Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Lāḥa vechü’r-rūḥ ‘an ke’si’l-müdām
Eyyühe’l-‘uşşāḳ ḳūmū li’l-merām
Sāḳīyā vaḳt-i ṣabūḥ irişdi çün
Ente rūḥī ruḥanā fe’sḳi’l-müdām
Ez-ṣafā-yı la‘l-i rūḥ-efzā-yı to
Mā şeribtü’r-rāḥa illā bi’d-devām
Zāhid-i ḫalvet-nişīne şükr kim
Şöyle pūşīde olupdur sırrı-ı cām
Ḫūn-ı men ber-la‘l-i to z’ān şod ḥelāl
Mā yerā’l-‘uşşāḳ ḥalle lā-cerām
Devr-i güldür zāhidā ‘ayb itmegil
Nūş idersem bāde-i müşkīn-ḫıtām
Cān dehed ber-bāde-i vuṣlat Münīr
Ḳıṣṣa-rā kūtāh kerdem ve’s-selām

Günümüz Türkçesiyle

1. Ruhun yüzü şarap kadehinden göründü; ey âşıklar, muradınıza doğru kalkın. (Beyit Arapçadır ve iki türlü okunabilir: "lāḥa" fiili sözlük anlamıyla hem görünmek, parlamak hem de susamak demektir; Ersoy birinci mısraı "ruh, şarap dolu kadehe susadı" diye anlar.)

2. Ey saki, sabah şarabının vakti geldiğine göre, sen benim ruhumsun; ruhumuza şarap sun. (Birinci mısra Türkçe, ikinci mısra Arapçadır.)

3. Senin cana can katan lal dudağının safasından dolayı şarabı ancak durmadan içtim. (İkinci mısra Arapçadır.)

4. Halvette oturan zahide karşı şükür ki kadehin sırrı ondan böylece gizli kalmıştır. (Beyit Türkçedir.)

5. Benim kanım senin lal dudağına bu yüzden helal oldu; şüphesiz âşıkların gördüğü budur. (İkinci mısra Arapçadır ve iki türlü okunabilir; Ersoy "hiç şüphesiz âşıklar öyle görmeseler de" diye anlar.)

6. Ey zahit, gül mevsimidir; misk kokulu mühürle kapanmış şarabı içersem ayıplama. (Beyit Türkçedir.)

7. Münîr kavuşma şarabına canını verir; hikâyeyi kısa kestim, vesselam.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz on birincisidir (fg 111). Neşir gazeli Farsça gazeller arasına koyar, ama şiir üç dilde yazılmıştır. Birinci beyit bütünüyle Arapçadır. İkinci beytin birinci mısraı Türkçe, ikinci mısraı Arapçadır. Üçüncü ve beşinci beyitlerde birinci mısra Farsça, ikinci mısra Arapçadır. Dördüncü ve altıncı beyitler Türkçedir; "olupdur", "itmegil", "idersem" gibi ekler ve kelimeler bunu açıkça gösterir. Ersoy bu iki beytin anlamını vermez. Mahlas beyti Farsçadır ve Arapça "ve's-selām" ile biter. Eski şiirde birden çok dilin bir arada kullanıldığı bu tür manzumelere mülemma denir; bu gazelde Arapça, Farsça ve Türkçe birlikte kullanılmıştır.

Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-ām" sesidir: müdām, merām, müdām, devām, cām, lā-cerām, ḫıtām, selām. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 88a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir sabah meclisinin şiiridir. Matlada şarap kadehi görünür ve âşıklar kalkmaya çağrılır; ikinci beyitte "ṣabūḥ", yani sabah şarabının vakti gelmiştir. Saki, mey, kadeh, sabah şarabı ve gül mevsimi kelimeleri baştan sona tenasüp kurar. "Müdām" kelimesi sözlük anlamıyla şarap demektir ve ilk iki beytin kafiyesinde iki kez geçer; üçüncü beytin Arapça mısraındaki "bi'd-devām" (durmadan) aynı kökten gelir ve âşığın şarabı sürekli içtiğini söyler.

Dördüncü ve altıncı beyitler, zahidle âşık arasındaki bilinen çatışmayı Türkçe söyler. Halvetinde oturan zahit kadehin sırrını bilmez; âşık buna şükreder. Altıncı beyitte âşık gül mevsiminde şarap içtiği için ayıplanmamayı ister. Buradaki "bāde-i müşkīn-ḫıtām" (misk mühürlü şarap) ifadesi, Kur'an'da cennet şarabı için kullanılan "ḫitāmuhū misk" (sonu ya da mührü misktir, Mutaffifîn 26) sözünü hatırlatır; bu telmih bizim tespitimizdir. Böylece zahidin ayıpladığı şarap, cennet şarabını anan bir sözle anlatılmış olur.

Beşinci beyitte âşığın kanının sevgilinin dudağına helal olması, divan şiirinde sevgilinin âşığı öldürmesinin meşru sayılmasına dayanan bilinen bir mazmundur; lal dudağın kırmızılığı ile kan arasında da renk tenasübü vardır. Mahlas beyti gazeli bir kapanış formülüyle bitirir: "Hikâyeyi kısa kestim, vesselam." Söz, mektupları ve sohbetleri bitirmede kullanılan bir kalıptır ve gazelin son kafiyesini de taşır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar