Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Zi-‘ışḳet rūyem er şod ṣūret-i bih
Ne-bāşed rūy-ı ‘uşşāḳ-ı to z’īn bih
Berāy-ı ḫūn-ı eşkem ger nihī dāġ
Be-rīş-i īn dil-i mecrūḥ-ı men nih
Ḫalāṣ-ı tīr k’ez şaṣt-ı to bāşed
Hezārān mī-koned taḥsīn ū zih
Zi-tīr-i ġamze dil nālīd ü cān goft
To-rā der-ḫor ne-bāşed ger be-men dih
Be-faḳr-ı īn gedā me’nger Münīrī
Ne-dāned ‘ışḳ-ı meh-rūyān mih ü kih

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin aşkından yüzüm "ṣūret-i bih"e döndüyse, yani ayva gibi sarardıysa ya da güzel bir biçim aldıysa, senin âşıklarının yüzü bundan iyi olmaz. (Ersoy "güzel bir şekil" anlamını verir; ayva okuması bizimdir.)

2. Kanlı gözyaşım aksın diye beni dağlayacaksan, dağı bu yaralı gönlümün yarasının üstüne bas.

3. Senin başparmağından fırlayan okun salınışına binlerce kez "aferin" ve "zih" (bravo) denir. (Ersoy'un anlamına göre bu övgüyü ok yüksüğü yapar.)

4. Yan bakışının okundan gönül inledi; can ise ona dedi: "O oklar sana yakışmıyorsa bana ver."

5. Ey Münîrî, bu dilencinin yoksulluğuna bakma; ay yüzlülerin aşkı büyük küçük tanımaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz kırk dördüncüsüdür (fg 144). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz. Kafiye "-ih" sesidir: bih, nih, zih, dih, kih; matlada "bih" iki kez kafiye olur. Kafiye kelimelerinin hepsi tek heceli, kısa kelimelerdir ve bu durum gazele sıkı, kesik bir ses verir. Şiir Vatikan (VT 96a) ve Viyana (VY 77a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin söz sanatlarının çoğu kısa kafiye kelimelerinin taşıdığı çift anlamlara dayanır. Matladaki "bih" Farsçada sözlük anlamıyla hem "daha iyi, güzel" hem de "ayva" demektir. Ersoy "ṣūret-i bih"i "güzel bir şekil" diye anlar. Âşığın yüzünün aşktan "ayva suretine" dönmesi ise sararmak demektir; divan şiirinde âşığın benzi hep sarıdır. Münîrî'nin hemen sonraki Türkçe gazellerinden ikincisinde de "Benüm gibi ṣarartmış beñzin ayvā" mısraı geçer. Bu iki anlamlı okuma bizim tespitimizdir. İkinci mısradaki "z'īn bih" (bundan iyi) ise kelimeyi bu kez yalnız "iyi" anlamında kullanır; aynı ses matlada iki ayrı anlamla iki kez kafiye olmuş olur.

İkinci beyitte âşık, sevgiliden dağı gönlünün yarasının üstüne basmasını ister. Dağlamak sözlük anlamıyla kızgın demirle yakmaktır ve eskiden yaraları kapatmak için de yapılırdı. Âşık yarasının iyileşmesini değil, kanlı gözyaşının akmasını istemektedir; tedavi yöntemi acıyı artıran bir yola çevrilir.

Üçüncü beyitte okçuluk terimleri bir araya gelir: "tīr" (ok), "şaṣt" (başparmak; okçunun kirişi çektiği parmak) ve "zih". Bu son kelime Farsçada sözlük anlamıyla hem "yay kirişi" hem de beğeni bildiren "aferin, bravo" ünlemidir. Okun salınışına binlerce kez "zih" denmesi, hem kirişin sesini hem de seyircinin övgüsünü düşündürür. Bu cinas bizim tespitimizdir. Ersoy beyti, okçu yüksüğünün bile aferin dediği biçiminde anlar.

Dördüncü beyitte gönül ile can arasında bir konuşma geçer. Gamze okundan yaralanan gönül inler, can ise kıskanarak bu okların gönle yakışmadığını, kendisine verilmesi gerektiğini söyler. Âşığın iki parçasının sevgilinin okunu paylaşamaması, acıyı bir lütuf gibi gösterir. Mahlas beytinde "mih ü kih" sözlük anlamıyla "büyük ve küçük" demektir. Aşk dilencinin yoksulluğuna bakmaz; büyük ile küçük, zengin ile yoksul onun gözünde birdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar