Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Kendüyi tecellī-i cemāl ideli peydā
Her yüzden ider gözi olan kişi temāşā
Ey dil şuña cehd it ki bugün sen de göresin
Yoḫsa ḳalıcaḳ irteye dirler saña a‘mā
Ẕerrāt-ı cihānda görinür gün gibi rūşen
Şol ẕāt u ṣıfātı ki olur maẓhar-ı esmā
Kendüñi ‘adem ḳıl ki vücūduñda göresin
Var sende ser-ā-ser ne ki var hestī-i eşyā
Ölmezden öñürdi ölügör gel ki Münīrī
‘Īsā gibi enfāsuñ ide mürdeler iḥyā
Her kimde ki ‘ışḳ ile ola himmet-i ‘ālī
Bir pāyece gelmez gözine ṭārem-i a‘lā

Günümüz Türkçesiyle

1. O, kendini güzelliğinin tecellisiyle, yani görünüşe çıkışıyla ortaya koyalı beri, gözü olan kişi onu her yüzde ve her yönden seyreder.

2. Ey gönül, bugün senin de görebilmen için çalış; yoksa yarına (ahirete) kalınca sana kör derler.

3. Allah'ın adlarının göründüğü yer olan o zat ve sıfatlar, cihanın zerrelerinde gün gibi aydın görünür.

4. Kendini yok say ki varlığında göresin: eşyanın varlığında ne varsa baştan başa sende vardır.

5. Ey Münîrî, gel, ölmeden önce ölüver ki nefeslerin İsa'nınki gibi ölüleri diriltsin.

6. Aşkla birlikte yüksek bir himmet kimde olursa, en yüce kubbe onun gözüne bir basamak kadar bile görünmez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir ve neşirde Türkçe gazellerin ilkidir (tg 1). Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā" sesidir: peydā, temāşā, a‘mā, esmā, eşyā, iḥyā, a‘lā. Ersoy'un sayımına göre Münîrî'nin Türkçe gazellerinden on ikisi elif harfiyle kafiyelidir ve bölüm de elif kafiyeli gazellerle açılır. Mahlas 5. beyitte geçer, gazel bir beyit daha sürer. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 98b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Ersoy bu gazelin tamamını neşrin girişinde, şairin edebî kişiliğini anlattığı yerde alıntılar. Ona göre Münîrî mutasavvıf bir şair değildir, ama tasavvufî remizleri kullanmıştır; bunun sebebi de büyük ölçüde Hâfız'dan etkilenmesi ve onun şiirinden yararlanması olmalıdır. Gazel bu yüzden Münîrî'nin tasavvufî söyleyişine en açık örnek olarak gösterilir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada öznenin adı anılmaz; ama "tecellī-i cemāl" (güzelliğin tecellisi) ifadesi sözlük anlamıyla tasavvufta Allah'ın güzellik sıfatlarıyla görünüşe çıkması demektir. Bu tecelliden sonra gözü olan kişi onu her yerde seyreder. "Her yüzden" ifadesi iki türlü anlaşılabilir: "her yönden" ve "her güzel yüzde". Bu tevriye bizim tespitimizdir.

İkinci beyitte "bugün" ile "irte" (yarın) karşı karşıya gelir. "İrte" eski Türkçede sözlük anlamıyla yarın, sabah demektir; burada ahireti anlatır. Bu dünyada görmeye çalışmayan kişiye yarın kör denecektir. Beyit, Kur'an'daki "Bu dünyada kör olan ahirette de kördür" anlamındaki ayeti (İsrâ 17/72) hatırlatır; bu bağlantı bizim çıkarımımızdır.

Üçüncü ve dördüncü beyitler tasavvufun temel kavramlarını kullanır. "Ẕāt" (öz varlık), "ṣıfāt" (nitelikler) ve "esmā" (Allah'ın adları) kelimeleri sözlük anlamıyla tasavvufta Allah'ın varlığını ve görünüşe çıkışını anlatan terimlerdir. Bunlar cihanın zerrelerinde gün gibi görünür; güneş ışığında beliren toz zerreleri ile "gün" (güneş) arasında bir tenasüp vardır. Dördüncü beyitte insan kendini yok saymaya çağrılır; çünkü eşyada ne varsa insanda da vardır. İnsanın küçük bir âlem olduğu düşüncesi tasavvufta yaygındır; beyit bu düşünceye dayanır.

Mahlas beytinde "ölmeden önce ölmek" ifadesi geçer. Bu söz tasavvuf çevrelerinde hadis olarak anılır ve nefsin isteklerinden geçmeyi anlatır. Böyle ölen kişinin nefesi, ölüleri dirilten İsa'nın nefesi gibi olur. "Ölügör" (ölüver) ve "öñürdi" (önce) kelimeleri Münîrî'nin eski Türkçe kelimeleri kullanmasına örnektir. Son beyitte aşkla yüksek himmeti birleştiren kişinin gözünde "ṭārem-i a‘lā", sözlük anlamıyla en yüce kubbe, yani gök, bir basamak kadar bile değer taşımaz. "Pāyece" kelimesi "pāye" (derece, basamak) kelimesinden küçültme ekiyle türemiştir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar