Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ān dem ki cür‘a-i mey-i ‘ışḳet çeşīdeīm
Dīger ḫalāṣ-ı mestī-i ān mey ne-dīdeīm
Mest-i ḫarāb-ı sāḳī-i bezm-i ezel şodīm
Ez-fikr-i neng ü ġuṣṣa-i ġayret rehīdeīm
Dil bā-ḫayāl-i vaṣl-ı to ülfet girift tā
Z’ān dem ta‘alluḳ-ı heme ‘ālem borīdeīm
Ez-pertev-i cemāl-i to yek ẕerre’ī ne-būd
Bā-īn ṣıfat ki ṣūret-i Yūsuf şenīdeīm
Terk-i vücūd-ı her dü cihān kerdeīm mā
Faḳr u fenā vü derd-i ġamet-rā gozīdeīm
Īn tengnā-yı ‘ālem-i süflī ne cāy-ı māst
Bī-bāl ü per be-‘ālem-i ‘ulvī perīdeīm
Ez-behr-i pāy-būs-ı seg-i kūy-ı vey Münīr
Ḫūnīn-ciger çü eşk be-her sū devīdeīm

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin aşkının şarabından bir yudum tattığımız andan beri o şarabın sarhoşluğundan bir daha kurtuluş görmedik.

2. Ezel meclisinin sakisinin elinden içip sarhoş ve harap olduk; utanma düşüncesinden ve kıskançlık kaygısından kurtulduk. ("Ġayret" sözlük anlamıyla hem kıskançlık hem de onur kaygısı demektir; Ersoy ikinci mısraı "senden başkasının kaygısından kurtulmuşuz" diye anlar.)

3. Gönül senin kavuşma hayalinle dostluk kurduğundan beri, o andan itibaren bütün dünya ile bağımızı kestik.

4. Senin güzelliğinin ışığından onda bir zerre bile yoktu; Yusuf'un yüzünü ise bu vasıfla, dillere destan bir güzellik diye işitmiştik. (Beyit iki türlü okunabilir: bizim okuyuşumuzda Yusuf'un ünlü güzelliği sevgilinin ışığının bir zerresi bile değildir; Ersoy ise beyti "senin cemalinin ışığı karşısında bir zerre bile kalmadığı için bu sıfatla Yusuf yüzlü olduğunu işittik" diye anlar.)

5. Biz iki dünyanın varlığını terk ettik; yoksulluğu, yokluğu ve senin gamının derdini seçtik.

6. Bu aşağı dünyanın darlığı bizim yerimiz değildir; kanatsız ve kolsuz, yüce âleme uçtuk.

7. Ey Münîr, onun mahallesinin köpeğinin ayağını öpmek için ciğeri kan içinde, gözyaşı gibi her yana koştuk.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz altıncısıdır (fg 106). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde gazel "-īm" redifiyle gösterilir; bu ek Farsçada "-dık, -dik" anlamında birinci çoğul kişiyi bildirir ve beyit sonlarında "-īde" ile birleşerek "-īdeīm" sesini kurar: çeşīdeīm, ne-dīdeīm, rehīdeīm, borīdeīm, şenīdeīm, gozīdeīm, perīdeīm, devīdeīm. Şiir Vatikan (VT 87a) ve Viyana (VY 70a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona "biz" ağzıyla konuşur ve aşkın içilen bir şarap olduğu fikri üzerine kurulur. İlk iki beyitte cür‘a (yudum), mey, mestlik, saki ve meclis kelimeleri arasında açık bir tenasüp vardır. İkinci beyitteki "bezm-i ezel", yani ezel meclisi, divan şiirinde ruhların yaratılışta Allah'a verdiği söz meclisini anan bilinen bir mazmundur; âşığın sarhoşluğunun dünyaya gelmeden önce başladığını söylemenin yoludur. Bu yüzden ilk beyitteki "kurtuluş görmedik" sözü bir şikâyet olmaktan çok bir övünmedir; bu yorum bizim çıkarımımızdır.

Üçüncü ve beşinci beyitler terk ve vazgeçiş diliyle konuşur. Gönül kavuşma hayaliyle dost olunca bütün dünyayla ilişkisini keser; ardından iki dünyanın varlığı birden bırakılır ve yerine "faḳr u fenā", yani yoksulluk ve yokluk seçilir. Bu iki kelime tasavvuf dilinde bilinen anlamlarıyla benlikten ve dünyadan geçmeyi anlatır. Altıncı beyitte "süflî" (aşağı) ile "ulvî" (yüce) âlem arasındaki tezat, dünyanın "tengnā"sı, yani darlığı ile göğün genişliği karşıtlığıyla pekişir. Kanatsız uçmak bir paradokstur ve uçuşun bedenle değil ruhla olduğunu ima eder.

Dördüncü beyit Hz. Yusuf'a telmih yapar. Divan şiirinde güzellik ölçüsü sayılan Yusuf'un yüzü, sevgilinin güzelliğinin ışığı yanında bir zerre bile değildir; "pertev" (ışık) ile "ẕerre" (güneş ışığında görünen toz zerresi) arasında da tenasüp vardır. Ersoy'un anlamı beyti farklı bağlar; Günümüz Türkçesiyle bölümünde iki okuyuşu da gösterdik.

Mahlas beyti aşkın en alçakgönüllü hâlini sergiler. Âşık sevgilinin mahallesindeki köpeğin ayağını öpmeye koşar; kûy-ı yâr köpeği divan şiirinde sevgilinin kapısına yakın olduğu için âşığın imrendiği bir varlıktır. "Ḫūnīn-ciger" (ciğeri kanlı) ile kanlı gözyaşı arasında örtük bir bağ kurulur: Gözyaşı yanaktan aşağı akıp gittiği gibi âşık da her yöne koşar. "Devīden" sözlük anlamıyla koşmak demektir ve gözyaşının akışını da çağrıştırır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar