Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Der-her zemīn behr-i to ḫūnhā çekāndeīm
Ez-dūd-ı dil be-çarḫ ‘alemhā nişāndeīm
Ez-müşkilāt-ı ‘ışḳ-ı to āvāze-i süḫan
Ber-lā-mekān-ı ‘ālem-i ‘ulvī resāndeīm
Ber-şaḫṣ-ı dehr-i dūn ki çonīn püşt-i pā zedīm
Dād-ı dil ez-‘acūze-i dünyā sitāndeīm
Behr-i ġubār-ı gerd-i rehet k’ūst kīmyā
Bā-dāmen-i dü dīde cevāhir feşāndeīm
Mest-i ḫarāb-ı ‘ışḳ-ı toyīm ez-berā-yı ū
Bī-iḫtiyār u bī-dil ü bī-‘aḳl māndeīm
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin için her yerde kanlar damlattık; gönül dumanından feleğe bayraklar diktik.
2. Senin aşkının zorluklarından dolayı sözümüzün yankısını yüce âlemin mekânsız katına ulaştırdık. ("Lā-mekān" sözlük anlamıyla mekânsızlık demektir.)
3. Alçak zamanenin şahsını ayağımızın tersiyle öyle bir teptik ki gönlün hakkını dünya kocakarısından aldık. ("Püşt-i pā zeden" sözlük anlamıyla ayağın sırtıyla vurmak, tepip hor görmek demektir.)
4. Kimya olan yolunun tozu için iki gözümüzün eteğiyle mücevherler saçtık. ("Kīmyā" burada bakırı altına çevirdiğine inanılan iksir anlamındadır; Ersoy da "taşı altına çevirebilen" diye açar.)
5. Senin aşkının harap sarhoşlarıyız; onun yüzünden iradesiz, gönülsüz ve akılsız kaldık.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz on dokuzuncusudur (fg 119). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde gazel "-īm" redifiyle gösterilir; beyit sonları "-āndeīm" sesinde birleşir: çekāndeīm, nişāndeīm, resāndeīm, sitāndeīm, feşāndeīm, māndeīm. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Gazelde mahlas beyti yoktur; son beyitte şairin adı geçmez. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 90a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Gazel, neşirde daha önce gelen fg 106 ile aynı vezinde ve aynı "-īm" rediflidir; ikisi de "biz" ağzıyla konuşur ve ikisinde de "‘ālem-i ‘ulvī" (yüce âlem) ifadesi geçer. Bu benzerlik bizim tespitimizdir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel âşıkların topluca yaptıkları büyük işleri sayan bir övünme şiiridir. Matlada âşıklar her yerde kan damlatmış, gönüllerinden yükselen dumanla göğe bayraklar dikmişlerdir. Gönülden yükselen ah dumanının göğe uzanan bir sancak gibi düşünülmesi, ateş, duman ve gök arasında bir tenasüp kurar. İkinci beyit bu yükselişi sürdürür: Âşıkların sesi mekânın bile bulunmadığı en yüce kata ulaşmıştır. "Lā-mekān" tasavvuf dilinde bilinen anlamıyla mekâna sığmayan ilahî katı anar.
Üçüncü beyit dünyaya karşı bir meydan okumadır. Zamane alçak bir kişi gibi düşünülür ve ayağın tersiyle tepilir; dünya ise bir kocakarıya benzetilir. Dünyanın aldatıcı yaşlı bir kadın olarak gösterilmesi divan şiirinde bilinen bir mazmundur. Âşıklar gönlün hakkını bu kocakarıdan almış, yani dünyaya boyun eğmemişlerdir. "Dehr-i dūn" (alçak zamane) ile "‘acūze-i dünyā" (dünya kocakarısı) iki benzer kişileştirmedir.
Dördüncü beyitte sevgilinin yolunun tozu kimyaya, yani dokunduğunu altına çeviren iksire benzetilir. Âşıklar bu toz için gözlerinin eteğinden mücevherler, yani gözyaşları saçmışlardır. Etekle saçı saçmak, değerli bir şeyin yoluna armağan dökmektir; göz kapaklarının "etek" olarak düşünülmesi bu sahneyi gözyaşına bağlar. Toz ile mücevher, toprak ile altın arasındaki ilgi beytin dayanağıdır.
Son beyit övünmeyi teslimiyetle bitirir. Bunca büyük işi yapan âşıklar sonunda aşkın sarhoşu olarak iradesiz, gönülsüz ve akılsız kalmışlardır; "bī-" (-sız) ön ekinin üç kez tekrarı bu kayıpları sıralar.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 203, fg 119 (giriş s. 9-10, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






