Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

‘Ömrem be-ser resīd ki ān lāf mī-zenem
Ān ki be-yād-ı la‘l-i to cān mī-dehed menem
Dīdem nişān-ı ān kef-i pā der-zemīn demī
Şod sālhā be-nevk-i müje ḫāk ber-kenem
Şükr-i Ḫudā ki der-ḳadem-i devlet-i ġamet
Her cā ki mī-resem şeved ū cāy u meskenem
Āḫir be-fikr-i la‘l-i to güm mī-şevem velī
Ne’bved ‘aceb ki perde ez-īn sır ber-efkenem
Ger mī-konī merā be-naẓar-bāzīyem naẓar
Ālūdegī-i dīde me-bīn pāk-dāmenem
Ez-gerd-i rāh-ı sümm-i semendeş resed Münīr
Z’ān-rū münevverest belī çeşm-rūşenem

Günümüz Türkçesiyle

1. Ömrüm sona erdi, o yüzden şu övünç sözünü söylüyorum: Senin lal dudağının anısıyla can veren benim.

2. Bir an yerde o ayak tabanının izini gördüm; yıllardır kirpiğimin ucuyla toprağı kazıyıp duruyorum. (Ersoy kirpiği "temrene", yani ok ucuna benzetilmiş olarak anlar.)

3. Allah'a şükür ki senin gamının devletinin ayağı altında, her nereye varsam orası benim yurdum ve meskenim olur.

4. Sonunda senin lal dudağının düşüncesi içinde kaybolup gidiyorum; ama bu sırrın perdesini kaldırıp atsam da şaşılacak bir şey olmaz.

5. Bana bakacaksan güzellere bakmadaki ustalığıma bak; gözümün kirlenmişliğine bakma, ben eteği temiz biriyim. ("Pāk-dāmen" sözlük anlamıyla eteği temiz, yani iffetli demektir.)

6. Münîr onun atının nalının bastığı yolun tozuna ulaşır; bu yüzden, evet, gözüm nurlanmıştır, aydındır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz on üçüncüsüdür (fg 113). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde gazel "-em" redifiyle gösterilir; beyit sonları "-enem" sesinde birleşir: mī-zenem, menem, ber-kenem, meskenem, ber-efkenem, pāk-dāmenem, rūşenem. Şiir Vatikan (VT 88b) ve Viyana (VY 70b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir övünmeyle açılır. Ömrü sona eren âşık, sevgilinin dudağını anarak can verenin kendisi olduğunu ilan eder. "Lāf zeden" sözlük anlamıyla övünmek, iddialı söz söylemek demektir; burada övünülen şey ölümün kendisidir. İkinci beyit abartılı bir sahne kurar. Âşık sevgilinin ayak izini toprakta bir kez görmüş ve yıllardır kirpiklerinin ucuyla o toprağı kazımaktadır. Kirpiğin ok ucuna benzetilmesi divan şiirinde yaygındır; burada ok ucu bir kazma aracına dönüşür. Bu mübalağa, âşığın izi bir daha bulamadığını da sezdirir.

Üçüncü beyit gamı bir devlet, yani bir saadet ve iktidar olarak gösterir. Âşık bu devletin ayağı altında yurtsuzluğu yurt edinmiştir: Nereye gitse orası evidir. Dördüncü beyit sır ile perde mazmununu kullanır. Âşık dudağın düşüncesinde kaybolurken sırrı açığa vurmaktan da çekinmez; "güm şoden" (kaybolmak) ile "perde ber-efkenden" (perdeyi atmak) arasında gizlenme ile açığa çıkma karşıtlığı vardır.

Beşinci beyitte "naẓar" kelimesi aynı mısrada iki kez geçer: "naẓar-bāzī" (güzellere bakma ustalığı, bakış oyunu) ve "naẓar kerden" (bakmak). Âşık gözünün kirli, yani yaşla ve bakışla lekelenmiş göründüğünü kabul eder, ama eteğinin temiz olduğunu söyler. Göz ile etek, kirlilik ile temizlik arasındaki tezat beytin anlamını taşır.

Mahlas beytinde bir ses ve anlam ilişkisi dikkati çeker. Ersoy'un açıkladığı gibi "Münîr" Arapçada aydınlatan, ışık veren demektir; aynı beyitte geçen "münevver" (nurlanmış, aydınlanmış) kelimesi de aynı kökten gelir. Sevgilinin atının yolundaki toza ulaşan Münîr'in gözü bu tozla aydınlanır; "çeşm-rūşen" ifadesi sözlük anlamıyla göz aydın, yani sevinçli demektir. Mahlas ile "münevver" arasındaki bu ilgi bizim tespitimizdir. Tozun gözü aydınlatması, sevgilinin ayağının değdiği tozun göze sürme gibi çekilmesi düşüncesine dayanır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar