Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Ān dil ki zi-şevḳ-ı mey-i la‘l-i to kebābest
Bī-ẕevḳ-ı vey ū-rā çi ser-i ‘ayş u şarābest
Yā Rab zi-çi rū māni‘-i envār-ı tecellīst
Īn sünbül-i ter ber gül-i sūrī ki niḳābest
Pīr-i reh-i mā goft be-mey tevbe ne-bāşed
Ān dem ki dem-i devr-i gül ü ‘ahd-i şebābest
Bā-ṭal‘at-ı ān ġonca-leb ü sāḳī-i gül-ruḫ
Der-ser heves-i cām-ı mey ü çeng ü rebābest
Dūşīne ki ān şem‘-i Çigil hem-dem-i mā būd
Gūyā ki hemīn vāḳı‘a-i ‘ālem-i ḫᵛābest
Sīrāb ne-şod ez-mey-i la‘let dilem ārī
Ser-tā-ḳadem ey dost cihān ‘ayn-ı serābest
Cüz sūz-ı to hemdem ne-koned cān-ı Münīrī
Goftend belī ṣoḥbet-i nā-cins ‘aẕābest
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin la‘l dudağının şarabının arzusuyla kebap olan o gönül için, o zevk olmadıkça yiyip içmenin ne tadı olur. ("Kebap olmak" yanıp kavrulmak demektir; Ersoy ikinci mısraı "Onun zevki olmadan yiyip içmeden tat alınır mı?" diye soru olarak anlar.)
2. Ya Rabbi, kırmızı gülün üstüne peçe olan bu taze sümbül, tecelli nurlarına ne sebeple engel oluyor. (Sümbül sevgilinin saçı, kırmızı gül yanağıdır; yüzün üstüne düşen saç, yüzün ışığını örter. Ersoy beyti "Bu taze sünbül kırmızı güle bir peçe olduğu için mi nurlar bize tecelli etmiyor?" diye anlar.)
3. Yolumuzun piri dedi ki: gül mevsiminin ve gençlik çağının sürdüğü vakit şaraba tövbe olmaz.
4. O gonca dudaklı, gül yanaklı sakinin yüzü karşısında başımda kadeh, şarap, çeng ve rebap hevesi var. (Çeng ve rebap telli çalgılardır.)
5. Dün gece o Çigil mumu bizim sohbet arkadaşımızdı; sanki bu olan şey uyku âleminde görülmüş bir rüyaydı. ("Çigil" sözlük anlamıyla güzelleriyle anılan bir Türk boyunun ve yurdunun adıdır; Ersoy "mum gibi parlak yanaklı Çiyil güzel" diye açar.)
6. Gönlüm senin la‘l dudağının şarabına kanmadı, evet; ey dost, cihan baştan ayağa serabın ta kendisidir. (Ersoy beyti "Ey sevgili cihan baştan sona senin lal renkli dudaklarının şarabından bir seraba dönse de evet gönlüm o şaraba kanmadı" diye iki mısraı birbirine bağlayarak anlar. "Sīrāb" kanmış, "serāb" seraptır; iki kelime ses bakımından birbirine yakındır.)
7. Münîrî'nin canı senin aşkının yangınından başkasını kendine sohbet arkadaşı etmez; evet, demişler ki cinsi olmayanla sohbet azaptır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yirmi beşincisidir (fg 25). Vezin "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıdır. Redif "est" ekidir; Ersoy'un redif listesinde bu gazel "est" redifli gazeller arasında gösterilir. Kafiye "-āb" sesidir: kebāb, şarāb, niḳāb, şebāb, rebāb, ḫᵛāb, serāb, ‘aẕāb. Şiir Vatikan (VT 67b) ve Viyana (VY 51a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Ersoy bu gazeli Hâfız-ı Şîrâzî'ye nazire olan on yedi Farsça gazel arasında sayar ve karşılığını Hâfız Divanı'nın 1290 (1873-74) İstanbul baskısında sayfa numarasıyla gösterir; TDV maddesi de on yedi Farsça gazelin Hâfız'a nazire olduğunu kaydeder. Aynı vezin, kafiye ve redifteki Hâfız gazeli "Mā-rā zi-ḫayāl-i to çi pervā-yı şarābest" (Senin hayalin varken bize şarap kaygısı mı olur) matlaıyla başlayan gazeldir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel aşkı, şarabı ve gençliği bir arada işler. Matlada gönül, sevgilinin dudağındaki şarabın arzusuyla kebap olmuştur; kebap ile şarabın aynı beyitte buluşması bir sofra tenasübü kurar, ama bu sofranın asıl tadı sevgilinin dudağıdır. İkinci beyit sevgilinin yüzünü örten saçı ilahi bir ışığı örten peçeye benzetir. Sümbül saç, gül yanak demektir; "tecellī" kelimesi ise yüzün ışığına tasavvufi bir renk verir. Ersoy, mutasavvıf bir şair olmayan Münîrî'nin tasavvufi remizleri Hâfız'dan etkilenerek kullandığını söyler; bu beyit böyle bir kullanımın örneğidir.
Üçüncü ve dördüncü beyitler rindane bir ruhsattır. Yolun piri, gül mevsiminde ve gençlik çağında şaraba tövbe edilmeyeceğini söyler; âşığın başında da kadeh, çeng ve rebap hevesi vardır. Beşinci beyitte dün geceki sohbetin bir rüya gibi geçtiği anlatılır; "Çigil mumu" sözü sevgiliyi hem parlaklığıyla mum, hem güzelliğiyle anılan bir Türk boyuna mensup bir güzel olarak gösterir. Altıncı beyitte "sīrāb" ile "serāb" arasındaki ses yakınlığı bir cinas kurar: gönül kanmamıştır, çünkü dünya bir seraptır. Mahlas beyti bir atasözü havasındaki sözle kapanır: cinsi olmayanla sohbet azaptır. Bu, "goftend", yani "demişler" diye aktarılan bir sözdür ve beyitte irsal-i mesel işlevi görür; âşığın canı aşkın yangınından başka arkadaş istemez, çünkü yangın onun cinsindendir.
Hâfız'ın gazeliyle karşılaştırıldığında kafiye kelimelerinin çoğunun ortak olduğu görülür. Hâfız'da sevgili açıkça geçtiği hâlde ağyarı gördüğü için yüzü peçelidir ("niḳāb"); Münîrî'de saç güle peçedir. Hâfız "cihān cümle serābest" der, Münîrî "cihān ‘ayn-ı serābest" der. Hâfız'ın "zemzeme-i çeng ü rebāb" sözündeki çalgı ikilisi Münîrî'nin dördüncü beytinde aynen geçer; Hâfız'ın son beytindeki "eyyām-ı şebāb" (gençlik günleri) ise Münîrî'nin üçüncü beytindeki "‘ahd-i şebāb" ile karşılanır. Hâfız sevgilisiz her şerbetin "‘ayn-ı ‘aẕāb", yani azabın ta kendisi olduğunu söyler; Münîrî aynı "‘aẕāb" kafiyesiyle cinsi olmayanla sohbetin azap olduğunu söyleyerek gazeli bağlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 147, fg 25 (giriş s. 5, 9, 12-13, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Akademik çalışmalar
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Diğer kaynaklar
- Hâfız-ı Şîrâzî, Divan, gazel 29 ("Mā-rā zi-ḫayāl-i to…"), Gencûr dijital metni. https://ganjoor.net/hafez/ghazal/sh29
Çevrimiçi kaynaklar






