Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ey sefer kerde’ī cānān-ı kesī
Ne-şevī hīc to mihmān-ı kesī
Be-sūy-ı gül-şen-i cānem be-ḫırām
Yek reh ey serv-i ḫırāmān-ı kesī
Ḳıṣṣa-i mā ki cihān-rā be-girift
Kes ne-mī-ḫᵛānd zi-destān-ı kesī
Şod ez-ān-ı to heme ḫalḳ-ı cihān
Çi buved ger to şevī ān-ı kesī
İmşeb ez-pertev-i ān şem‘-i Münīr
Pür-żiyā külbe-i aḥzān-ı kesī

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey yolculuğa çıkmış olan, sen birinin sevgilisisin; hiç kimsenin misafiri olmaz mısın? (Ersoy ilk mısraı "sen kimin canısın" diye soru olarak anlar.)

2. Ey birinin salınarak yürüyen servisi, bir kez de canımın gül bahçesine doğru salın.

3. Bizim hikâyemiz cihanı öyle tuttu ki, artık kimse kimsenin destanını okumaz oldu.

4. Cihanın bütün halkı senin oldu; sen de birinin olsan ne olur?

5. Bu gece o aydınlatıcı mumun (ya da Münîr'in mumunun) parıltısıyla birinin hüzünler kulübesi ışıkla doldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yüz ellincisi ve sonuncusudur (fg 150). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesinde gazelin redifi "-ī" olarak gösterilir; mısra sonlarında "kesī" (birisi) kelimesi her beyitte tekrarlandığı için redif "-ı kesī" diye de düşünülebilir. Kafiye "-ān" sesidir: cānān, mihmān, ḫırāmān, destān, ān, aḥzān. Şiir Vatikan (VT 98a) ve Viyana (VY 79a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Neşirde bu gazelden sonra Türkçe gazeller başlar.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri "kesī", yani "birisi, biri" kelimesiyle biter. Bu belirsiz kelime şiire hem bir gizlilik hem de bir sitem tonu verir: sevgili "birinin" sevgilisidir, "birinin" servisidir, ama kimin olduğu söylenmez. Belirsizliğin kendisi bir anlatım aracına dönüşür.

Matla yolculuğa çıkmış bir sevgiliye seslenir. Sevgili gezgindir, ama hiç kimsenin misafiri olmaz; âşığın dileği onun bir kez de kendi kapısında konaklamasıdır. Ersoy ilk mısraı soru olarak, "sen kimin canısın" diye anlar; metindeki "cānān-ı kesī" kelimesi kelimesine "birinin sevgilisi" demektir. "Sefer" (yolculuk) ile "mihmān" (misafir) arasında bir tenasüp vardır.

İkinci beyitte sevgili salınarak yürüyen bir serviye benzetilir ve canın gül bahçesine çağrılır. Üçüncü beyitte âşığın hikâyesi bütün cihana yayılmış, başka hikâyelerin yerini almıştır. Âşık ile sevgilinin hikâyesinin dillere düşmesi divan şiirinde sık görülen bir düşüncedir; burada bir övünme de taşır.

Dördüncü beyitte "ān" kelimesi bir söz oyunu kurar. Farsçada "ān-ı to" "senin olan, senin malın" demektir ve beyit bu anlamla "bütün dünya senin oldu, sen de birinin olsan ne olur" diye okunur. Aynı kelime divan şiirinde sözlük anlamıyla sevgilinin tarif edilemeyen güzelliği, çekiciliği için de kullanılır. Bu ikinci anlamın beyitte de sezilmesi bizim çıkarımımızdır.

Mahlas beytinde "Münīr" kelimesi iki anlamlıdır. Ersoy kelimeyi "aydınlatıcı" diye anlar ve mumu sevgilinin yanağına bağlar. Kelime aynı zamanda şairin mahlasıdır; mısra "Münîr'in mumunun parıltısı" diye de okunabilir. "Külbe-i aḥzān" (hüzünler kulübesi) ifadesi divan şiirinde Hz. Yakub'un, oğlu Yusuf'un ayrılığında kapandığı hüzün evini hatırlatır; bu bağlantı bizim çıkarımımızdır. Gazel, sevgilinin bir gecelik ziyaretiyle hüzün evinin aydınlanması imgesiyle biter ve bu imge matladaki misafirlik dileğine cevap verir gibidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar