Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Dil ki şod mest-i ḫarāb-ı sāḳī-i bezm-i elest
Şīşe-i nāmūs-ı mā-rā ‘āḳıbet z’ān mī-şikest
Gül-şen-i rıḍvān berā-yı ‘āşıḳān ser-sebz şod
Çün konīm ey dil çü seg der-kūşe-i külḫan nişest
Lāübālī ‘āşıḳīm ü bī-ḳarār ammā velī
Her zamān bā-‘ışḳ-ı to ‘ahd-i diger ḫᵛāhīm best
Yūsuf-ı Mıṣrī-i ḫod-rā yābem āḫir ey ‘azīz
To me-gū güm-kerde-i kes ‘āḳıbet n’āyed be-dest
Naḫl bend ān ḳadr der gülşen-i ‘ālem Münīr
Hemçü mis̱l-i ḳāmet-i şimşād-ı ū naḫlī ne-best
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül elest meclisinin sakisinden sarhoş ve harap düştüğü için, sonunda bizim namus şişemizi o yüzden kırıp parçaladı. ("Bezm-i elest", sözlük anlamıyla ezelde ruhlara "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorulduğu meclis demektir; divan şiirinde aşkın ve sarhoşluğun ezelden geldiğini anlatmak için kullanılır. Ersoy da beyti elest sakisinin şarabıyla harap olan gönlün namus kadehini kırması diye anlar.)
2. Rıdvan'ın gül bahçesi âşıklar için yemyeşil oldu; ey gönül, ne yapalım ki biz köpek gibi külhan köşesine oturmuşuz. ("Rıdvan" cennetin bekçisinin adıdır, "gülşen-i Rıdvan" cennet bahçesi demektir; "külhan" hamamın ateşinin yakıldığı ocak, kül ve is yeridir. Beyit iki türlü okunabilir: Ersoy ikinci mısraı "bunun için biz de köpek gibi külhan köşesinde oturmuşuz" diye sebep bildiren bir cümle olarak anlar; mısra "ne yapalım" diye bir hayıflanma olarak da okunabilir.)
3. Laubali ve bir kararda durmayan âşıklarız; ama yine de her zaman senin aşkınla yeni bir ahit bağlamak isteriz.
4. Ey aziz, sonunda kendi Mısırlı Yusuf'umu bulurum; sen "Kişinin kaybettiği şey bir daha ele geçmez" deme. (Yusuf kıssasına telmih vardır: kardeşlerinin kuyuya attığı Yusuf yıllar sonra Mısır'da bulunur. "‘Azīz" hem "değerli kişi" diye bir hitaptır hem de kıssada Yusuf'u satın alan Mısır azizinin unvanıdır.)
5. Münîr, âlem bahçesinde o kadar mumdan ağaç yaptı ki, yine de onun şimşir boyunun benzeri bir ağaç yapamadı. ("Naḫl-bend" sözlük anlamıyla balmumundan ağaç ve çiçek yapan sanatkâr demektir. Ersoy beyti "Münîr âlem bahçesinde bal mumundan o kadar ağaç yaptı da onun şimşir boyunun mislini görmedi" diye anlar; yani şairin söz sanatıyla yaptığı bütün benzetmeler sevgilinin boyuna denk gelmemiştir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yirmi ikincisidir (fg 22). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; Ersoy'un redif listesinde de yer almaz. Kafiye "-est" sesidir: elest, şikest, nişest, best, dest, best. Bu "-est" burada Farsçadaki "dır, dir" anlamındaki ek değildir, kelimelerin kendi kökünün parçasıdır. "Best" fiili üçüncü ve beşinci beyitte iki kez kafiye olur: birinde ahit bağlamak, ötekinde mumdan ağaç bağlamak, yani yapmak anlamında kullanılır. Şiir Vatikan (VT 66b) ve Viyana (VY 50b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel âşığın sarhoşluğunu ezele bağlayarak açılır. Gönül dünyaya gelmeden önce elest meclisinde sakinin elinden içmiş ve harap olmuştur; namus şişesinin kırılması bu ezelî sarhoşluğun kaçınılmaz sonucudur. Şişe, saki, meclis ve sarhoşluk kelimeleri bir tenasüp kurar; "namus şişesi" ise kırılgan bir şeyin, iyi adın, şişeye benzetildiği bir istiaredir. Ersoy'un girişte şairin kendini anlatan beyitleri arasında verdiği bir Türkçe beyitte de aynı hayal geçer: Münîrî orada kendini "elest meclisinin şarap kadehinin sarhoşu" diye tanıtır. Bu Farsça gazelin matlaı, aynı hayalin şairin dilinde iki dilde de yaşadığını gösterir.
İkinci beyit cennetle külhanı karşı karşıya koyar. Cennet bahçesi âşıklar için yeşerirken bu âşık bir köpek gibi külhan köşesinde, külün ve isin içinde oturur. Cennet ile külhan, yeşillik ile kül arasındaki tezat beyte keskin bir hüzün katar. Üçüncü beyitte âşık kendi kararsızlığını açıkça kabul eder; ama bu kararsızlık sevgiliye bağlılığı bozmaz, her an yeni bir ahit bağlanır. "Laubali" ile "ahit" arasındaki çelişki beytin nüktesidir.
Dördüncü beyitte Yusuf kıssası umudun dayanağıdır. Kaybolan Yusuf nasıl yıllar sonra bulunduysa, âşık da kendi Yusuf'unu, yani sevgiliyi bulacağını söyler. "Ey ‘azīz" hitabı bu kıssa içinde iki anlamlıdır: sıradan bir saygı sözü olarak da, Yusuf'u satın alan Mısır azizinin unvanı olarak da okunabilir. Münîrî'nin cinasa ve çift anlamlı kelimeye düşkünlüğü burada küçük ama yerinde bir örnek verir. Mahlas beytinde ise şair kendini balmumundan ağaç yapan bir sanatkâra benzetir. Bütün bahçeyi yapma ağaçlarla doldursa da sevgilinin şimşir boyuna denk bir fidan yapamaz. Şimşir, servi gibi divan şiirinde düzgün ve uzun boyun benzetilenidir; "naḫl", "gülşen" ve "şimşād" kelimeleri bir bahçe tenasübü kurar.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 145-146, fg 22 (giriş s. 4, 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






