Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Dilem k’ez çeşm-i ḫūn-rīzet çü-murġ-ı nīm-bismil şod
Me-keş ber-ḳaṣd-ı ū ḫancer ki taḥṣīl-i to ḥāṣıl şod
Tecellī mī-koned her-dem fürūġ-ı ‘aks-i ruḫsāreş
Dil-i ‘uşşāḳ-rā k’ey dil be-nūr-ı ‘ışḳ ḳābil şod
Be-dest āverdeneş yā Rab ‘aceb bāşed ki mī-bīnem
Bi-şey‘ lillāh pā-būset be-her sū eşk sāyil şod
Be-levḥ-i dil ki her naḳşī zi-ġayr-i ṣūret-i yārest
Be-seylāb-ı dü çeşm-i men bi-ḥamdillāh ki zāyil şod
Kodāmīn seyr-i kevkeb şod ne-mī-dānem Münīr imşeb
Ki ‘aḳs-i pertev-i rūyeş çerāġ-ı şem‘-i maḥfil şod

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönlüm senin kan döken gözünden yarı boğazlanmış bir kuş gibi oldu; onu öldürmek kastıyla hançer çekme, çünkü senin istediğin zaten elde edildi. ("Nīm-bismil" sözlük anlamıyla yarı kesilmiş, can çekişen hayvandır. "Taḥṣīl" elde etmeye çalışmak, "ḥāṣıl" elde edilmiş demektir; iki kelime aynı köktendir.)

2. Onun yanağının yansımasının parıltısı her an âşıkların gönlüne tecelli eder; ey gönül, işte gönül aşkın nuruna kabiliyetli oldu. ("Tecellī" sözlük anlamıyla görünme, kendini göstermedir; tasavvufta ilahî nurun kalbe yansımasıdır.)

3. Ya Rab, onu ele geçirmek ne tuhaf bir şey olur: görüyorum ki gözyaşı, "Allah için bir şey" diyerek senin ayağını öpmek üzere her yandan dilenci olup aktı. ("Bi-şey‘ lillāh" dilencilerin "Allah rızası için bir şey" sözüdür. Arapça "sāyil" kelimesi hem dilenen hem akan anlamına gelir; Ersoy bu kelimeyi "akıp gelmesi" diye anlar.)

4. Allah'a hamd olsun ki gönül levhasında sevgilinin suretinden başka ne nakış varsa, iki gözümün seliyle silinip gitti.

5. Ey Münîr, bu gece hangi yıldız gezindi bilmiyorum ki onun yüzünün parıltısının yansıması meclisin mumunun çırası oldu. (Beyit iki türlü okunabilir: "seyr-i kevkeb" yıldızın göğe yürümesi, yani uğurlu bir yıldız hareketi olarak anlaşılabilir; Ersoy ise beyti "sevgilinin yüzünün parlaklığının yansıması meclisimizin çırası ve mumu olduğu bir durumda nasıl yıldız seyredilir bilmiyorum" diye anlar. Vatikan nüshasında "imşeb" yerine neşirde harfleri basılamamış başka bir kelime vardır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin elli dördüncüsüdür (fg 54). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıdır. Redif "şod" (oldu) fiilidir; Ersoy'un redif listesinde bu redifle fg 48, 49, 54 ve 69 gösterilir. Kafiye "-il" sesidir ve kafiye kelimelerinin hepsi Arapçadır: bismil, ḥāṣıl, ḳābil, sāyil, zāyil, maḥfil. Şiir Vatikan (VT 74b) ve Viyana (VY 58a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir av ve kurban sahnesi kurar. Sevgilinin kan döken gözü âşığın gönlünü yarı boğazlanmış bir kuşa çevirmiştir; şair sevgiliye hançer çekmemesini, çünkü istediğinin zaten gerçekleştiğini söyler. "Nīm-bismil" kelimesi, can çekişen kuşun çırpınışını akla getirir; göz, kan, hançer ve kuş kelimeleri bir tenasüp kurar. "Taḥṣīl" ile "ḥāṣıl" aynı kökten gelen kelimelerin bir arada kullanılmasıdır ve iştikak sanatına örnektir.

İkinci beyit tasavvuf diline geçer. Sevgilinin yanağının parıltısı âşıkların gönlüne "tecelli" eder ve gönül aşkın nuruna kabiliyetli olur. Tecelli, nur ve kabiliyet kelimeleri tasavvuftaki ilahî tecellinin kalbe yansıması düşüncesini hatırlatır. Üçüncü beyit gazelin en ustaca yeridir. Gözyaşları, dilencilerin "Allah için bir şey" sözüyle sevgilinin ayağını öpmeye koşar. Arapça "sāyil" kelimesi hem dilenen hem akan anlamına geldiği için gözyaşı aynı anda hem dilenci hem de akan bir su olur; bu iki anlamı birlikte işleten bir tevriyedir. Ersoy kelimeyi akmak anlamıyla almıştır; dilenci anlamı ise mısradaki "bi-şey‘ lillāh" sözüyle desteklenir.

Dördüncü beyitte gönül bir levhadır ve üzerinde sevgilinin suretinden başka bir nakış kalmamıştır; öteki suretleri gözyaşının seli silip götürmüştür. Levha, nakış ve suret kelimeleri tenasüp kurar; gözyaşının sevgiliden başka her şeyi silmesi, aşkın gönüldeki tekliğini anlatır. Bu düşünce, neşirde daha önce gelen fg 42'nin matlaındaki gönül levhası hayaline yakındır. Mahlas beyti meclis ve ışık hayaliyle kapanır. Sevgilinin yüzünün parıltısı meclisin mumu ve çırası olmuştur; şair bunu bir yıldız hareketiyle açıklamaya çalışır ya da, Ersoy'un okuyuşuyla, böyle bir ışık varken yıldız seyretmeyi anlamsız bulur. Yıldız, mum, çıra ve parıltı kelimeleri tenasüp kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar