Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün
Bi-yār ey sāḳī-i meh-rū çi dārī
Ḫarābī bihterest ez-hūşyārī
Be-cüz cevr ü cefā ey dil ne-rūyed
Be-sīne toḫm-ı mihr-i ū çi kārī
Merā yek bāregī kerdī ferāmūş
Kocā şod yā Rab āḫir ḥaḳḳ-ı yārī
Berāy-ı māh-ı ‘ālem-tāb-ı rūyet
Koned mihr-i felek āyīne-dārī
Çirā der-hicr-i to cān-rā ne-dādem
Merā z’īn cürm bāşed şerm-sārī
Hemī kārem be-sīne toḫm-ı mihret
Zi-bī-mihrī ne-porsī der-çi kārī
Şehīd-i derd-i ‘ışḳ şod Münīrī
Nemāzeş-rā bi-yā ey dost bārī
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey ay yüzlü sâkî, neyin varsa getir; sarhoşlukla harap olmak ayık olmaktan iyidir.
2. Ey gönül, onun sevgisinin tohumunu göğsüne ne diye ekersin; orada cevir ve cefadan başka bir şey bitmez.
3. Beni bir kerede büsbütün unuttun; Yâ Rabbi, dostluğun hakkı sonunda nereye gitti?
4. Senin âlemi aydınlatan ay yüzün için göğün güneşi ayna tutar.
5. Senin ayrılığında neden canımı vermedim; bu suçtan dolayı utanç içindeyim.
6. Göğsüme hep senin sevginin tohumunu ekiyorum; sen ise sevgisizliğinden ne işle uğraştığımı sormuyorsun.
7. Münîrî aşk derdinin şehidi oldu; ey dost, bari onun cenaze namazına gel.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz kırk yedincisidir (fg 147). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıdır. Gazel Ersoy'un redif listesinde yer almaz; mısra sonlarındaki "-ī" eki redif gibi işler. Kafiye "-ār" sesidir: dārī, hūşyārī, kārī, yārī, āyīne-dārī, şerm-sārī, kārī, bārī. Şiir Vatikan (VT 97a) ve Viyana (VY 78a) nüshalarında bulunur. Ersoy iki nüsha farkı kaydeder: Viyana nüshasında matladaki "meh-rū" (ay yüzlü) yerine "meh-veş" (ay gibi), 4. beytin başındaki "Berāy-ı" (için) yerine "rāh" kelimesiyle kurulmuş bir okuma vardır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir sâkî çağrısıyla açılır. Âşık sâkîden elinde ne varsa getirmesini ister, çünkü sarhoşluğun verdiği harabiyet ayıklıktan iyidir. "Ḫarābī" (harap olmak) ile "hūşyārī" (ayıklık) kafiyede karşı karşıya gelir ve bu tezat rind tavrının özünü taşır.
İkinci ve altıncı beyitler birbirine cevap verir. İkinci beyitte âşık kendi gönlünü uyarır: sevgilinin sevgisinin tohumunu göğse ekmek boşunadır, orada cevir ve cefadan başka bir şey bitmez. Altıncı beyitte ise aynı kişi bu tohumu ekmeye devam ettiğini söyler ve sevgilinin buna aldırmadığından yakınır. Bu iki beyitte "kārī" kafiyesi iki kez geçer: ilkinde "ekersin" anlamındadır, ikincisinde Ersoy'un açıklamasına göre "ne yapıyorsun" sorusunun içindedir. "Kār" (iş) ile "kārī" (ekersin) arasındaki ses benzerliği bir cinas kurar; bu tespit bizimdir. Altıncı beyitte "toḫm-ı mihr" (sevgi tohumu) ile "bī-mihrī" (sevgisizlik) aynı kökten gelerek bir tezat oluşturur.
Dördüncü beyitte gök cisimlerinin bilinen ilişkisi tersine çevrilir. Ay ışığını güneşten alır; burada ise güneş, sevgilinin ay yüzüne ayna tutan bir hizmetçidir. Âlemi aydınlatan, güneş değil, sevgilinin yüzüdür. "Mihr" kelimesi sözlük anlamıyla hem güneş hem sevgi demektir; bu yüzden dördüncü beyitteki "mihr-i felek" (göğün güneşi) ile ikinci ve altıncı beyitlerdeki "mihr" (sevgi) arasında bir tevriye ilgisi kurulur.
Beşinci beyitte âşık, ayrılıkta ölmediği için kendini suçlar; aşkın gereği ölmekti ve yaşamaya devam etmek bir kabahattir. Mahlas beyti bu düşünceyi tamamlar: Münîrî aşk derdinin şehidi olmuştur. Şehit sözlük anlamıyla Allah yolunda ölen kimsedir; aşk yolunda ölen âşık da bu adla anılır. Âşık sevgiliden, hiç değilse cenaze namazına gelmesini ister. "Bārī" (bari, hiç değilse) kelimesi gazeli küçük bir dilekle, sessiz bir sitemle kapatır.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 219-220, fg 147 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






