Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün (neşir ayrıca müstef‘ilün fe‘ūlün müstef‘ilün fe‘ūlün verir)

Türk-i süvāre dīdem der-ḳaṣd-ı cān mükemmel
Ḫūn-rīzter ez-ān şod bārī ki didem evvel
Ger cān ḫalāṣ yābed ez-tīr-i ġamze-i to
Dil key buved rehīden z’īn nergis-i mükeḥḥal
Taḥrīr-i şevḳ-ı ‘ışḳet ḫᵛāhed ki dīde gerded
Ez-ḫūn-ı dil keşīde’st ber-levḥ-i çihre cedvel
Tebdīl-i ḥālet-i ‘ışḳ gerçi sefer şod ammā
Ber-her kocā ki reftem ḥālem ne-şod mübeddel
Fikr-i leb ü dehānet şod der-dilem ez-īn rū
Goftem laṭīf ü nāzük şi‘rī çonīn muḫayyel
Devr-i teselsül ey dost her cā ki şod naẓar hest
Çeşm-i Münīr ez-ānest ber-īn ḫaṭ-ı müselsel

Günümüz Türkçesiyle

1. Cana kastetmekte kusursuz, atlı bir Türk güzeli gördüm; ilk gördüğümden de daha kan dökücü olmuş. (Divan şiirinde "Türk" güzel ve gönül yağmalayan sevgili demektir; burada atlı oluşuyla bir akıncıyı da andırır.)

2. Can senin yan bakışının okundan kurtulsa bile, gönül bu sürmeli nergisten nasıl kurtulsun. (Nergis, biçimi yüzünden gözün karşılığıdır.)

3. Göz senin aşkının şevkini yazmak istedi; bu yüzden gönül kanından yüz sayfasına cetvel çekti. (Cetvel, yazı sayfasının kenarına çekilen çizgidir; kanlı gözyaşlarının yüzde bıraktığı izleri anlatır.)

4. Aşk hâlini değiştirmek için sefere çıkıldıysa da, gittiğim her yerde hâlim değişmedi. (Ersoy beyti "akın verdiği halleri değiştirmek için sefere çıktıysak da" diye anlar.)

5. Gönlümde dudağının ve ağzının düşüncesi bulunduğu için böyle latif, nazik ve hayal dolu bir şiir söyledim.

6. Ey dost, nerede bir bakış varsa orada bir zincirleme dönüş vardır; Münîr'in gözünün bu zincirleme yazının üzerinde olması bundandır. ("Müselsel" sözlük anlamıyla zincirleme demektir; hat sanatında harfleri birbirine bağlanarak yazılan yazıya da müselsel denir. Ersoy beyti "Her nerede arka arkaya gezinti yapılırsa orada bir bakış olur" diye anlar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin doksan dokuzuncusudur (fg 99). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtün mef‘ûlü fâ‘ilâtün" kalıbıdır; neşir bu gazel için ikinci bir vezin satırı olarak "müstef‘ilün fe‘ûlün müstef‘ilün fe‘ûlün" kalıbını da verir. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz. Kafiye "-el" sesidir: mükemmel, evvel, mükeḥḥal, cedvel, mübeddel, muḫayyel, müselsel. Şiir Vatikan (VT 85b) ve Viyana (VY 67b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Ersoy, neşrin girişinde Münîrî'nin kendi şiirini nasıl nitelediğini anlatırken bu gazelin 5. beytini örnek verir. Şair şiirini "dür-efşān" (inci saçan), "revān ve āb-dār" (akıcı ve parlak), "dil-küşā" (gönül açan), "laṭīf" ve "nāzik" sıfatlarıyla anar; bu beyit son iki sıfatın geçtiği örnektir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir akın sahnesiyle açılır. Atlı Türk güzeli cana kastetmekte kusursuzdur ve her görülüşünde daha kan dökücü olur. Divan şiirinde "Türk" kelimesi güzelliği ve gönül yağması yapan zalim sevgiliyi anlatır; süvari olması bu anlamı bir savaşçı imgesiyle birleştirir. İkinci beyitte can gamze okundan kurtulsa bile gönül sürmeli gözden kurtulamaz; ok ile göz, can ile gönül karşılıklı dizilir. "Mükeḥḥal" (sürmeli) kelimesi gözün siyahlığını ve keskinliğini birlikte anlatır.

Üçüncü beyit yazı sanatının diliyle kurulur. Göz, aşkın şevkini yazmak isteyen bir kâtip gibidir; yüzü bir sayfa yapmış, gönül kanından bu sayfaya cetvel çekmiştir. Kanlı gözyaşlarının yüzde bıraktığı çizgiler, yazmadan önce sayfaya çekilen cetvel çizgilerine benzetilir. "Taḥrīr" (yazma), "levḥ" (sayfa, levha) ve "cedvel" arasında tenasüp vardır. Son beyitteki "ḫaṭ" kelimesiyle bu yazı dili gazelin sonuna kadar sürer.

Dördüncü beyitte sefer hâl değiştirmek için yapılır, ama âşığın hâli hiçbir yerde değişmez. "Tebdīl" (değiştirme) ile "mübeddel" (değişmiş) aynı kökten gelir. Beşinci beyit şairin kendi şiiri üzerine bir sözdür: Gönlünde sevgilinin dudağı ve ağzı bulunduğu için şiiri latif ve nazik olmuştur. Divan şiirinde sevgilinin ağzı küçüklüğü ve inceliğiyle anıldığından, "laṭīf" ve "nāzük" sıfatları hem ağza hem şiire yakışır; şiirin inceliği sevgilinin ağzının inceliğinden gelir.

Mahlas beyti kafiyede ikinci bir iştikak kurar: "teselsül" (zincirleme sürüp gitme) ile "müselsel" (zincirleme) aynı köktendir. "Ḫaṭ" kelimesi hem yazı hem de yanaktaki ayva tüyü anlamına geldiği için "ḫaṭ-ı müselsel" iki türlü düşünülebilir: Zincir halkaları gibi birbirine bağlanan bir yazı ya da yanaktaki kıvrım kıvrım ayva tüyü. Münîr'in gözü bu zincirleme çizginin üzerindedir. Beyitteki "devr" ile "teselsül" kelimeleri ise kelâm ilminde döngü ve sonsuz zincirleme anlamında kullanılan iki terimi hatırlatır; şair bu terimleri bakışın birbirini izleyişine uygular.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar