Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Mehī k’ez ‘aḳs-i ruḫsāreş dilem yābed ṣafā-yı ḫod
Pes-i ṣad perde be’nmāyed merā her dem liḳā-yı ḫod
Zi-behr-i yār eger bāşed fedā cān u cihān ey dil
Çi bāk ez-vey ki mī-yābem beḳā ender-fenā-yı ḫod
Sürūd-ı ‘ışḳ mī-verzed be-her ḥālet dil-i zārem
Ġıdā-yı rūḥ ez-ān gerded be-her naġme nevā-yı ḫod
Dilī dārem çün āyīne berāy-ı ‘aḳs-i ruḫsāret
Velī īn ṭurfe k’ez jeng-i ġamet yābed cilā-yı ḫod
Tecellī-i cemāl-i to derūn-ı ḥücre-i dil şod
Keşed z’ān rū be-cīb-i cān ki bāşed der-ṣafā-yı ḫod
Bi-ḥamdillāh Münīr āḫir ġubār-ı ḫāk-i rāhet şod
Kesī k’insān buved kāmil resed lā-büd be-cāy-ı ḫod

Günümüz Türkçesiyle

1. O ay yüzlü, yanağının yansımasından gönlümün kendi safasını bulduğu güzeldir; yüz perdenin ardından her an bana kendi yüzünü gösterir. (Ersoy beyti "her ne kadar o ay gibi parlak sevgili bana her an yüzünü yüzlerce perdenin arkasından gösterse de onun yanağının yansımasından gönlüm safa bulur" diye anlar.)

2. Ey gönül, sevgili uğruna can da cihan da feda olsa bunda korkulacak ne var; ben kendi yokluğumda kalıcılığı bulurum. ("Fenā" yokluk, "beḳā" kalıcılık, ölümsüzlük demektir.)

3. İnleyen gönlüm her hâlde aşk ezgisini söyler; bu yüzden ruhun gıdası her nağmede onun kendi sesinden olur. (Ersoy beyti "ruhun gıdası kişinin kendi nağmeleri ve ahenkli sözleri olduğu için her durumda benim inleyen gönlüme aşk şiirleri uygun düşer" diye anlar.)

4. Senin yanağının yansıması için ayna gibi bir gönlüm var; ama tuhaf olan şu ki o, parlaklığını senin gamının pasından bulur. ("Jeng" pas, "cilā" parlatma, parlaklık demektir.)

5. Senin güzelliğinin tecellisi gönül hücresinin içinde oldu; bu yüzden can, kendi safası içinde olsun diye onu yakasının içine çeker. ("Cīb" sözlük anlamıyla yaka, koyun demektir. Ersoy "ruh onu kendi sefası olsun diye kendine çeker" diye anlar.)

6. Allah'a şükür, Münîr sonunda senin yolunun toprağının tozu oldu; kâmil insan olan kimse elbette kendi yerine ulaşır. (Ersoy "yolunun toprağı oldu" sözünü "öldü" diye açıklar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin yetmiş dördüncüsüdür (fg 74). Vezin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün mefâ‘îlün" kalıbıdır. Redif "-yı ḫod" (kendi …) sözüdür; Ersoy'un redif listesinde gazel 74 numarasıyla yer alır. Kafiye "-ā" sesidir: ṣafā, liḳā, fenā, nevā, cilā, ṣafā, cāy. "Ṣafā" kafiyesi birinci ve beşinci beyitte tekrarlanır. Şiir Vatikan (VT 79a) ve Viyana (VY 63a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin redifi "kendi" kelimesidir ve şiir boyunca bir şeyin kendi özüne, kendi yerine ulaşması düşüncesini taşır: gönül kendi safasını bulur, sevgili kendi yüzünü gösterir, âşık kendi yokluğunda bekayı bulur, gönül aynası kendi cilasını gamın pasından alır, kâmil insan kendi yerine ulaşır. Bu düşünce ve kullanılan kelimeler gazele belirgin bir tasavvufi renk verir. Ersoy'un belirttiği gibi Münîrî mutasavvıf bir şair olmamakla birlikte tasavvufi remizleri Hâfız'ın etkisiyle kullanır; bu gazel o eğilimin yoğun örneklerindendir.

Matlada sevgili yüz perde ardından yüzünü gösterir ve gönül onun yanağının yansımasından safa bulur. Perde ile yansıma, gizlilik ile görünme arasında bir tezat kurulur. İkinci beyitte fenâ ve bekâ kavramları yan yana gelir: sevgili uğruna can ve cihan feda edilir, ama âşık bu yoklukta kalıcılığı bulur. İki kavram tasavvufta kulun kendi varlığından geçip Hak'ta kalıcılığa ermesini anlatır; aynı karşıtlık Münîrî'nin fg 59'unda da işlenir. Üçüncü beyitte gönül sürekli aşk ezgisini söyleyen bir çalgıcıdır; ezgi, nağme ve ses kelimeleri arasında tenasüp vardır.

Dördüncü beyit gazelin en ince buluşunu taşır. Gönül bir aynadır ve sevgilinin yanağını yansıtmak için vardır. Eski aynalar madenden yapıldığı için pas tutar ve cila ister; şair ise gönül aynasının parlaklığını tam da sevgilinin gamının pasından aldığını söyler. Pas ile cila arasındaki tezat, gamın gönlü karartmak yerine parlattığı düşüncesini taşır. Beşinci beyitte güzelliğin tecellisi gönül hücresine iner; "ḥücre" kelimesi hem oda hem de dervişin inzivaya çekildiği küçük oda anlamıyla bir tevriye kurar.

Mahlas beyti bir şükürle açılır. Münîr sonunda sevgilinin yolunun tozu olmuştur; Ersoy bunu ölüm olarak açıklar. İkinci mısradaki "insān … kāmil" sözü tasavvuftaki insan-ı kâmil, yani olgunluğa ermiş insan kavramını hatırlatır ve âşığın toprak olmasını bir yükseliş, kendi makamına ulaşma olarak gösterir. Matlada safa bulan gönülden mahlas beytinde kendi yerine ulaşan kâmil insana uzanan çizgi, redifin "kendi" kelimesiyle bütün gazeli bir arada tutar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar