Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Dil ki ber-piste-dehān-ı to koned cān teslīm
Gerded ez-her süḫaneş rūḥ-ı men-i ḫaste dü-nīm
Ġam-ı ‘ışḳ-ı to ki dil ḫāne-ḫarābest ez-ū
Sālhā şod ki der-īn sīne muḳīmest muḳīm
Cān-ı men ger be-viṣāl-i leb-i to ma‘hūdest
To me-pindār ki ez-dil reved ān ‘ahd-i ḳadīm
Ġāfil ey dil me-şev ez-eşk-i men ü ez-ruḫ-ı zerd
Kes ne-dīde’st ki rāyic ne-buved yek zer ü sīm
Zīr-i zülfeş be-niger Hindūy-ı ān ḫāl Münīr
Hīc bīrūn ne-nehed pāy-ı ḫod ez-ḥadd Kelīm
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül senin fıstık gibi ağzına canını teslim eder; o ağzın her sözünden ben hastanın ruhu ikiye bölünür. (Ersoy "dü-nīm" kelimesini "iki büklüm" diye anlar; kelime sözlük anlamıyla ikiye bölünmüş demektir.)
2. Gönül evini yıkıp harap eden senin aşkının gamı, yıllardır bu göğüste yerleşmiştir, yerleşip kalmıştır.
3. Benim canım senin dudağına kavuşmaya karşılık söz verilmiş, adanmışsa, o eski ahdin gönülden çıkıp gideceğini sanma.
4. Ey gönül, gözyaşımdan ve sararmış yüzümden gafil olma; altının ve gümüşün geçmediğini kimse görmemiştir.
5. Ey Münîr, onun zülfünün altındaki o Hindu benine bak; Kelîm (Hz. Musa) de ayağını sınırın dışına hiç atmaz. (Ersoy beyti "Hz. Musa'nın Allah'ın söylediği sınırdan bir adım bile öte gitmeyip durması gibi" diye bir benzetme olarak anlar.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz yirmincisidir (fg 120). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-īm" sesidir: teslīm, dü-nīm, muḳīm, ḳadīm, sīm, Kelīm. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 90b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada sevgilinin ağzı fıstığa benzetilir. Divan şiirinde ağız küçüklüğü ve kapalı duruşuyla fıstığa benzer. Fıstık kabuğunun açılınca ikiye ayrılması ile âşığın ruhunun "dü-nīm", yani ikiye bölünmüş olması arasında bir ilgi sezilebilir; bu bizim çıkarımımızdır. Ağzın her sözü âşığın ruhunu yarar: Sevgilinin konuşması bile âşık için bir yaradır.
İkinci beyitte gam gönül evine yerleşen ve onu yıkan bir misafirdir. "Ḫāne-ḫarāb" sözlük anlamıyla evi yıkık, perişan demektir. Mısra sonundaki "muḳīmest muḳīm" (yerleşiktir, yerleşik) tekrarı gamın kalıcılığını vurgular. Ev, yerleşmek ve yıkılmak kelimeleri tenasüp kurar. Üçüncü beyitte âşığın canı sevgilinin dudağına adanmıştır ve bu adanmışlık "‘ahd-i ḳadīm", yani eski bir ahit olarak anılır. Divan şiirinde aşkın ezelde verilmiş bir söze dayandığı düşüncesi yaygındır; beytin bu düşünceyi çağrıştırıp çağrıştırmadığı kesin değildir.
Dördüncü beyit bir teşbih ile bir atasözü havası taşıyan genel bir hükmü birleştirir. Âşığın sararmış yüzü altına, gözyaşı gümüşe benzer; âşık gönlüne bunlardan gafil olmamasını söyler, çünkü altın ve gümüş her yerde geçer akçedir. Birinci mısradaki "zerd" (sarı) ile ikinci mısradaki "zer" (altın) arasında da ses yakınlığı vardır; bu bizim tespitimizdir. İkinci mısraın bir genel doğru olarak söylenmesi irsal-i mesel sanatına yaklaşır. Bu benzetme, âşığın acısının sevgili katında bir değeri olduğunu ima eder.
Mahlas beytinde sevgilinin zülfü altında duran bene dikkat çekilir. Ben siyahlığı yüzünden "Hindu" diye anılır; bu, divan şiirinde kara benin bilinen benzetmesidir. İkinci mısra Hz. Musa'ya telmih yapar: "Kelîm" sözlük anlamıyla konuşan demektir ve Allah'la konuştuğu için Musa'nın sıfatıdır. Ersoy beyti, Musa'nın kendisine çizilen sınırı aşmaması gibi benin de zülfün altındaki yerinden ayrılmaması şeklinde anlar. Telmihin hangi kıssaya dayandığı beyitte açıkça söylenmez.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 203-204, fg 120 (giriş s. 9-10, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






