Özgün Metin

Vezin: fā’ilātün fā’ilātün fā’ilün

Tā fedā dil kerdemeş cān nīz hem
Düşmenem şod ḫalḳ u cānān nīz hem
Yek ramaḳ bī-la‘l-i vey ez-cān ne-mānd
Her dem ender-ıẓṭırāb ān nīz hem
Zaḫm-ı tīret ger be-dil şod yādgār
Der-ciger z’ū mānd peykān nīz hem
Vāy-ı men ger hemçü ṣabr u ṭāḳatem
Rūy mī-gerdāned efġān nīz hem
Dūr ez-ān meh-rū koned mā-rā Münīr
Ṭāli‘-i vārūn u devrān nīz hem

Günümüz Türkçesiyle

1. Ona gönlümü, canımı da feda edeli beri halk da bana düşman oldu, canan da.

2. Onun lal dudağı olmadan candan bir ramak kalmadı; can da zaten her an ıstırap içindedir. (Viyana nüshasında "ne-mānd" (kalmadı) yerine "be-mānd" (kaldı) okunur; neşirdeki kayıtta bir harf basılamadığı için kelimeler metinden tamamlanmıştır. Ersoy mısraı "canımı vermeye ramak kaldı" diye anlar.)

3. Okunun yarası gönle yadigâr kaldıysa, ciğerde de ondan temreni kaldı. (Temren, okun ucundaki sivri demirdir.)

4. Vay bana, eğer sabrım ve takatim gibi feryadım da benden yüz çevirirse.

5. Ey Münîr, bizi o ay yüzlüden ters dönmüş talih de uzak düşürür, felek de.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz ikincisidir (fg 102). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "nīz hem" (dahi, de) sözüdür; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-ān" sesidir: cān, cānān, ān, peykān, efġān, devrān. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 86a) ve Viyana (VY 69b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Redifteki "nīz" ve "hem" kelimelerinin ikisi de "dahi, de" anlamındadır. Aynı anlamdaki iki kelimenin yan yana gelmesi, her beytin sonunda bir ekleme ve çoğalma duygusu verir. Gazelin bütün beyitleri bu yüzden çiftler üzerine kurulur: gönül ile can, halk ile canan, can ile ıstırap, yara ile temren, sabır ve takat ile feryat, talih ile felek. Âşığın kayıpları ve düşmanları her beyitte bir tane daha artar.

Matlada "cān" ile "cānān" (sevgili) kafiyede yan yana gelir. İki kelime arasındaki ses yakınlığı, beytin acı düşüncesini keskinleştirir: Âşık canını sevgiliye feda etmiş, karşılığında canan da ona düşman olmuştur. Halkın düşmanlığı ile sevgilinin düşmanlığının bir arada söylenmesi, âşığı bütünüyle yalnız bırakır.

İkinci beyitte kafiye kelimesi "ān" Farsçada "o" demektir; aynı ses Arapça kökenli "ân" (an, lahza) kelimesini de hatırlatır ve mısradaki "her dem" (her an) sözüyle bu ikinci anlam arasında bir ilgi sezilir. Dudak ile can arasındaki bağ, divan şiirinde sevgilinin dudağının can bağışlamasına dayanır; dudak yokken can tükenmek üzeredir. Viyana nüshasının okuyuşu "ramak kaldı" anlamını doğrudan verir.

Üçüncü beyit ok imgesini ayrıntılandırır. Okun yarası gönülde, temreni ise ciğerde kalmıştır; ok ile temren, gönül ile ciğer arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitte sabır ve takat çoktan gitmiştir; âşık feryadının da onları izlemesinden korkar, çünkü feryat ona kalan son şeydir. Mahlas beyti bütün bu kayıpların sebebini âşığın dışına, ters dönmüş talihe ve döneklikle anılan feleğe bağlar. "Devrān" (felek, zaman) ile "vārūn" (ters) kelimeleri feleğin dönüşünü ve tersliğini birlikte düşündürür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar