Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Zi-gül-rūyet ki der-gül-şen gül ü lāle ciger sūzed
Zi-āteş-dān-ı ḫod dil-rā be-her nev‘ī diger sūzed
‘Aceb ne’bved zi-tāb-ı dil ki mī-sūzem be-çeşm-i nem
Ez-evvel gofteend ārī be-nezd-i ḫuşk ter sūzed
Çonān k’ez āteş-i ‘ışḳet heme reghā-yı men pür şod
Eger faṣdī konend ez-men hemāndem nīşter sūzed
Dilet ez-āh-ı dil-sūzem belī der-āteş-i ḫışmest
Ez-ān dil mī-şeved ḳāni‘ ki mā-rā īn ḳadr sūzed
‘İlāc-ı āteş-i īn dil Münīrī key buved āḫir
Be-her ki ḥāl-i men goftem zi-men ū bīşter sūzed

Günümüz Türkçesiyle

1. Bahçede gülün ve lalenin ciğerini yakan gül yanağın, kendi ateş mangalıyla gönlü bambaşka bir biçimde yakar. ("Āteş-dān" sözlük anlamıyla mangal, ocak demektir; Ersoy "lāle"yi gelincik diye anlar. Lalenin ve gelinciğin içindeki kara leke divan şiirinde yanık bir ciğere benzetilir.)

2. Gözüm yaşlı olduğu hâlde gönlümün ateşiyle yanmama şaşılmaz; evet, eskiden "kurunun yanında yaş da yanar" demişlerdir.

3. Senin aşkının ateşi bütün damarlarımı öyle doldurdu ki benden kan alsalar neşter o anda yanar. ("Faṣd" sözlük anlamıyla damardan kan alma demektir; eski tıpta bir tedavi yoluydu.)

4. Benim gönül yakan âhımdan senin gönlün, evet, hışım ateşindedir; gönül bizi bu kadar yakmakla yetinir. (Beyit kapalıdır. Ersoy ikinci mısraı "gönül bundan kanaat edip bizi bu kadar yakmakla yetiniyor" diye anlar.)

5. Münîrî, bu gönlün ateşine sonunda nasıl çare bulunur; hâlimi kime anlattıysam o benden daha çok yandı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin altmış ikincisidir (fg 62). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıdır. Redif "sūzed" (yakar, yanar) fiilidir; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-er / -r" sesidir: ciger, diger, ter, nīşter, ḳadr, bīşter. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 76a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün beyitleri ateş ve yanma hayalinin çevresinde döner. Redifteki "sūzed" fiili bazen yakmak, bazen yanmak anlamıyla kullanılır ve her beyitte ateşin başka bir yönü gösterilir. Matlada sevgilinin gül yanağı bahçedeki gülü ve laleyi kıskançlıktan yakar. Gülün kırmızılığı ve lalenin ortasındaki kara leke, sevgilinin güzelliği karşısında yanmış ciğerin işareti sayılır; bu, bir doğa olayına şairane bir sebep bulmaktır ve hüsn-i talil sanatına yaklaşır. Aynı yanak gönlü ise kendi mangalıyla başka türlü yakar. Gül, lale, bahçe ve ateş kelimeleri arasında tenasüp vardır.

İkinci beyitte gazelin en dikkat çekici söz sanatı bulunur. Âşığın gözü yaşla doludur, gönlü ise ateş içindedir; ıslak gözün yanması bir çelişki gibi görünür. Şair bunu halk arasında söylenen bir sözle açıklar: kurunun yanında yaş da yanar. Bir atasözünün delil olarak beyte konması irsal-i mesel sanatıdır; TDV maddesi Münîrî'nin atasözlerini ve deyimleri şiire yerleştirme geleneğinde başarılı olduğunu kaydeder; bu beyit Farsça bir gazelde de aynı eğilimin görüldüğünü gösterir. Kuru ile yaş arasında tezat vardır.

Üçüncü beyit eski tıbbın diliyle kurulur. Hekim hastanın damarına neşter vurup kan alırdı; âşığın damarları ise aşk ateşiyle öyle dolmuştur ki neşter değer değmez yanar. Fasd, damar ve neşter arasında tenasüp vardır ve abartının ölçüsü beyte nükteli bir ton verir. Dördüncü beyit daha kapalıdır; âşığın âhının sevgilinin gönlünü hışma getirdiği, gönlün de bu yanmayla yetindiği söylenir. Mahlas beyti çaresizlikle kapanır: âşığın hâlini dinleyen herkes ondan daha çok yanmaktadır, bu yüzden gönül ateşine çare aranacak bir yer kalmamıştır. Ateşin dinleyene de geçmesi, gazelin başındaki gül ve lalenin yanmasıyla birleşir; sevgilinin güzelliğinden doğan yangın âşıktan çevresine yayılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar