Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Dilī k’ez derd-i ‘ışḳ āgāh ne-bāşed
Ne-mī-dānem ki ū güm-reh ne-bāşed
Be-her ẕerre temāşā-yı cemālest
Kesī-rā k’ey dil ū ekmeh ne-bāşed
Merā goftī ki ḫūn-ı to be-rīzem
Der-ān fikrem ki vey nā-geh ne-bāşed
Be-gül-zār-ı cinān u ḥūr u ġılmān
Tesellī bī-to cüz-ebleh ne-bāşed
Be-ḥaḳḳ-ı mihr-i ruḫsāreş Münīrī
Çonān ḫurşīd-i enver meh ne-bāşed

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk derdinden haberi olmayan bir gönlün yolunu şaşırmamış olduğunu düşünemem. (Yani aşkı tanımayan gönül mutlaka yolunu şaşırmıştır. "Güm-reh" sözlük anlamıyla yolunu yitirmiş, sapkın demektir.)

2. Ey gönül, gönül gözü kör olmayan kimse için her zerrede o güzelliğin seyri vardır. ("Ekmeh" sözlük anlamıyla doğuştan kör demektir. Ersoy "her zerre sevgilinin cemalini temaşaya bir vesiledir" diye anlar.)

3. Bana "kanını dökeceğim" dedin; şimdi bunun ansızın olmamasından kaygı duyuyorum. (Beyit iki türlü okunabilir. Ersoy, âşığın bu işin ansızın olup da hemen bitmemesini umduğunu anlar. Mısra sözlük anlamıyla "onun ansızın olmayacağı düşüncesindeyim" demektir; bu okunuşla âşık, sevgilinin verdiği sözü hemen yerine getirmeyeceğinden, ölümün gecikeceğinden yakınır.)

4. Sensiz cennet bahçeleriyle, hurilerle ve gılmanlarla teselli bulan ancak ahmak olur. ("Ġılmān" cennette hizmet eden genç uşaklardır.)

5. Münîrî, onun yanağının güneşi hakkı için, ay o parlak güneş gibi olamaz. ("Mihr" hem güneş hem sevgi demektir. Ersoy "sevgilinin güneş misali olan yanağı hakkı için böyle parlak bir güneşin benzeri bir ay bulunmaz" diye anlar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin altmışıncısıdır (fg 60). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıdır. Redif "ne-bāşed" (olmaz, olmasın) sözüdür; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-eh / -āh" sesidir: āgāh, güm-reh, ekmeh, nā-geh, ebleh, meh. Şiir Vatikan (VT 75b) ve Viyana (VY 59a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ana düşüncesi, aşkın insanı doğru yola getiren bir bilgi olduğudur. Matla bunu olumsuz bir cümleyle kurar: aşk derdini bilmeyen gönül yolunu şaşırmıştır. Redifteki olumsuzluk her beyitte yeni bir hükmü taşır. İkinci beyit gazelin tasavvufi merkezidir. Gönül gözü açık olan kişi her zerrede güzelliğin tecellisini görür; kör olan ise göremez. Ersoy'un da belirttiği gibi Münîrî mutasavvıf bir şair olmamakla birlikte bu tür tasavvufi remizleri kullanır; onun örnek verdiği Türkçe gazel tg 1'de de "zerrât-ı cihânda" görünen güzellik ve gözü olan kişinin temaşası benzer bir düşünceyle dile getirilir. "Ekmeh" ile "temāşā" arasında tezat vardır.

Üçüncü beyit nükteli bir çıkış yapar. Sevgili âşığın kanını dökeceğini söylemiştir; âşık bundan korkmaz; onun kaygısı bu işin gecikmesidir. Beyit iki türlü anlaşılabilir, ama her iki okunuşta da âşığın ölümü beklenen bir lütuf saydığı açıktır. Bu tavır divan şiirinde sevgilinin cefasını vefa saymanın tanıdık bir örneğidir.

Dördüncü beyit cennet nimetlerini sevgilinin varlığıyla karşılaştırır. Cennet bahçeleri, huriler ve gılmanlar sevgili olmadan ancak ahmakları teselli eder. Cennet, huri ve gılman kelimeleri arasında tenasüp vardır; dinî bir vaadin sevgilinin karşısında küçültülmesi rindane bir cesaret taşır. Cennetin bile sevgilisiz bir teselli sayılmaması, âşığın gözünde her şeyin değerini sevgiliden aldığını gösterir. Mahlas beytinde "mihr" kelimesi hem güneş hem sevgi anlamıyla bir tevriye kurar: şair sevgilinin yanağının güneşi üzerine, aynı zamanda ona duyduğu sevgi üzerine yemin eder. Ay ile güneş karşılaştırılır ve ay, sevgilinin yüzü gibi parlak olamaz; güneş, ay ve aydınlık kelimeleri bir tenasüp oluşturur. "Meh" (ay) kafiyesinin son beyitte gelmesi, gazeli güzellik karşısında her şeyin sönük kaldığı düşüncesiyle kapatır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar