Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Dil ki der zülf-i siyāheş güm-rehest
Key tevān reh burden ān-cā güm-rehest
Der-zeneḫdāneş dilem dānī ki çīst
Hemçü Yūsuf ū fütāde der-çehest
Ruḫ ki ber-dīvār-ı yārem mī-nehem
To hemān gūyī ki der-vey yek kehest
Key be-pā-būs-ı sehī servī resem
Dest mānend-i çenārem kūtehest
Dil-berī dārem ki tāb-ı mihr ez-ūst
Rūy-ı ḫūbeş-rā ne-dīdem yek mehest
Baḫşedeş her rūz Ḥaḳ z’īn gūne esb
Çün Münīr ān-kes ki meddāḥ-ı şehest

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül onun kara zülfünde yolunu yitirmiştir; orada yol almak nasıl mümkün olsun, orada yol kaybolmuştur. ("Güm-reh" yolunu yitirmiş demektir ve iki mısraın sonunda tekrarlanır. İkinci mısradaki söz "güm reh", yani "yol kayıp" diye de ayrılabilir; Ersoy mısraı "orada yolunu kaybetmiş birisi nasıl yol alabilir?" diye anlar.)

2. Onun çene çukurunda gönlümün ne hâlde olduğunu bilir misin? Yusuf gibi kuyuya düşmüştür. ("Zenahdan" çene çukurudur ve divan şiirinde kuyuya benzetilir. Kardeşlerinin Hz. Yusuf'u kuyuya atmasına telmih vardır.)

3. Yanağımı yârin duvarına koyuyorum; sen ise orada bir saman çöpü var dersin. ("Keh" saman, saman çöpü demektir. Beyit, âşığın sararmış yüzünün sevgilinin duvarında bir saman çöpü kadar değersiz ve sarı görünmesi olarak okunabilir.)

4. O dümdüz boylu serviye, yani sevgiliye, ayağını öpmek için ne zaman ulaşırım? Elim çınarınki gibi kısadır. (Divan şiirinde çınarın yaprağı açık bir ele benzetilir. Çınar ne kadar yüksek olursa olsun eli serviye uzanamaz; "eli kısa" deyimi de güç yetirememeyi anlatır.)

5. Öyle bir sevgilim var ki güneşin parıltısı ondandır; onun güzel yüzü gibi bir ay görmedim. (Ersoy da ikinci mısraı "onun yüzü gibi güzel bir ayı hiç görmedim" diye anlar.)

6. Münîr gibi padişahın methiyecisi olan kimseye Hak her gün bu türden atlar bağışlar. ("Z’īn gūne esb", bu türden at, sözüyle neyin kastedildiği açık değildir; Ersoy beyti "çeşit çeşit at bahşediyor" diye karşılar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin on yedincisidir (fg 17). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır; mısralar üç tef‘ileden oluştuğu için gazel kısa ve hızlı bir ritme sahiptir. Ersoy'un redif listesinde gazel "est" redifliler arasında yer alır. Kafiye "-eh" sesidir: güm-reh, çeh, keh, kūteh, meh, şeh. Şiir Vatikan (VT 65b) ve Viyana (VY 49a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir; son beyitte anılan padişahın adı verilmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk iki beyti, gönlün sevgilinin güzelliğinde kayboluşunu iki bilinen mazmunla anlatır. Birinci beyitte kara zülüf, içinde yolun kaybolduğu karanlık bir yerdir; aynı kafiye kelimesinin iki mısrada tekrarlanması bu kayboluş hissini pekiştirir. İkinci beyitte çene çukuru bir kuyu olur ve gönül, kuyuya atılan Hz. Yusuf'a benzetilir. Zülüf ile çene çukuru, gönlün sevgilinin yüzünde düşüp kaldığı iki yer olarak art arda gösterilir.

Üçüncü ve dördüncü beyitler âşığın değersizliğini ve güçsüzlüğünü somut nesnelerle anlatır. Sevgilinin duvarına konan yanak bir saman çöpü sayılır; âşığın sararmış yüzü ile samanın sarılığı arasında bir benzerlik kurulmuş olabilir. Dördüncü beyitte servi ile çınar karşı karşıya konur. Sevgili dümdüz bir servidir, âşık ise kolları açık bir çınar; ama çınarın el biçimindeki yaprakları ne kadar uzansa da servinin ayağına ulaşamaz. "Eli kısa olmak" deyiminin ağaç hayaliyle birleştirilmesi beytin nüktesidir. Gazelin kafiye kelimeleri kısa Farsça kelimelerdir: çeh kuyu, keh saman, meh ay, şeh padişah demektir. Sesçe birbirine çok yakın olan bu kelimeler kısa vezinle birleşince gazele hızlı bir akış verir. Kuyu, saman, servi, çınar ve ay gibi somut nesnelerin art arda gelmesi de şiiri bir resimler dizisine çevirir.

Beşinci beyit sevgilinin yüzünü güneş ve ayla karşılaştırır; güneşin parlaklığı bile ondan alınmıştır. Mahlas beytinde ise gazel birdenbire bir övgü diline geçer. Münîr kendini padişahın methiyecisi olarak anar ve Hakk'ın böyle birine her gün atlar bağışladığını söyler. Beyitteki "bu türden at" sözünün neyi işaret ettiği metinden anlaşılmaz; Ersoy da onu "çeşit çeşit at" diye karşılamakla yetinir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar