Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Murġ-ı cān-ı ‘āşıḳān ey dil ez-ān mī-āramīd
Ān hümā-yı sidre-menzil be-maḳām-ı ḫod resīd
Ez-berāy-ı pāy-būs-ı esb-i ān çābük-süvār
Peyk-i eşk-i reh-revān-ı mā be-her sū mī-devīd
Müjde-i vaṣleş resīd ez-hātif-i ġaybem seḥer
Dil zi-ẕevḳ-ı ān süḫan ez-telḫī-i hicrān rehīd
Sāḳīyā ber-ḫīz ü mey deh va‘de-i ḫamī me-y-ār
Devr-i gül be’gẕeşt çün ‘ahd-i ḫazān āmed bedīd
Çihre-i zerd-i men-i dil-ḫaste-rā yād āvered
Her ki şekl-i ṣūret-i ‘ālem bedīn hey’et be-dīd
Sürḫī-i reng-i rez ey dil hīc mī-dānī zi-çīst
Ġālib ez-çeşm-i felek der-hicr-i gül ḫūn mī-çekīd
Ez-hevāyeş gerçi bisyār ūfted ber-dām-ı zülf
Hīc murġī dāne-i ḫāl-i siyāhet-rā ne-çīd
Ser-nüvişt-i ‘āşıḳān-rā ser-be-ser taḳrīr kerd
Yek raḳam ber-levḥ-i ḥüsnet-rā ki ebrūyet keşīd
Ān hilāl-ebrū ki şod ḫalḳ-ı cihān müştāḳ-ı ū
Lem‘a’ī ez-pertev-i ‘aḳseş hilāl-i māh-ı ‘īd
Merdüm- çeşm-i cihān-bīn-i Münīr ü ‘ālemest
Āftāb-ı ṭal‘at-ı ruḫsār-ı Sulṭān Bāyezīd
Tā ki bāşed der-cihān devr-i gül ü ‘ahd-i ḫazān
Gül-şen-i rūy-ı to bādā tāze vü ‘ömret mezīd
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, âşıkların can kuşu şu yüzden rahata erdi: Sidre'de konaklayan o hümâ kendi makamına ulaştı. ("Sidre" yedinci kat gökte bulunduğuna inanılan Sidretü'l-müntehâ ağacıdır; "hümâ" sözlük anlamıyla gölgesi kimin başına düşerse onu talihli kıldığına inanılan efsanevi kuştur.)
2. O çevik süvarinin atının ayağını öpmek için, yolda koşan gözyaşlarımızın ulakları her yana koşuyordu. ("Peyk" ulak, haberci demektir; gözyaşı hızla akışı yüzünden ulağa benzetilir.)
3. Seher vakti gaipten seslenen sesten bana onun vuslatının müjdesi ulaştı; gönül bu sözün zevkiyle ayrılığın acısından kurtuldu. ("Hātif-i ġayb" sözlük anlamıyla görünmeyen âlemden seslenen ses demektir.)
4. Ey sâkî, kalk, şarap ver, ham vaat getirme; gül devri geçti, çünkü güz zamanı göründü. ("Va‘de-i ḫām" sözlük anlamıyla ham, boş vaat demektir. Ersoy "gül mevsimi geçmekte ve hazan zamanı gelmektedir" diye anlar.)
5. Âlemin suretini bu kılıkta gören herkes, gönlü yaralı benim sararmış yüzümü hatırlar. (Beyit kapalıdır. Ersoy "her kim bu gökyüzünde âlemin suretinin şeklini görürse" diye anlar. Önceki beyitteki güz hayaliyle birlikte okunduğunda, sararmış dünyanın görünüşü kastedilmiş olabilir.)
6. Ey gönül, üzümün rengindeki kızıllığın nereden geldiğini hiç bilir misin; galiba gülden ayrılıkta feleğin gözünden kan damlıyordu. ("Rez" sözlük anlamıyla asma, üzüm demektir.)
7. Onun aşkıyla pek çok kişi zülf tuzağına düştüyse de hiçbir kuş senin siyah beninin tanesini toplayamadı. ("Hevā" sözlük anlamıyla hem aşk, arzu hem de hava, gökyüzü demektir; kuş, tuzak ve tane kelimeleriyle birlikte iki anlam da beyitte hissedilir.)
8. Kaşının senin güzellik levhana çektiği tek bir çizgi, âşıkların alın yazısını baştan başa yazıp bildirdi. ("Raḳam" yazı, çizgi; "levḥ" levha, sayfa; "ser-nüvişt" alın yazısı demektir.)
9. Bütün dünya halkının özlemini çektiği o hilal kaşlı güzelin yansıyan ışığından bir parıltıdır bayram ayının hilali.
10. Sultan Bayezid'in yanağının güneşe benzeyen parlaklığı, Münîr'in ve âlemin cihanı gören gözünün bebeğidir. ("Merdüm-i çeşm" gözbebeği demektir; "merdüm" tek başına insan anlamına da gelir.)
11. Dünyada gül devri ve güz zamanı sürdükçe, yüzünün gül bahçesi taze olsun ve ömrün artsın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış on bir beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin altmış üçüncüsüdür (fg 63). Münîrî'nin gazellerinin büyük çoğunluğu beş beyit olduğundan, bu uzunluk dikkat çeker. Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz. Kafiye "-īd" sesidir: ārāmīd, resīd, devīd, rehīd, bedīd, be-dīd, çekīd, çīd, keşīd, ‘īd, Bāyezīd, mezīd. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 76b) ve Viyana (VY 59b) nüshalarında bulunur.
Ersoy bu gazeli Hâfız-ı Şîrâzî'ye nazire olan on yedi Farsça gazel arasında sayar ve karşılığını Hâfız Divanı'nın 1290 (1873-74) İstanbul baskısında 106. sayfa olarak gösterir; TDV maddesi de on yedi Farsça gazelin Hâfız'a nazire olduğunu kaydeder. Aynı vezin ve kafiyedeki Hâfız gazeli "Ebr-i āẕārī ber-āmed bād-ı nev-rūzī vezīd" (Mart bulutu yükseldi, nevruz yeli esti) mısraıyla başlar ve ikinci mısraında şarap ile çalgıcı istenir. Münîrî'nin resīd, keşīd, dīd ve çekīd kafiyeleri Hâfız'ın gazelinde de vardır; Hâfız'ın mahlas beytinin sonundaki "ḫūn mī-çekīd" (kan damlıyordu) sözü Münîrî'nin altıncı beytinde aynen geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel üç bölüm gibi okunabilir. İlk üç beyit vuslat müjdesini anlatır: hümâ makamına ulaşmış, gözyaşları süvarinin atının ayağına koşmuş, seher vakti gaipten müjde gelmiştir. Hümâ ve Sidre arasındaki tenasüp, sevgiliyi gökyüzünün en yüksek katına yerleştirir; gözyaşının ulağa benzetilmesi bir teşbihtir. Dördüncü beyitten altıncı beyte kadar mevsim değişir. Sâkîden ham vaatler yerine şarap istenir, çünkü gül devri geçmiş ve güz gelmiştir. Âşığın sararmış yüzü güz mevsiminin dünyasıyla bir tutulur. Altıncı beyitte üzümün kızıllığı, gülden ayrılığa ağlayan feleğin kanlı gözyaşına bağlanır; bir doğa olayına şairane bir sebep gösterildiği için bu beyit hüsn-i talil sanatının güzel bir örneğidir. Hâfız'ın gazeli baharın gelişiyle açılır; Münîrî ise gül mevsiminin bitip güzün gelişini işler.
Yedinci beyitten dokuzuncuya kadar güzellik tasviri yapılır. Yedinci beyitte "hevā" kelimesinin aşk ve hava anlamları, tuzak, tane ve kuş kelimeleriyle birleşerek bir tevriye kurar: pek çok kuş zülf tuzağına düşmüştür, ama siyah benin tanesine hiçbiri ulaşamamıştır. Sekizinci beyitte kaş, güzellik levhasına çekilmiş bir yazı çizgisidir ve âşıkların alın yazısı o çizgide okunur. Dokuzuncu beyitte bayram hilali sevgilinin hilal kaşının bir yansıması sayılır.
Son iki beyit gazeli bir övgü ve duaya bağlar. Onuncu beyitte Sultan Bayezid'in güneş gibi parlayan yüzü, şairin ve bütün âlemin gözbebeğidir. Gözbebeği anlamındaki "merdüm"ün insan anlamına da gelmesi beyte ince bir çağrışım katar. On birinci beyitte gül devri ve güz zamanı yeniden anılır; bu söz dördüncü beyitteki "devr-i gül" ve "‘ahd-i ḫazān" ifadelerini aynen tekrarlar. Orada gül devrinin geçmesinden yakınılırken burada mevsimler dönüp durdukça memduhun yüzünün gül bahçesinin hep taze kalması dilenir. Dördüncü beyitteki "bedīd" (göründü) ile beşinci beyitteki "be-dīd" (gördü) kafiyeleri de ses bakımından aynı, anlam bakımından farklı kelimelerdir ve bir cinas oluşturur.
Tarihî Bağlam
Gazel, onuncu beyitte adını açıkça andığı için II. Bayezid'e sunulmuş bir şiir olarak okunabilir. Neşirdeki Farsça gazeller arasında II. Bayezid'in adı yalnız üç şiirde geçer: fg 16, bu gazel ve fg 145. Münîrî, Ersoy'a göre II. Bayezid Amasya'da sancakbeyiyken onun meclisinde bulunmuştu. Ersoy ayrıca 1503 tarihli bir Topkapı Sarayı kütüphane kataloğuna göre II. Bayezid'in hususi kitaplığında Münîrî'nin bir divanının bulunduğunu belirtir. Gazelin hangi yıl ve hangi vesileyle yazıldığına, Bayezid'in şehzadelik yıllarına mı saltanat yıllarına mı ait olduğuna dair neşirde ya da başka bir kaynakta bilgi yoktur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 169-170, fg 63 (giriş s. 2, 5, 10, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Akademik çalışmalar
- Ümran Ay, "Münîrî Amâsî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2019. https://islamansiklopedisi.org.tr/muniri-amasi
Diğer kaynaklar
- Hâfız-ı Şîrâzî, Divan, gazel 240 ("Ebr-i āẕārī ber-āmed bād-ı nev-rūzī vezīd…"), Gencûr dijital metni. https://ganjoor.net/hafez/ghazal/sh240
Çevrimiçi kaynaklar






