Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Ḫayāl-i Türk-i çeşm-i to ki ḫūnem-rā kemīn gīred
Nişān-ı ḫancer-i kīneş be-sīne īn kemīn gīred
Be-tīr-endāzī-i çeşmet ḫaṭā hergiz ne-reft ammā
Kemān-ebrūy-ı şūḫet ne-dānem er-çi çīn gīred
Leb-i yāḳūt-ı cān-baḫşet ki ḳūt-ı cevher-i rūḥest
Ḫaṭet mühr-i Süleymān-rā be-zīr-i īn nigīn gīred
Çonīn be’nmāydem k’ey dil be-yümn-i devlet-i derdeş
Ṣadā-yı nevbet-i ‘ışḳem heme rūy-ı zemīn gīred
Be-devr-i çeşm-i mest-i to cihān pür-şūr u ġavġā şod
Kocā künc-i ḳanā‘at-rā dil-i ḫalvet-nişīn gīred
Fedā-yı ġabġabet bādā dil ü cān-ı Münīr-i men
Ki ez-behr-i men-i ḫaste turunc-ı deste-çīn gīred
Günümüz Türkçesiyle
1. Senin Türk gözünün hayali kanımı dökmek için pusu kurar; bu hakir kul onun kin hançerinin izini göğsünde taşır. ("Türk" divan şiirinde kan döken, yağmacı güzel anlamında kullanılır. "Kemīn" iki mısrada iki ayrı anlamdadır: birincide pusu, ikincide hakir, aşağı. Ersoy ikinci mısraı "bu zavallı sinesinde onun kin hançerinin izini taşımaktadır" diye anlar.)
2. Gözünün ok atışında hiçbir zaman hata olmadı; ama şuh kaşının yayı kırışır mı, bilmiyorum. ("Ḫaṭā" hem hata hem Hıtay ülkesi, "çīn" hem kırışık, büklüm hem Çin demektir.)
3. Ruhun cevherinin gıdası olan can bağışlayan yakut dudağın, ayva tüyün ise Süleyman'ın mührünü bu yüzük taşının altına alır. ("Nigīn" yüzük taşıdır; yakut renkli dudak yüzük taşına benzetilir. Ersoy "ayva tüylerin Hz. Süleyman'ın mührüne boyun eğdirir" diye anlar.)
4. Ey gönül, onun derdinin devletinin uğuruyla bana öyle görünüyor ki aşkımın nöbet davulunun sesi bütün yeryüzünü tutar. ("Nevbet" sözlük anlamıyla hükümdarlık alameti olarak belli vakitlerde çalınan nöbet musikisidir.)
5. Senin sarhoş gözünün devrinde dünya kargaşa ve kavgayla doldu; halvette oturan gönül kanaat köşesini nerede bulsun. (Viyana nüshasında "ḳanā‘at" yerine "ferāġat", yani vazgeçme, el çekme okunur; neşirde bu iki kelimenin bazı harfleri basılamamıştır.)
6. Benim Münîr'imin gönlü ve canı senin gerdanına feda olsun; o, ben hasta için elle koparılmış bir turunç tutar. ("Ġabġab" çene altındaki dolgunluk, gerdandır; yuvarlaklığı yüzünden turunca benzetilir. "Deste-çīn" sözlük anlamıyla elle toplanmış, seçme demektir. Ersoy "turunç tabağı tutmaktadır" diye anlar.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin altmış altıncısıdır (fg 66). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıdır. Redif "gīred" (tutar, alır) fiilidir; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-īn" sesidir: kemīn, kemīn, çīn, nigīn, zemīn, ḫalvet-nişīn, deste-çīn. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir Vatikan (VT 77a) ve Viyana (VY 60b) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel savaş, saltanat ve uzak ülkeler dünyasından alınmış kelimelerle kurulur. Matla bir cinasla açılır. İki mısra da "kemīn" kelimesiyle biter; birincisinde kelime pusu, ikincisinde hakir anlamındadır. Sevgilinin gözü bir Türk gibi pusuya yatmış, âşığın kanını dökmeye hazırlanmıştır; âşık da gözün kin hançerinin izini göğsünde taşır. Divan şiirinde "Türk" kelimesi güzel, aynı zamanda acımasız ve kan dökücü sevgiliyi anlatır. Göz, hançer, pusu ve kan arasında tenasüp vardır.
İkinci beyit gazelin en ustalıklı yeridir. Gözün oku hiç hata etmez, kaşın yayı ise kırışır mı bilinmez. Burada "ḫaṭā" kelimesi hem hata hem de misk ve güzelleriyle anılan Hıtay ülkesi, "çīn" kelimesi hem kırışık, büklüm hem de Çin anlamına gelir. Matladaki "Türk" kelimesiyle birlikte Türk, Hıtay ve Çin adları bir tenasüp oluşturur; aynı kelimeler beyitte asıl anlamlarıyla da okunduğu için bu bir tevriyedir. Ok, yay ve kaş arasındaki ilgi de kaşın yaya benzetilmesine dayanır.
Üçüncü beyit Hz. Süleyman'ın mührüne gönderme yapar. Süleyman peygamberin yüzüğündeki mühür sayesinde cinlere ve kuşlara hükmettiği anlatılır. Sevgilinin yakut renkli dudağı bir yüzük taşıdır; ayva tüyü ise Süleyman'ın mührünü bile bu taşın altına alır. Yakut, yüzük taşı, mühür ve Süleyman arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitte saltanat dili sürer: hükümdarlık alameti olan nöbet musikisinin sesi bütün yeryüzünü tutar. Aşkın derdi bir devlet, yani saadet sayılır ve âşığın şöhreti bir hükümdarın nöbeti gibi dünyaya yayılır.
Beşinci beyitte sarhoş gözün devri bir kargaşa dönemine benzetilir; dünya kavgayla dolmuşken halvetteki gönlün kanaat köşesini bulması imkânsızdır. Viyana nüshasındaki "ferāġat" (el çekme) okuması da aynı yönde bir anlam verir. Mahlas beyti beklenmedik bir hayalle kapanır. Sevgilinin yuvarlak gerdanı, hasta âşığa uzatılmış bir turunca benzetilir. Âşık hastadır ve gerdan ona şifa getiren bir ikram gibi uzatılır; Ersoy da beyti sevgilinin hasta âşık için turunç tabağı tuttuğu biçiminde anlar. "Münīr-i men", yani "benim Münîr'im" ifadesi mahlası alışılmış kullanımından biraz ayırır.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 172, fg 66 (giriş s. 9-10, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






