Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Ger be-bālā-ḳad-i to geşt belā
Ġamze’et şod be-siḥr āfet-i mā
Nā-bedīd īnçonīn ki şod dehenet
Meger ez-ġayb mī-şeved peydā
Mī-nümāyed ki ṭavf-ı kūyet-rā
Ḫāk-i men mī-resed be-bād-ı ṣabā
Şādem ey dil be-vaṣl-ı yār imrūz
Hīc ne-āyed be-men ġam-ı ferdā
Der-ḫayāl-i ruḫet çü mihr Münīr
Hem-çü ẕerre girift rāh-ı hevā
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin yüksek boyun başımıza bela olduysa, büyüleyen gamzen de bizim afetimiz oldu. ("Bālā", yüksek boy, ile "belā" arasında ses benzerliği vardır. Gamze, sevgilinin yan bakışıdır.)
2. Ağzın öyle görünmez oldu ki belki ancak gayb âleminden, yani görünmeyen âlemden ortaya çıkar. (Sevgilinin ağzı yok denecek kadar küçük düşünülür.)
3. Öyle görünüyor ki senin mahalleni tavaf etmek için toprağım saba rüzgârıyla oraya ulaşacak. (Ersoy "ḫāk-i men"i "mezarımın toprağı" diye açar; kelime kelime "benim toprağım"dır, yani ölüp toprak olan âşık.)
4. Ey gönül, bugün sevgiliye kavuşmakla sevinçliyim; yarının gamı bana hiç gelmez.
5. Münîr, güneş gibi parlayan yanağının hayaliyle bir zerre gibi havanın yolunu tuttu. ("Hevā" sözlük anlamıyla hem "hava" hem "arzu, aşk" demektir; Ersoy "aşk yolunu tuttu" diye anlar. Güneş ışığında havada dönen zerre hayali iki anlamı birleştirir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin dördüncüsüdür (fg 4). Vezin "fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır; bu, aruzun kısa kalıplarından biridir ve beyitler buna bağlı olarak kısa ve yoğundur. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā" sesidir: belā, mā, peydā, ṣabā, ferdā, hevā. Ersoy kafiye bakımından bu gazeli yalnız revi harfiyle kurulan kafiye örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 62a) ve Viyana (VY 46b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel sevgilinin güzelliğini ve âşığın hâlini divan şiirinin bilinen hayalleriyle işler. Birinci beyitte boy ve gamze, ikinci beyitte ağız, beşinci beyitte yanak anılır; üçüncü ve dördüncü beyitler ise âşığın ölümüne ve vuslat sevincine ayrılmıştır. İkinci beyit, sevgilinin ağzının yok denecek kadar küçük olması mazmununa dayanır: ağız o kadar görünmezdir ki ancak gaybdan çıkabilir. Burada "nā-bedīd", yani görünmez, ile "peydā", yani görünen, arasında bir tezat vardır. Üçüncü beyitte âşık, öldükten sonra bile toprağının rüzgârla sevgilinin mahallesine taşınacağını ve orayı tavaf edeceğini söyler; "ṭavf" kelimesi sevgilinin mahallesini bir ziyaret yeri gibi gösterir.
Birinci beyitteki "bālā" ile "belā" kelimeleri arasındaki ses benzerliği, Münîrî'nin sevdiği söz oyunlarının bir örneğidir. Dördüncü beyitte "imrūz", bugün, ile "ferdā", yarın, arasındaki tezat vuslat anının bütün kaygıyı silmesini anlatır. Mahlas beytinde "mihr", yani güneş, ile "ẕerre" arasında tenasüp vardır: güneşin ışığında havada dönen toz zerresi, sevgilinin yanağının hayaliyle kendinden geçen âşığa benzetilir. "Hevā" kelimesinin hem hava hem aşk anlamına gelmesi beyti iki yönlü kılar. Münîrî mahlasının sözlük anlamıyla "aydınlatan" demek olması da güneş hayaliyle uyum içindedir.
Ersoy, Münîrî'nin mutasavvıf bir şair olmadığını, ama Hâfız'ın etkisiyle tasavvufi remizler kullandığını belirtir. Zerrenin güneşe yönelmesi hayali bu türden bir okumaya da açıktır: zerre güneşin ışığında görünür olur, âşık da sevgilinin yüzünün hayaliyle var olur. Gazelin geri kalanında ise sevgili açıkça bir güzel olarak anlatılır; boy, gamze, ağız ve mahalle gibi kelimeler gazeli âşıkane bir çerçevede tutar.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 135, fg 4 (giriş s. 10, 12). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






