Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Cüz ḫayāl-i la‘l-i to ne’bved miyān-ı cān-ı men
Der-ġarībī bīşter bāşed belī ḥubb-i vaṭan
Çeşm-i bādāmet be-ṣad ‘işve merā ger mī-küşed
Piste-i ḫāmūş-ı to yek bār ne’kşāyed dehen
Ger be-derd-i ḥasret-i ḫāl-i lebet cān mī-dehem
Bes buved ez-ḫūn-ı dāġ-ı dil nişānhā-yı kefen
Der-miyān-ı ‘andelīb-i ṭūṭī-i cān u dilem
Cüz gül-i ruḫsār u ḳand-i la‘l-i to ne’bved süḫan
Ger zi-tāb-ı ṭal‘atet pür-nūr şod çeşm-i Münīr
Şod zi-şem‘-i rūy-ı to rūşen çerāġ-ı çeşm-i men
Günümüz Türkçesiyle
1. Canımın içinde senin lal dudağının hayalinden başka bir şey yoktur; evet, gurbette vatan sevgisi daha da artar.
2. Senin badem gözün yüz işveyle beni öldürse de, susan fıstığın (ağzın) bir kez olsun ağzını açmaz.
3. Dudağının üstündeki benin hasretinin derdiyle can verirsem, kefenime nişan olarak gönül yarasının kanı yeter. ("Dāġ" sözlük anlamıyla dağlama yarası demektir.)
4. Bülbül ile canımın ve gönlümün papağanı arasında senin yanağının gülünden ve lal dudağının şekerinden başka söz geçmez. (Ersoy mısraı "bülbül ile gönlümün ve ruhumun papağanı arasında" diye anlar.)
5. Senin yüzünün parlaklığından Münîr'in gözü nurla dolduysa, senin yüzünün mumundan benim gözümün çırası aydınlandı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz yirmi yedincisidir (fg 127). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde gazel "-i men" redifiyle gösterilir. Ancak "men" (ben) kelimesi yalnız matlaın birinci mısraında ve mahlas beytinin sonunda geçer; öteki beyitler vaṭan, dehen, kefen, süḫan kelimeleriyle biter. Bu yüzden gazelin asıl kafiyesi "-en" sesidir ve "men" de bu kafiyeye katılır; bu bizim tespitimizdir. Şiir Vatikan (VT 92a) ve Viyana (VY 74a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada âşığın canı sevgilinin dudağının hayaliyle doludur ve bu durum genel bir gözlemle açıklanır: Gurbette insanın vatan sevgisi artar. İkinci mısra bir özdeyiş gibi söylenmiştir ve irsal-i mesel sanatına örnektir. Âşık sevgiliden uzaktadır; onun dudağı âşık için bir vatan gibidir ve ayrılık uzadıkça özlem büyür.
İkinci beyitte iki kuru yemiş benzetmesi yan yana gelir: Göz bademe, ağız fıstığa benzetilir. Badem gözün işvesi âşığı öldürür, ama fıstık ağız susar ve hiç açılmaz. Badem ile fıstık arasındaki bu tenasüp bizim tespitimizdir. Fıstığın olgunlaşınca kabuğunun aralanması düşünülürse, sevgilinin "kapalı fıstık" gibi kalan ağzı onun hiç konuşmamasını, âşığa bir söz bile söylememesini anlatır; bu yorum bizim çıkarımımızdır.
Üçüncü beyit ölüm sahnesine geçer. Âşık sevgilinin dudağındaki benin hasretiyle ölürse kefenine başka bir nişan gerekmez; gönlündeki dağlama yarasının kanı yeter. Kefen, kan ve nişan kelimeleri tenasüp kurar; beyaz kefen üzerindeki kan izleri âşığın kim olduğunu gösteren bir işaret gibi düşünülür.
Dördüncü beyit bir leff ü neşr örneğidir. Birinci mısrada iki kuş sayılır: "‘andelīb" (bülbül) ve "ṭūṭī" (papağan). İkinci mısrada bunlara karşılık gelen iki şey sıralanır: "gül-i ruḫsār" (yanak gülü) ve "ḳand-i la‘l" (lal dudağın şekeri). Bülbül divan şiirinde gülün âşığıdır, papağan ise şekerle beslenir ve konuşur. Kuşlar ile karşılıklarının aynı sırayla dizilmesi düzenli bir leff ü neşrdir; bu bizim tespitimizdir. Mahlas beyti ışık imgeleriyle biter: nur, mum, çıra ve "rūşen" (aydın) kelimeleri tenasüp kurar. Ersoy'un açıkladığı gibi "Münîr" ışık veren demektir; nurla dolan göz ile mahlas arasındaki bu ilgi bizim tespitimizdir.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 207-208, fg 127 (giriş s. 1, 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






