Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Rūy-ı zerd-i ḫod ki ber-kūy-ı to her cā sūdeem
La‘l geşte seng-rā ez-eşk zer-endūdeem
Ez-men-i dil-ḫaste bāḳī mānd muşt-ı üstüḫᵛān
Dūş der-mestī seg-i kūy-ı to-rā baḫşūdeem
Nīm-şeb der-kūy-ı to goftend yek ‘āşıḳ be-mord
Goftem ān şaḫṣ-ı behiştī kāşkī men būdeem
Behr-i ṭavf-ı Ka‘be-i kūy-ı to mānend-i sirişk
Tā be-ser-ḥadd-i siyāhī bādiye peymūdeem
Der-sipihr-i ḥüsn ger şod māh-ı ruḫsār-ı to bedr
Der-kemāl-i ‘āşıḳī men nīz bes efzūdeem
Şod be-devr-i la‘l-i rūḥ-efzā-yı ‘Īsī-meşrebet
Rehn-i pīr-i mey-gede delḳ-i şarāb-ālūdeem
Der-naẓar-bāzī-i mihr-i māh-rūyān ey Münīr
Fāriġ u āzādem ez-nāmūs u neng āsūdeem
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin mahallende her yere sararmış yüzümü sürdüm; gözyaşımla yakuta dönmüş taşı altınla yaldızladım. (Kanlı yaş taşı kırmızıya, sarı yüz de altın rengine boyar; Ersoy da beyti böyle anlar.)
2. Ben gönlü yorgundan geriye bir avuç kemik kalmıştı; dün gece sarhoşken onu da senin mahallenin köpeğine bağışladım.
3. Gece yarısı senin mahallende bir âşığın öldüğünü söylediler; "Keşke o cennetlik kişi ben olsaydım" dedim.
4. Kâbe'ye benzeyen mahallenin çevresini tavaf etmek için gözyaşı gibi karanlığın ta sınırına kadar çölleri aştım. ("Siyāhī" sözlük anlamıyla karalık, karanlık demektir; Ersoy "karanlığın sınırına kadar" diye anlar.)
5. Güzellik göğünde yanağının ayı dolunay olduysa, ben de âşıklığın olgunluğunda pek çok artıp büyüdüm.
6. Senin İsa meşrepli, cana can katan lal dudağının devrinde, şaraba bulanmış hırkam meyhane pirine rehin oldu. (Ersoy "sakiye rehin bıraktım" der; metinde "pīr-i mey-gede", yani meyhanenin piri geçer.)
7. Ey Münîr, ay yüzlülerin güneş gibi yüzüne bakma ustalığında namustan ve ardan kurtulmuş, azat olmuş, rahata ermişim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz yirmi birincisidir (fg 121). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde gazel "-īm" redifiyle gösterilir; ancak beyit sonlarındaki ek "-em"dir (yaptım, ettim): sūdeem, zer-endūdeem, baḫşūdeem, būdeem, peymūdeem, efzūdeem, ālūdeem, āsūdeem. Listedeki biçimin bir dizgi farkı olabileceği bizim tespitimizdir. Kafiye "-ūde" sesidir. Şiir Vatikan (VT 90b) ve Viyana (VY 72a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla renklerle kurulmuş bir tablodur. Âşık sararmış yüzünü sevgilinin mahallesinin taşlarına sürer; taşlar onun kanlı gözyaşıyla yakut rengine dönmüştür, şimdi de sarı yüzle altın yaldıza bürünür. Kırmızı ile sarı, yakut ile altın yan yana gelir; âşığın acısı mahalleyi süsleyen bir değere dönüşür.
İkinci ve üçüncü beyitler âşığın ölümünü iki ayrı sahnede gösterir. İkincide âşıktan bir avuç kemik kalmıştır ve o da sevgilinin mahallesindeki köpeğe verilir; aynı imge neşirde biraz ilerideki fg 128'in matlaında da geçer. Üçüncü beyitte gece yarısı mahallede bir âşığın öldüğü haber verilir ve konuşan, ölenin kendisi olmasını diler. "Behiştī" sözlük anlamıyla cennete ait, cennetlik demektir; sevgilinin mahallesinde ölmek cennete gitmek gibi düşünülür.
Dördüncü beyit hac imgesini kullanır. Sevgilinin mahallesi Kâbe'dir, âşık onu tavaf etmek için hacılar gibi çölleri aşar. "Mānend-i sirişk" (gözyaşı gibi) benzetmesi yolculuğu gözyaşının akışına bağlar. "Ser-ḥadd-i siyāhī" (karalığın sınırı) ifadesi iki türlü düşünülebilir: Gece karanlığının sınırı ya da gözyaşının çıktığı gözün karası. Kâbe'nin siyah örtüsünü çağrıştırması da mümkündür; bu okumalar bizim çıkarımımızdır.
Beşinci beyitte "kemāl" kelimesi sözlük anlamıyla olgunluk demektir; ay için de dolunay hâline erişmeyi anlatır. Sevgilinin yanağı dolunay olurken âşık da âşıklıkta kemale ermiştir; ay ile âşık birlikte büyür. "Sipihr" (gök), "māh" (ay) ve "bedr" (dolunay) kelimeleri tenasüp kurar. Altıncı beyit İsa'ya telmih yapar: Hz. İsa'nın ölüleri dirilttiğine inanıldığı için sevgilinin dudağı "‘Īsī-meşreb", yani İsa huylu ve can katıcıdır. Bu dudağın devrinde âşık şaraba bulanmış hırkasını meyhane pirine rehin bırakmıştır; hırkanın şarap karşılığı rehin verilmesi divan şiirinde zahitlikten vazgeçişin bilinen işaretidir. Mahlas beytinde güneş ile ay yan yana gelir ve âşık, güzellere bakmakta ar ve namus kaygısından kurtulduğunu söyler.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 204, fg 121 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






