Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Dīdem ān ebrū-yı nūn u ‘ayn-çeşm ü mīm-fem
Ḳultü yā ‘aynī e-hünne fitnetün ḳālet ne‘am
‘Ārıż u zülf-i siyāheş dil be-hem dīd ü be-goft
Men ra’ā fī’l-cenneti nūran ḳarīnen bi’ẓ-ẓulem
Dil zi-cām-ı la‘l-i nābet cür‘a’ī ḫᵛāhed müdām
Şerbetün min fīk ḫayrun leẕẕeten ‘an cām-ı Cem
Ey ṣabā ez-kārbān-ı būy-ı zülf-i yār-ı men
Ci’te lī bi’l-beşr ra’yen ve’hve ni‘me’l-muġtenem
Ger zi-to ez-cām-ı ‘ışḳ-ı yār porsend ey Münir
Ḳul lenā’l-‘ayşü’l-müdāmi bi’l-müdāmi ve’n-ni‘am

Günümüz Türkçesiyle

1. O nun harfi gibi kaşı, ayın harfi gibi gözü, mim harfi gibi ağzı gördüm. "Ey gözüm, bunlar fitne midir?" dedim; "evet" dedi. (İkinci mısra Arapçadır.)

2. Gönül onun yanağını ve kara zülfünü bir arada gördü ve dedi ki: "Cennette karanlıklarla yan yana bir nur gören kim vardır?" (İkinci mısra Arapçadır.)

3. Gönül senin saf yakut dudağının kadehinden her zaman bir yudum ister; çünkü senin ağzından bir şerbet, lezzetçe Cem'in kadehinden daha iyidir. (İkinci mısra Arapçadır; Cem'in kadehi, divan şiirinde efsanevî İran hükümdarı Cemşid'e nispet edilen kadehtir.)

4. Ey saba, sevgilimin zülfünün kokusunu taşıyan kervandan bana sevinçli bir haberle geldin; bu ne güzel bir ganimettir. (İkinci mısra Arapçadır; Ersoy mısraı "onun sıhhatinin haberini getirdin" diye anlar.)

5. Ey Münîr, sana sevgilinin aşk kadehini sorarlarsa de ki: "Bizim için şarapla ve nimetlerle süren daimî bir yaşayış vardır." (İkinci mısra Arapçadır; "müdām" kelimesi burada hem "daimî" hem "şarap" anlamında iki kez geçer.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz dokuzuncusudur (fg 109). Her beytin birinci mısraı Farsça, ikinci mısraı Arapçadır. Eski şiirde iki ya da daha çok dilin bir arada kullanıldığı bu tür manzumelere mülemma denir; dillerin mısra mısra dönüşümlü dizilmesi bu gazelde baştan sona düzenli olarak sürdürülür. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-em" sesidir: fem, ne‘am, ẓulem, Cem, muġtenem, ni‘am. Şiir Vatikan (VT 87b) ve Viyana (VY 157) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla harf benzetmeleri üzerine kurulur. Divan şiirinde kaş eğriliğiyle "nun" (ن), göz biçimiyle "ayın" (ع), ağız küçüklüğüyle "mim" (م) harfine benzetilir. Şair bu üç harfi sıraladıktan sonra beyti Arapça bir soru cevapla bitirir: Âşık gözüne bunların fitne olup olmadığını sorar, cevap "ne‘am", yani "evet"tir. Arapçada "ne‘am" kelimesi tam da nun, ayın ve mim harfleriyle yazılır (نعم). Böylece sevgilinin kaşı, gözü ve ağzı bir araya gelince "evet" kelimesini oluşturur; cevabı veren, sevgilinin yüzünün kendisidir. Bu harf oyunu bizim tespitimizdir. Âşığın seslendiği "‘aynī" (gözüm) kelimesi de ayın harfinin adıyla aynı köktendir; Arapçada "‘ayn" sözlük anlamıyla göz demektir.

İkinci beyit nur ile karanlık tezadını işler. Yanak aydınlık, zülüf karadır; ikisinin yan yana durması cennette karanlıkla bitişik bir ışık görmek gibi olağan dışı bir manzaradır. Cennet benzetmesi sevgilinin güzelliğini dünyevî ölçülerin üstüne taşır.

Üçüncü ve beşinci beyitler şarap mazmunu etrafında birleşir. Üçüncü beyitte sevgilinin dudağı bir kadehtir ve oradan alınacak bir yudum Cem'in kadehinden üstün tutulur. Beşinci beyitte "müdām" kelimesi aynı mısrada iki kez geçer: "el-‘ayşü'l-müdām" (daimî yaşayış) ve "bi'l-müdām" (şarapla). Kelime sözlük anlamıyla hem sürekli hem şarap demektir; aynı yazılışla iki ayrı anlam taşıdığı için burada tam bir cinas vardır. Üçüncü beyitteki Farsça "müdām" (her zaman) da bu oyuna hazırlık gibidir; bu bağlantı bizim çıkarımımızdır. Dördüncü beyitte saba yine sevgilinin kokusunu getiren haberci olarak görünür; kokunun bir "kervan" olarak düşünülmesi, getirilen haberin bir "ganimet" sayılmasıyla tenasüp kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar