimlerden anlaşılır; buna rağmen Türkçe yazmayı bilerek seçmiş ve nedenini iki kez kendi kalemiyle açıklamıştır. Akrâbâzîn Tercümesi'nin sonsözünde şöyle der:
Zîrâ kim 'ilm-i tıbbın kitâbları Fârisî ve Tâzî dilinde düzülmişdür. Rûm ehlünün ekseri 'Arabî ve Fârisî dilün bilmeyüp âciz ve âtıl olmuşlardır.
Günümüz Türkçesiyle: Çünkü tıp ilminin kitapları Farsça ve Arapça yazılmıştır. Rum ülkesinin halkının çoğu Arapça ve Farsça bilmediği için bu kitaplar karşısında aciz kalmış, onlardan yararlanamaz olmuştur.
Aynı düşünce Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'de daha da açık bir dille tekrarlanır:
Bu kitabı Türkî yazdum. Türkî yazduğum şol ecilden oldu kim Kavm-i Rûm Türkî dilin söylerler... ohuyanları dahi Türkî kitâblar ohurlar.
Günümüz Türkçesiyle: Bu kitabı Türkçe yazdım. Türkçe yazmamın sebebi şudur: Rum ülkesinin halkı Türkçe konuşur, okuyanları da Türkçe kitap okur. Yazar devamında, çağının cerrahlarının çoğunun okuma yazma bilmediğini, bilenlerin de ancak Türkçe kitap okuyabildiğini, Türkçe bir kitaba başvurduklarında hatalı işlem yapmaktan kurtulacaklarını söyler. "Rum" burada Anadolu'yu, "Kavm-i Rûm" da Anadolu'nun Türkçe konuşan halkını anlatır.
Bilgisini saklamadığını da aynı açıklıkla yazar: "Ey tâlib bilmiş olasın, bu bana keşf olan san'atı aslıyla bu kitabta beyân ve 'ayân itdim. Hiç nev'ale buhl itmedim." Günümüz Türkçesiyle: Ey öğrenci, bilmiş ol ki bana açılan bu sanatı aslıyla bu kitapta açıkça anlattım, hiçbir konuda cimrilik etmedim. Bu cümle, bir ustanın çırağına bıraktığı bir vasiyet gibi okunabilir.
Eserlerinde Amasya
Sabuncuoğlu'nun kitaplarında Amasya bir manzara olarak anlatılmaz. Şehir, kitapların yazıldığı, hastaların bakıldığı ve meslektaşların kitap istediği yer olarak, satır aralarında görünür. Bunların en belirgini Mücerrebnâme'de, Fatih'e kitabını sunmak için yaptığı yolculuğu anlattığı yerdir:
Kim bir kere pâdişâh kapısında maslahatım oldu, vardım İstanbul'a indim... sonra maslahatımız bitip yine Amassiyya şehrine ric'at ettik.
Günümüz Türkçesiyle: Bir kere padişahın kapısında bir işim oldu, gidip İstanbul'a indim... sonra işimiz bitince yine Amasya şehrine döndük. Metindeki "Amassiyya" yazımı, şehrin adının o çağdaki Türkçe söylenişlerinden birini yansıtır. Bu cümle, Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'nin 1465'te sultana sunulmak üzere Amasya'dan İstanbul'a götürüldüğünü ve yazarın şehrine geri döndüğünü gösteren başlıca kayıttır. TDV İslâm Ansiklopedisi bu bilgiyi Mücerrebnâme'nin Fatih nüshasının 44b varağına dayandırır; dönüş yolunda Bolu, Gerede ve Tosya'ya uğradığı da aynı yerde anlatılır.
Amasya'nın ikinci izi, kitabın yazılış sebebidir. Mücerrebnâme'nin önsözüne göre kitabı isteyenler Amasya'daki hekimlerdir. Bu, XV. yüzyıl ortasında şehirde darüşşifanın çevresinde, birbirinin tecrübesine başvuran, Türkçe kitap okuyan bir hekim topluluğu bulunduğunu gösterir. Üçüncü iz Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'deki bir vakadır: yazar, kendisinden yazı öğrenen bir talebenin yanağındaki yumurta büyüklüğünde bir uru yardığını anlatır. Yerinin Amasya olduğu metinde söylenmez, ama yazarın hayatının büyük bölümünü orada geçirdiği düşünülürse, şehirde hem hekimlik hem hat hocalığı yaptığına dair bir ipucu sayılabilir; bu bizim çıkarımımızdır.
Biyografide anlatılan, Amasya çarşısında boğazını açarak hayatını kurtardığı bir hastayla karşılaşması da aynı türden bir kayıttır. Bu hikâyenin özgün cümlelerine erişebildiğimiz kaynaklarda rastlamadığımız için burada aktarmıyoruz.
Etkisi ve Kaynaklarda Değerlendirilmesi
Sabuncuoğlu'nun adına ölümünden sonra ilk kez cerrah İbrâhim b. Abdullah'ın 911 (1505) tarihli Alâim-i Cerrâhîn'inde rastlanır. İbrâhim b. Abdullah, onun adını vererek Mücerrebnâme'den kadın hastalıklarında kullanılan bir fitilin formülünü aktarır. Öğrencilerinden Gıyâs b. Muhammed İsfahânî de II. Bayezid'e ithaf ettiği Farsça Mir'âtü's-sıhha'da hocasının tıptaki başarılarını över ve onu örnek aldığını söyler. Bundan sonra adı uzun süre anılmaz. TDV İslâm Ansiklopedisi bunun başlıca iki sebebini, taşrada, Amasya'da yaşamasına ve eserlerini dönemin bilim dili Arapça yerine Türkçe yazmasına bağlar.
Amasya'nın kendi tarihçisi Hüseyin Hüsameddin, onu "Şerefeddîn İsa Çelebi-Sabuncuzâde" başlığıyla anar ve eserlerinden bilhassa Mücerrebnâme'yi öne çıkarır. Maddesinin eserlerle ilgili kısmı şöyledir:
855 târihinde Fatih Sultân Mehmed'in cülûsunda Amasya Dârüşşifâ'sı tabîbi olup yirmi yıldan ziyâde bu vazîfesinde mukdimâne çalışdı. Amasya vâliliğinde Sultân Bâyezîd-i Sânî'ye çatıp etibbâ-yı hâssa meyânına idhâl edildi. Büyük bir refâh gördü. İşte bu esnâda tedâvî etdiği hastalar üzerinde tatbikler, tecrübeler icrâ ederek tecrübelerinin hülâsasından bâhis "Kitâbü'l-Mücerrebât" adlı eserini yazdı. Dişçiliğe, eczâcılığa dâir de eserler yazıp Türk tabâbetine hayli eserler yazıp 878 sâlinden sonra vefât etdi.
Günümüz Türkçesiyle: 855 yılında (1451) Fatih Sultan Mehmed'in tahta çıkışında Amasya Darüşşifası'na tabip oldu ve yirmi yıldan fazla bu görevde gayretle çalıştı. Sultan II. Bayezid Amasya valisiyken ona yakınlaştı ve has hekimler arasına alındı, büyük bir refah gördü. İşte bu sırada tedavi ettiği hastalar üzerinde uygulamalar ve denemeler yaparak, bu denemelerinin özetini anlatan "Kitâbü'l-Mücerrebât" adlı eserini yazdı. Dişçilik ve eczacılık üzerine de eserler yazdı, Türk hekimliğine pek çok eser kazandırdı ve 878 (1473-74) yılından sonra öldü.
Hüsameddin'in kaydı, darüşşifadaki hizmet süresini modern çalışmalardaki on dört yıldan uzun tutar, ölüm tarihini de 1473-74 sonrasına çeker. Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'yi hiç anmaması ve "dişçilik ve eczacılık" üzerine eserlerden söz etmesi ise dikkat çekicidir. Dişçilikle ilgili bilgilerin Cerrâhiyye'nin içinde bulunduğu bilinir; İlter Uzel 1975'te bu kitaptaki diş hekimliği bilgilerini ayrı bir makalede incelemiştir. Eczacılık eseri de büyük ihtimalle Akrâbâzîn Tercümesi'dir. Hüsameddin'in elinde bu kitapların kendisinden çok, adlarını ve konularını bildiren kayıtlar bulunduğu düşünülebilir; bu bizim çıkarımımızdır.
Yeniden keşif XX. yüzyılın başında başlar: Mücerrebnâme 1920'de, Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye 1927'de tanıtılır, ardından Ünver, Huard ve Grmek, Uzel ve Süveren'in yayınları gelir. 1985'te Kayseri'de Sabuncuoğlu adına bir kongre toplanmış, 2008'de Amasya'da darüşşifanın 700. yılı anısına düzenlenen uluslararası kongre eserlerini yeniden gündeme getirmiştir. Bugün çalıştığı darüşşifa Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak ziyarete açıktır.
Aynı yüzyılda Amasya'dan çıkan öteki hekim yazar Amirdovlat Amasyatsi ile karşılaştırma da öğreticidir. Gueriguian, Amirdovlat'ın eserlerini yalnız Ermenice yazmasını, onun "ilaçlar konusunda aramızda bir boşluk vardı, bu yüzden yabancılara muhtaç olduk" sözüyle açıklar. Sabuncuoğlu'nun Türkçe tercihine dair cümleleri de aynı kaygıyı taşır: tıp bilgisini kendi dilinde okuyan bir hekim topluluğuna ulaştırmak. İki Amasyalı hekimin birbirini tanıyıp tanımadığına dair bir belge yoktur. Amirdovlat'ın eserleri için Amirdovlat Amasyatsi: Yazar ve Eserleri yazısına bakılabilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, "Şerefeddîn İsa Çelebi-Sabuncuzâde" maddesi (e-kitap s. 385). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page385.html
Akademik çalışmalar
- Nuran Yıldırım, "Sabuncuoğlu Şerefeddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 35, İstanbul 2008, s. 358-359. https://islamansiklopedisi.org.tr/sabuncuoglu-serefeddin
- Ali Haydar Bayat, "Cerrâhiyye-i İlhâniyye", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993, s. 420. https://islamansiklopedisi.org.tr/cerrahiyye-i-ilhaniyye
- John L. Gueriguian, "Amirdovlat' Amasiats'i: His Life and Contributions", Journal of the Society for Armenian Studies, 3, 1987, s. 63-91. https://archive.org/details/Gueriguian1987Amirdovlat
- Ayhan Verit, Tuncay Toprak, Fatma Ferda Verit, "Şereffeddin Sabuncuoğlu (1386-147?): An Overlooked Yet Brilliant Ottoman Physician", Acta Medico-Historica Adriatica, 22(1), 2024, s. 261-270. https://ojs.srce.hr/index.php/amha/article/download/35296/17374/149760
- Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Sabuncuoğlu Şerefeddin ("Amasya'yı Yaşıyorum" projesi dergisi), Mart 2025, s. 4-8. https://amasyaasml.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/05/01/972524/dosyalar/2025_04/14104029_sabuncu.pdf
Kitaplar
- Sabuncuoğlu Şerefeddin, Mücerrebnâme, Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih nr. 3619, vr. 44b (TDV İslâm Ansiklopedisi maddesindeki atıfla). islamansiklopedisi.org.tr
Diğer kaynaklar
- Osman Sabuncuoğlu, Salim Aydüz, "The 15th Century Turkish Physician Serefeddin Sabuncuoglu Author of Cerrahiyetu'l-Haniyye", Muslim Heritage, 2010. https://muslimheritage.com/serefeddin-sabuncuoglu-cerrahiyetu-l-haniyye/
