Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Eşk ü sirişk-i men ki heme la‘l-i nāb şod
Ber-merdüm-i dü dīde ez-ān fetḥ-i bāb şod
Eşk-i revān-ı men ki merā mī-bered çonīn
Gūyā vücūd-ı bende be-rūyeş ḥabāb şod
Ger ‘aḳdhā-yı zülf-i to behr-i sirişk-i māst
Bu’gẕer zi-‘aḳdhā-yı vey ān bī-ḥisāb şod
Nezdīk-i şeb ki āmedī vü reft āftāb
Peydā şod āftāb u revān māh-tāb şod
Ez-ẕerrehā-yı ḫāk-i reheş her ki şod Münīr
Lā-büd be-çeşm-i devr-i cihān āftāb şod

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözyaşlarım ve damlalarım baştan başa saf lal gibi kırmızı oldu; bu yüzden iki gözbebeğime kapılar açıldı. ("Fetḥ-i bāb" sözlük anlamıyla kapının açılmasıdır, mecazen işin kolaylaşması, başarıdır; Ersoy da "işleri kolaylaştı" diye açıklar. "Merdüm" hem gözbebeği hem insan demektir.)

2. Durmadan akan gözyaşım beni öyle alıp götürüyor ki, sanki bu kulun varlığı onun yüzünde bir kabarcık olmuştur. ("Ḥabāb" sözlük anlamıyla su kabarcığıdır; Ersoy gözyaşını bir deniz olarak düşünür.)

3. Zülfünün düğümleri bizim gözyaşımız içinse, o düğümlerden vazgeç; çünkü gözyaşı hesapsız oldu. ("‘Aḳd" sözlük anlamıyla düğüm, bağ demektir; parmaklarla sayı sayarken yapılan işaretlere de bu ad verilir, bu yüzden "hesap" kelimesiyle ilgi kurar. Ersoy "o bağları çözebilirsin; çünkü ağlamamız haddi hesabı aştı" diye anlar.)

4. Gece yaklaşırken sen geldin ve güneş gitti; o anda (asıl) güneş belirdi, mehtap gitti. (Beyit iki türlü okunabilir: ikinci mısradaki güneş sevgilinin kendisidir ve onun gelişiyle ay ışığı söner; Ersoy ise beyti "Güneş ortaya çıkınca mehtabın kaybolması gibi gece yaklaşınca sen gelirsin, güneş de kaybolur" diye bir benzetme olarak açıklar.)

5. Ey Münîr, onun yolunun toprağının zerrelerinden biri olan kimse, ister istemez dünyanın gözünde bir güneş olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin kırk sekizincisidir (fg 48). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "şod" (oldu) fiilidir; Ersoy'un redif listesinde bu redifle fg 48, 49, 54 ve 69 gösterilir. Kafiye "-āb" sesidir: nāb, bāb, ḥabāb, ḥisāb, māh-tāb, āftāb. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 73a) ve Viyana (VY 56b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk üç beyti gözyaşı üzerinedir. Matlada kanlı gözyaşı, değerli kırmızı bir taş olan saf lal taşına benzetilir. Lal taşlarına sahip olan gözbebeklerine kapılar açılır; "merdüm" kelimesinin hem gözbebeği hem insan anlamı, zengin bir kişinin önünde kapıların açılmasını da düşündürür. Böylece beyitte gözyaşının değerli bir hazineye dönüşmesi ile "fetḥ-i bāb" deyiminin mecaz anlamı birlikte işler. İkinci beyitte gözyaşı bir sel ya da deniz olmuştur ve âşığı alıp götürür; âşığın varlığı bu suyun yüzünde bir kabarcıktan ibarettir. Kabarcık, divan şiirinde kısa ömürlü ve geçici varlığın simgesidir; âşığın kendi varlığını böyle görmesi aşk karşısındaki küçüklüğünü anlatır.

Üçüncü beyit zülfün düğümlerini hesapla ilişkilendirir. "‘Aḳd" kelimesi hem düğüm hem de parmakla sayı saymanın işaretidir; gözyaşı "hesapsız" olduğu için zülfün düğümleri artık onu saymaya yetmez. Düğüm, hesap ve gözyaşı kelimeleri arasında böylece bir tenasüp kurulur. Dördüncü beyit gece ile gündüzün yer değiştirmesine dayanan bir mübalağadır. Sevgili gece vakti gelir; gerçek güneş batmıştır ama sevgilinin gelişiyle başka bir güneş doğar ve bu kez ay ışığı kaybolur. Güneş, gece ve mehtap kelimeleri arasında tezat ve tenasüp birlikte kurulur.

Mahlas beyti zerre ile güneşi karşı karşıya getirir. Sevgilinin yolunun toprağındaki bir zerre olmak, dünyanın gözünde güneş olmaya yeter. Zerre ile güneş arasındaki büyüklük farkı, divan şiirinde güneş ışığında görünen toz zerreleri hayaliyle sık kullanılır; burada küçük olan sevgiliye yakınlığı sayesinde en büyük olana dönüşür. Dördüncü ve beşinci beyitlerde "āftāb" kelimesinin üç kez geçmesi, gazelin sonunu bir ışık hayaliyle bağlar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar