Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Zi-şevḳ-ı la‘l-i to ḫūn şod derūn-ı sāġar-ı mey
Ḫacil zi-çeşme-i nūş-ı to āb-ı kevs̱er-i mey
Zi-rāz-ı ‘ayş-ı nihān-ı to mī-koned peydā
Be-‘ārıż-ı to ki ḫod-rā nümūd cevher-i mey
Meger ki cāme-i ḫod-rā be-bāde rehn nihād
Be-mey-fürūş-ı cihān gül ki mī-dehed zer-i mey
Ṣılā-yı mey-gedeem dād u goft bāde-fürūş
Zi-perde-i ‘ınebī şod bedīd duḫter-i mey
Zi-şevḳ-ı bāde-i la‘leş reved Münīr lā-büd
Be-künc-i mey-gede ‘ömrī ki reft ber-ser-i mey

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin la'l dudağına duyduğu özlemden şarap kadehinin içi kan oldu; şarabın Kevser suyu da senin tatlı ağzının çeşmesi karşısında utandı.

2. Şarabın cevheri senin yanağında kendini gösterince, gizlice yaşadığın zevk ve eğlencenin sırrını ortaya çıkarır.

3. Meğer gül, şarap için kendi elbisesini rehin bırakmış; cihanın şarap satıcısına şarap altını veren o güldür. (Ersoy bunu, gülün altın değerindeki şarap karşılığında elbisesini rehin bıraktığı biçiminde anlar.)

4. Şarap satıcısı beni meyhaneye çağırdı ve "üzüm perdesinden şarap kızı göründü" dedi.

5. Münîr, onun la'l dudağının şarabına duyduğu özlemle ister istemez meyhane köşesine gider; ömrü şarap başında geçip gitti.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz kırk altıncısıdır (fg 146). Vezin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "-i mey" (şarabın) ifadesidir ve Ersoy'un redif listesinde de böyle gösterilir. Kafiye "-er" sesidir: sāġar, kevs̱er, cevher, zer, duḫter, ser. Şiir Vatikan (VT 97a) ve Viyana (VY 78a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona bir şarap gazelidir ve redif her beyitte şarabı başka bir şeyle tamlama hâline getirir: şarabın kadehi, şarabın Kevser'i, şarabın cevheri, şarabın altını, şarabın kızı ve şarabın başı. Bu tamlamalar şarabı bir varlık gibi canlandırır; şarap kimi zaman kıskanır, kimi zaman sır verir, kimi zaman bir kız olarak perdeden görünür.

Matlada kadehin içindeki kırmızı şarap, sevgilinin dudağını özlemekten kana dönmüş bir yürek gibi düşünülür. Kevser sözlük anlamıyla cennetteki bir ırmağın ya da havuzun adıdır. Şarabın bile kendi "Kevser suyu" olsa, sevgilinin ağzının çeşmesi karşısında utanır. Şarabın renginin kana, tadının da utanca bağlanması hüsn-i taliddir.

İkinci beyitte şarabın etkisi yanakta görünür. İçen kişinin yanağının kızarması, gizli eğlencenin sırrını açığa vurur; burada sevgili de içmiştir ve yanağı onu ele verir. Üçüncü beyitte gül ile şarap arasında bir alışveriş kurulur. Gül yapraklarını, yani elbisesini, şarap için rehin bırakmıştır. Gül yapraklarının dökülmesine böyle bir sebep bulunması hüsn-i taliddir. Gülün ortasındaki sarı kısmın "zer" (altın) ile anılmış olabileceği ise bizim çıkarımımızdır; Ersoy "zer-i mey"i "altın değerindeki şarap" diye açıklar.

Dördüncü beyitte divan şiirinin tanınmış bir mecazı vardır: şarap, üzümün "kızı" olarak düşünülür. Burada "duḫter-i mey" (şarap kızı) üzüm perdesinin arkasından görünür; üzümün kabuğu bir perde, içindeki usare de bu perdenin ardındaki kızdır. Şarap satıcısının âşığı meyhaneye çağırması, bu kızın görünmeye hazır olduğunu haber vermektir. Ersoy "bāde-fürūş"u (şarap satıcısı) "sâkî" diye anlar.

Mahlas beyti gazelin bütün şarap imgelerini sevgilinin dudağına bağlar. Münîr'in meyhaneye gitmesinin sebebi gerçek şarap değil, sevgilinin la'l dudağının şarabıdır; ömrü bu yüzden şarap başında geçmiştir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar