Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
‘İzzetem nezd-i seg-i kūyet füzūn şod behr-i ān
Her geh ārem tuḥfe ḫod-rā ya‘nī muşt-ı üstüḫᵛān
Merdüm-i çeşm-i siyehdür cevşen altından deñer
Zülfüñ ucından görinen dāne-i ḫālüñ hemān
Ān seg-i kū yār-ı dīrīn-i menest ender-miyān
Ger nemek ḥaḳḳī ne-dāred hest bārī ḥaḳḳ-ı nān
Çeşm-i ḫūn-rīzüñle gören ḳaşlaruñ yāsını dir
Türkdür bīmār gūyā başı ucında kemān
Der-reh-i sevdā-yı ‘ışḳ-ı yār ger şod cān-ı men
Şod ṭufeyl-i rūḥam ey dil ‘ālem-i bālā-yı cān
Görüp ol serv-i revānuñ seyrini didi Münīr
Yetişürem ben de ol serve virürse ‘ömr emān
Dil görüp dürr-i bināgūşını yārüñ didi kim
Gerçi kevkebdür ḳılur her laḥẓa şems ile ḳırān
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin mahallenin köpeğinin katında itibarım şu yüzden arttı: Her defasında ona armağan olarak kendimi, yani bir avuç kemiği getiririm.
2. Zülfünün ucundan görünen benin tanesi, zırhın altından bakan kara gözün bebeğine tıpatıp denktir. (Beyit Türkçedir ve Ersoy anlamını vermez. "Deñer" kelimesini "değer, denk gelir" anlamında aldık; mısraın kuruluşu tam açık değildir. Ersoy'un aparatına göre Vatikan nüshasında "ucından" yerine "içinden" yazar.)
3. O mahalle köpeği aramızda benim eski dostumdur; tuz hakkı yoksa bile ekmek hakkı vardır.
4. Kan döken gözünle birlikte kaşlarının yayını gören der ki: Hasta bir Türk yatıyor, başucunda da sanki bir yay asılı. (Beyit Türkçedir; "yā" eski Türkçede yay demektir.)
5. Ey gönül, benim canım sevgilinin aşk sevdası yolunda giderse, canın yüce âlemi ruhumun ardınca gelen bir tufeyli olur. (Beyit iki türlü okunabilir: "ṭufeyl" sözlük anlamıyla birinin ardından davetsiz gelen, ona bağlı olan demektir; Ersoy mısraı "küçük bir çocuğa benzeyen ruhum da can göğüne yükselir" diye anlar.)
6. Münîr o salınan servinin yürüyüşünü görünce dedi ki: Ömür aman verirse ben de o serviye yetişirim. (Beyit Türkçedir.)
7. Gönül sevgilinin kulak memesindeki inciyi görünce dedi ki: Gerçi o bir yıldızdır, ama her an güneşle kıran (yakınlaşma) eder. (Beyit Türkçedir; Ersoy'un aparatına göre Viyana nüshasında yoktur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz yirmi sekizincisidir (fg 128). Neşir onu Farsça gazeller arasına koyar ve Ersoy yalnız 1, 3 ve 5. beyitlerin anlamını verir. Anlamı verilmeyen 2, 4, 6 ve 7. beyitler Türkçedir: "siyehdür", "görinen", "zülfüñ", "didi", "yetişürem", "ḳılur" gibi ekler ve kelimeler bunu açıkça gösterir. Böylece gazel Farsça ve Türkçe beyitlerin karışık dizildiği bir mülemmadır. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-ān" sesidir: üstüḫᵛān, hemān, nān, kemān, cān, emān, ḳırān. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 92b) ve Viyana (VY 73a) nüshalarında bulunur. Mahlas altıncı beyittedir ve ondan sonra bir beyit daha gelir; bu son beyit Viyana nüshasında yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Farsça ilk ve üçüncü beyitler sevgilinin mahallesindeki köpekle âşık arasındaki ilişkiyi anlatır. Âşık kendisini, yani bir avuç kemiği, köpeğe armağan eder ve böylece onun gözünde itibar kazanır; aynı imge neşirde biraz önceki fg 121'in ikinci beytinde de geçer. Üçüncü beyitte köpek âşığın eski dostudur ve aralarında, deyimdeki tuz ekmek hakkının hiç değilse ekmek kısmı vardır. "Nemek" (tuz) ile "nān" (ekmek) birlikte bilinen bir dostluk ve vefa deyimini hatırlatır.
Türkçe beyitler savaş ve yıldız imgeleriyle kurulur. İkinci beyitte kıvrım kıvrım zülüf halka halka örülmüş bir zırha, zülfün ucundan görünen ben de zırhın altından bakan kara göz bebeğine benzetilir. Dördüncü beyitte sevgilinin gözü hasta bir Türk'e, kaşı da onun başucunda asılı yaya benzetilir. Divan şiirinde gözün baygın bakışı "hasta göz" diye anılır, Türk ise güzel ve savaşçı sevgilinin bilinen sıfatıdır. "Ḫūn-rīz" (kan döken), "kemān" (yay) ve "yā" (yay) kelimeleri tenasüp kurar. Kaşın yayı gözün tam üstünde durduğu için başucu benzetmesi yerindedir.
Beşinci beyit gazeli tasavvufî bir yüksekliğe taşır: Âşığın canı aşk yolunda giderse, yüce âlem bile onun ardınca gelir. Altıncı beyitte sevgili "serv-i revān", yani salınarak yürüyen servi olarak anılır; "seyr" kelimesi sözlük anlamıyla hem yürüyüş hem seyretmek demektir. Türkçe "yetişmek" fiili de hem birine ulaşmak hem de bir fidan gibi büyüyüp boy atmak anlamına gelir; servi ile birlikte kullanılması bu ikinci anlamı da çağrıştırır. Bu tevriye bizim tespitimizdir.
Son beyit gök bilimi diliyle konuşur. Kulak memesindeki inci bir yıldızdır, sevgilinin yüzü ise güneştir. "Ḳırān" sözlük anlamıyla iki gök cisminin aynı burçta yakınlaşmasıdır; inci yüzün hemen yanında durduğu için her an güneşle kıran hâlindedir. "Kevkeb" (yıldız), "şems" (güneş) ve "ḳırān" kelimeleri tenasüp kurar.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 208-209, fg 128 (giriş s. 9-10, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






