Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Eşk-i gül-gūnem ki şod der-rāh-ı to mānend-i cū
Behr-i deryā-yı viṣālet mī-şeved der-cüst ü cū
Şerbet-i tīġet ki mī-gūyend dermān-ı men ūst
Çün serencām-ı men īn şod to çi fermāyī be-gū
Ger ne-dāned ḥaḳḳeş āḫir āyed ez-bīnī-i ḫod
Şod ṣurāḥī-rā şikem ḫūn-ı ‘ıneb pür tā-gelū
Ca‘d-ı zülfet-rā çi mī-gūyed dil-i üftādeem
Mī-şeved ḥabl-i metīn-i ṣad çü men yek tār-ı ū
Ser nihādem pīş-i tīġet goft ū ser mī-keşīd
Bār-ı dīger der-ser-i ānem ki bāşem rū-be-rū
Behr-i bezm-i ‘ārifān-ı mey-gede ber-dūş-ı ḫod
Bende-i pīr-i muġānem mī-keşem lā-büd sebū
Pāk-bāz-ı ‘ışḳ eger ḫᵛāhī ki bāşī ey Münīr
Hemçü mā bā-eşk-i dīde ez-dü gītī dest şū

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin yolunda bir ırmak gibi akan gül renkli gözyaşım, vuslatının denizini bulmak için arayıp durmaktadır.

2. Kılıcının şerbetinin benim dermanım olduğunu söylüyorlar; madem sonum bu oldu, sen ne buyurursan söyle.

3. Testinin karnı boğazına kadar üzüm kanıyla, yani şarapla doldu; eğer onun hakkını bilmezse, sonunda kendi burnundan gelir.

4. Düşkün gönlüm senin zülfünün kıvrımına ne desin; onun bir teli benim gibi yüz kişiye sağlam bir ip olur.

5. Başımı kılıcının önüne koydum, o ise "başını çekti" dedi; bir dahaki sefere niyetim kılıçla yüz yüze gelmektir.

6. Ben pîr-i mugânın, yani meyhanenin yaşlı ve bilge sahibinin kuluyum; meyhane ariflerinin meclisi için omzumda mutlaka testi taşırım.

7. Ey Münîr, aşkın pâkbazı, yani aşk uğruna her şeyini ortaya koyup kaybeden biri olmak istersen, bizim gibi göz yaşıyla iki dünyadan el yıka.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz otuz dördüncüsüdür (fg 134). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz. Kafiye "-ū" sesidir: cū, cüst ü cū, be-gū, gelū, ū, rū-be-rū, sebū, şū. Münîrî'nin gazellerinin çoğu beş beyitlik olduğundan bu gazel ortalamadan biraz uzundur. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 94a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla su imgeleriyle kurulur. Âşığın gül renkli, yani kanlı gözyaşı sevgilinin yolunda bir ırmak olmuştur ve her ırmak gibi denize, burada vuslat denizine kavuşmak ister. Kafiyedeki "cū" (ırmak) ile "cüst ü cū" (arayış) arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır; ırmak aradığı denizi aramaktadır. Bu cinas bizim tespitimizdir.

İkinci beyitte kılıcın "şerbeti" âşığa derman diye sunulur. Şerbet hem tatlı bir içecek hem de ilaç anlamında kullanılır; kılıcın şerbeti ise ölümdür. Âşık bu sonu kabullenmiş, yalnız sevgilinin buyruğunu bekler. Üçüncü beyit Ersoy'un açıklamasıyla bir atasözü havası taşır: testi boğazına kadar şarapla dolmuştur, hakkını bilmezse şarap burnundan gelecektir. Farsça "bīnī" (burun) kelimesinin testinin emziği için de düşünülmesi mümkündür; böylece fazla dolan testinin taşması, nimetin kıymetini bilmeyenin cezası gibi anlatılır. Bu okuma bizim çıkarımımızdır.

Dördüncü beyitte zülfün bir teli "ḥabl-i metīn"e, sözlük anlamıyla sağlam ipe benzetilir. Zülüf hem âşıkları bağlayan bir tuzak hem de onlara tutunacak bir ip olur. Beşinci beyitte "ser" (baş) kelimesi üç ayrı kullanımla tekrarlanır: başı kılıcın önüne koymak, başını çekmek (kaçınmak) ve "der-ser-i ān", yani bir şeyin niyetinde olmak. Kelimenin farklı anlamlarla tekrarı Münîrî'nin söz oyunlarına olan düşkünlüğünü gösterir. Âşık bir kez başını kılıca uzatmış, sevgili ise onun geri çektiğini sanmıştır; bir dahaki sefere kılıçla yüz yüze gelecektir.

Son iki beyit rind meclisine geçer. Pîr-i mugân meyhanenin yaşlı ve bilge sahibidir; âşık onun kulu olmayı, ariflerin meclisi için testi taşımayı şeref sayar. Mahlas beytindeki "pāk-bāz" kelimesi sözlük anlamıyla kumarda her şeyini ortaya koyan, temiz oynayan kimsedir. "Pāk" (temiz) ile "el yıkamak" arasında bir tenasüp vardır; "iki dünyadan el yıkamak" deyimi de hem dünyadan hem ahiretten vazgeçmeyi anlatır. Ersoy beyti "aşk yolunda her şeyini kaybetmek" diye açıklar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar