Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Sālhā her ki çü mā sākin-i meyḫāne ne-şod
Vāḳıf ez-sırr-ı mey ü sāġar u peymāne ne-şod
Hem-dem-i sāḳī-i bezm-i ezel āḫir ne-şeved
Her ki ez-nergis-i maḫmūr-ı to mestāne ne-şod
Dil be-zencīr-i ser-i zülf-i siyāhet çi koned
Ger be-sevdā çü men-i dil-şode dīvāne ne-şod
Lāyıḳ-ı genc-i ḫayālet ne-buved ḫāne-i dil
Tā ki ez-dest-i ġam-ı ‘ışḳ-ı to vīrāne ne-şod
Key reved şevḳ-ı cemālet zi-dil ü cān-ı Münīr
Heves-i āteş-i şem‘ ez-ser-i pervāne ne-şod

Günümüz Türkçesiyle

1. Yıllarca bizim gibi meyhanenin sakini olmayan kimse, şarabın, kadehin ve sürahinin sırrına vakıf olamadı. ("Peymāne" sözlük anlamıyla ölçek, büyük kadeh demektir; Ersoy "sürahi" diye anlar.)

2. Senin mahmur nergis gözünden sarhoş olmayan kimse, sonunda ezel meclisinin sâkîsiyle dost olamaz. (Göz, biçimi ve baygın görünüşü sebebiyle nergis çiçeğine benzetilir. "Bezm-i ezel" ruhların yaratılıştan önce Allah'la ahitleştiği meclistir.)

3. Gönül, sevda yüzünden benim gibi divane olmadıysa, siyah zülfünün ucundaki zincirle ne yapsın. (Deliler eskiden zincire vurulurdu; zülf de kıvrımları yüzünden zincire benzetilir.)

4. Senin aşkının gamının elinden viran olmadıkça gönül evi, hayalinin hazinesine layık olmaz. ("Genc" sözlük anlamıyla hazine demektir.)

5. Senin güzelliğinin şevki Münîr'in gönlünden ve canından nasıl gider; mum ateşinin hevesi pervanenin başından gitmedi. (Ersoy beyti "nasıl pervanenin başından mum ateşinin arzusu gitmezse" diye benzetmeli bir cümle olarak anlar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin altmış birincisidir (fg 61). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "ne-şod" (olmadı) sözüdür; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-āne" sesidir: meyḫāne, peymāne, mestāne, dīvāne, vīrāne, pervāne. Şiir Vatikan (VT 76a) ve Viyana (VY 59a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, aşkın ve rindliğin ancak bedeli ödenerek öğrenilebileceği düşüncesi üzerine kurulur. Her beyit bir şart cümlesi taşır: meyhanede yıllar geçirmeyen, sevgilinin gözünden sarhoş olmayan, sevdadan divane olmayan, gamdan viran olmayan kimse istenen mertebeye erişemez. Redifteki "ne-şod" bu olumsuz şartı her beyitte yineler ve gazele öğüt veren bir düzen kazandırır.

Matla meyhaneyi bir bilgi yeri olarak anar. Şarap, kadeh ve sürahinin "sırrı" ancak meyhanenin sakini olana açılır; meyhane, şarap, kadeh ve sürahi arasında tenasüp vardır. Ersoy'un girişte belirttiği gibi Münîrî kendini şarap içen bir rind olarak tanımlar ve tasavvufi remizleri Hâfız'ın etkisiyle kullanır; bu beyitte de meyhane sırrı ifadesi hem rindane hem tasavvufi bir çağrışım taşır. İkinci beyitte sevgilinin mahmur gözü ezel meclisine bağlanır. Gözü nergise benzetmek bir istiaredir; o gözden sarhoş olmak, ezelde içilen aşk şarabının sâkîsine yaklaşmanın şartı olarak gösterilir.

Üçüncü beyitte zülf ile zincir arasında bir teşbih, zincir ile divane arasında da tenasüp kurulur. Zincir delilere vurulur; gönül sevdadan çıldırmadıkça zülfün zincirine ne gerek vardır. "Sevdā" kelimesinin sözlük anlamıyla hem aşk tutkusu hem de eski tıpta deliliğe yol açan kara safra anlamına gelmesi beyte ikinci bir anlam katar. Dördüncü beyit divan şiirinde sık görülen bir düşünceye dayanır: hazineler viranelerde saklanır. Gönül evi aşk gamıyla yıkılmadıkça sevgilinin hayali gibi bir hazineyi barındıramaz. Ev, viran ve hazine kelimeleri birbirini tamamlar; yıkım bir kazancın şartı olur.

Mahlas beytinde mum ile pervane hayali kullanılır. Pervane mumun ateşine kendini atar ve yanmaktan vazgeçmez; Münîr'in gönlündeki şevk de sevgilinin güzelliğinden ayrılmaz. Şair kendi durumunu pervanenin bilinen hâliyle delillendirdiği için beyitte bir benzetme ve delillendirme birlikte bulunur. Matladaki meyhane sakini ile mahlas beytindeki ateşe bağlı pervane, gazelin başında ve sonunda aynı sadakat düşüncesini taşır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar