Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ger zi-rāz-ı Leylī-i zülf-i to bīrūn efkenem
Ḫalḳ-ı ‘ālem-rā heme ber-ḥāl-i Mecnūn efkenem
Müflis-i ‘ışḳam velī ez-çeşm-i gevher-bār-ı men
Künc-i her vīrāne-rā ṣad genc-i Ḳārūn efkenem
Esb-i himmet-rā be-meydān-ı ġamet geştem süvār
Na‘rahā ber-künbed-i gerdān-ı gerdūn efkenem
Āḫir ez-tīr-i ḫadeng-i ġamze-i dil-dūz-ı to
Pīş-i la‘let mī-revem ez-rīş-i dil ḫūn efkenem
Bā-vücūd-ı seyl-i eşk-i çeşm-i gevher-bār-ı men
Ber-heme ‘ālem ṣadā-yı Nīl ü Ceyḥūn efkenem

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin Leylâ gibi kara zülfünün sırrını dışarı vursam, bütün dünya halkını Mecnun'un hâline düşürürüm. ("Leylī" sözlük anlamıyla geceye ait, gece gibi kara demektir; Ersoy da kelimeyi "siyah" diye açar.)

2. Aşkın iflas etmiş bir yoksuluyum, ama mücevher saçan gözüm sayesinde her viranenin köşesine Karun'un yüz hazinesini saçarım.

3. Senin gamının meydanında himmet atına bindim; dönen feleğin kubbesine naralar atarım.

4. Sonunda gönül delen bakışının okundan (yaralanıp) senin lal dudağının önüne giderim ve gönül yaramdan kan saçarım. ("Ḫadeng" sözlük anlamıyla kavak ağacından yapılan bir tür oktur.)

5. Mücevher saçan gözümün gözyaşı seliyle bütün dünyaya Nil'in ve Ceyhun'un sesini salarım.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz on altıncısıdır (fg 116). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "efkenem" (atarım, salarım) kelimesidir; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-ūn" sesidir: bīrūn, Mecnūn, Ḳārūn, gerdūn, ḫūn, Ceyḥūn. Gazelde mahlas beyti yoktur; son beyitte şairin adı geçmez. Bu durum bizim tespitimizdir ve Ersoy'un anlamlarında da son beyitte bir hitap bulunmaz. Şiir Vatikan (VT 89b) ve Viyana (VY 71b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir mübalağa şiiridir. Âşık her beyitte dünyayı etkileyecek büyük bir iş yapacağını söyler ve redif "efkenem" bu işleri taşır: sırrı dışarı vurmak, halkı Mecnun hâline düşürmek, hazine saçmak, feleğe nara atmak, kan saçmak, dünyaya ses salmak. Aynı fiilin her beyitte başka bir nesneyle kullanılması gazele bir bütünlük verir.

Matla Leylâ ile Mecnun hikâyesine telmih yapar. "Leylī" kelimesi hem Leylâ'yı çağrıştırır hem de sözlük anlamıyla gece gibi kara demektir; böylece sevgilinin kara zülfü Leylâ'ya benzer. Bu zülfün sırrı açığa çıkarsa bütün insanlar Mecnun gibi aşktan delirir. Kafiyelerde de özel adlar dikkati çeker: Mecnun, Karun ve Ceyhun beyit sonlarında yer alır.

İkinci beyitte "müflis" (iflas etmiş) ile "genc" (hazine) arasında açık bir tezat vardır. Âşık yoksuldur, ama gözünden dökülen yaşlar mücevher gibidir ve her viraneye Karun'un hazinelerini saçar. Hazinenin viranede gizli olduğu düşüncesi divan şiirinde bilinen bir mazmundur; "künc" (köşe) ile "genc" (hazine) kelimeleri arasında da ses benzerliği vardır. Karun, zenginliğiyle anılan ve hazineleriyle birlikte yere batırıldığı anlatılan kişidir.

Üçüncü beyitte at, meydan ve binici kelimeleri bir savaş ya da cirit sahnesi kurar; âşık gamın meydanında atını sürüp göğe naralar atar. "Gerdān" (dönen) ile "gerdūn" (felek) arasında yakın sesli kelimelerle kurulan bir cinas vardır; bu bizim tespitimizdir. Dördüncü beyitte bakış oku âşığı yaralar ve âşık kanını sevgilinin lal dudağı önüne döker; kanın kırmızılığı ile lal arasında renk tenasübü vardır. Son beyitte gözyaşı seli Nil ve Ceyhun nehirleriyle ölçülür. "Çeşm-i gevher-bār" (mücevher saçan göz) ifadesi ikinci beyitte de geçmişti; böylece gazelin başındaki hazine ile sonundaki sel aynı gözden çıkar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar