Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ey ruḫet gül-berg-i sürḫ ü ‘ārıżet şod ber-sefīd
Çeşm-i bed bādā be-devr-i ḥüsnet ey dil-ber sefīd
Key buved mānend-i ḫāl ü ‘ārıż-ı meh-tāb-ı to
Gerçi mī-bāşed siyāh-ı dīde ḫūb ender-sefīd
İḳtibās-ı şemse-i ḫūr z’āftāb-ı ḥüsn-i tost
Z’ān buved ber-ṭāḳ-ı çarḫ ey māh-ı sīmīn-ber sefīd
Baḫt-ı men çün zülf-i şeb-renget siyāh üftādeest
Key buved çün ṣubḥ-ı ṣādıḳ yā Rab ū dīger sefīd
Yek cevān-ı ġonca-leb-rā ‘āşıḳ-ı şeydā şodem
Ḥāl çün bāşed ki pīr-i nā-tüvānem ser-sefīd
Pertev-i ‘aks-i cemāl-i yār bīnā kerd bāz
Gerçi mī-şod dīde-i giryān-ı men ber der-sefīd
Z’intiẓār-ı ṭal‘at-ı ruḫsār-ı ān meh-rū Münīr
Çeşm-i mā şod çün vücūd-ı dīde-i aḫter sefīd
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey yüzü kırmızı bir gül yaprağı olan, yanağı beyazın üzerinde açan güzel; ey dilber, senin güzelliğinin devrinde kem göz ağarsın, yani kör olsun. ("Çeşm sefīd şoden" sözlük anlamıyla gözün ağarması, kör olmasıdır; mısra kem göze bir beddua gibidir.)
2. Gözün beyazı üzerinde siyahın güzel durduğu doğrudur; ama bu, senin mehtap gibi yanağının üzerindeki benin benzeri olabilir mi.
3. Güneş dairesi ışığını senin güzelliğinin güneşinden almıştır; bu yüzden, ey gümüş tenli ay, feleğin kemerinde beyazlık vardır. ("İḳtibās" sözlük anlamıyla ışık almak, bir şeyden pay almaktır; "ṭāḳ-ı çarḫ" göğün kemeri, gök kubbedir.)
4. Benim bahtım gece renkli zülfün gibi kara düşmüştür; ya Rab, o da ne zaman gerçek sabah gibi ağaracak. ("Ṣubḥ-ı ṣādıḳ" sözlük anlamıyla gerçek sabah, yani tan yerinin tam ağardığı vakittir; ondan önceki geçici aydınlığa "yalancı sabah" denir. Kara baht, talihsizlik demektir.)
5. Gonca dudaklı bir gence çılgın âşık oldum; ben güçsüz, başı ağarmış bir ihtiyar iken hâlim nice olur. (Ersoy ikinci mısraı "durumum güçsüz ve saçları ağarmış bir ihtiyarın durumuna döndü" diye anlar; mısra âşığın zaten yaşlı olduğunu söyler biçimde de okunabilir.)
6. Ağlayan gözüm büsbütün ağarıp kör oluyordu; ama sevgilinin cemalinin yansımasının ışığı onu yeniden gören bir göz yaptı.
7. Ey Münîr, o ay yüzlünün yanağının doğuşunu beklemekten gözümüz yıldızların gözü gibi ağardı. (Ersoy "kör olduk" diye açıklar; yıldızların bütün gece uyumadan bakması ve beyaz parlaması bu benzetmenin dayanağıdır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin kırk altıncısıdır (fg 46). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "sefīd" (beyaz, ak) kelimesidir; Ersoy'un redif listesinde bu gazel "sefīd" redifli olarak tek başına gösterilir. Kafiye "-er" sesidir: ber, dil-ber, ender, sīmīn-ber, dīger, ser, der, aḫter. Şiir Vatikan (VT 72a) ve Viyana (VY 57b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütünü beyaz ile siyahın karşıtlığı üzerine kurulur ve "sefīd" redifi her beyitte başka bir anlama bağlanır. Matlada beyaz hem sevgilinin teninin rengi hem de kem gözün ağarıp kör olmasıdır. İkinci beyitte göz beyazı üzerindeki siyah gözbebeği, sevgilinin beyaz yanağındaki siyah benle karşılaştırılır. Üçüncü beyitte beyazlık gök kubbenin aydınlığıdır; güneş ışığını sevgiliden ödünç almıştır. Dördüncü beyitte ağarmak sabahın gelişidir, beşincide ihtiyarın ak saçı, altıncı ve yedincide yine gözün ağarmasıdır. Tek bir rengin bu kadar farklı yerde ve anlamda kullanılması, gazeli bir renk oyunu hâline getirir; siyah zülüf, kara baht, siyah ben ve gece kelimeleri de redifin karşısında bir tezat dizisi oluşturur.
Matlada kırmızı gül yaprağı ile beyaz ten bir renk tablosu çizer ve hemen ardından kem göze bir beddua gelir. Güzelliğin nazardan korunması için söylenen bu söz, divan şiirinde sevgiliyi övmenin bir yoludur. Üçüncü beyitte güneşin ışığını sevgilinin güzelliğinden aldığının söylenmesi, sevgiliyi güneşten üstün tutan bir mübalağadır; güneş, ay, felek ve gümüş kelimeleri gökyüzü ve parlaklık ilgisiyle tenasüp kurar. Dördüncü beyitte kara baht ile zülfün karası arasında bir benzetme yapılır; âşık, bahtının da sabah gibi ağarmasını diler. "Ṣubḥ-ı ṣādıḳ" sözü, sabahın gerçek aydınlığını yalancı sabahtan ayırır ve âşığın kalıcı bir mutluluk istediğini sezdirir.
Beşinci beyit gazelde ender görülen bir yaş ve ihtiyarlık sesi taşır. Âşık gonca dudaklı bir gence tutulmuştur, ama kendisi güçsüz ve ak saçlıdır. Gençlik ile ihtiyarlık, gonca ile ak saç arasındaki tezat beyte bir hüzün katar. Altıncı beyitte ağlamaktan kör olmaya yüz tutan göz, sevgilinin cemalinin ışığıyla yeniden görür. Gözyaşından gözün ağarması ve sevgiliden gelen bir işaretle yeniden görmesi, Kur'an'da anlatılan Yakub peygamberin Yusuf için ağlamaktan gözlerinin ağarması kıssasını hatırlatır; ancak beyit bu kıssayı adıyla anmaz. Mahlas beytinde ise bekleyişin uzunluğu yıldızlarla ölçülür: sevgilinin yüzünün doğmasını bekleyen göz, bütün gece açık duran yıldızların gözü gibi ağarmıştır.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 159-160, fg 46 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






