Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Gül-sitān-ı bāġ-ı ḥüsnet k’ez berā-yı yek güleş
Nāle mī-gerded be-her sū ṣad hezārān bülbüleş
Mıṣr-ı ḥüsnet-rā berā-yı ḳand ü şehd āmed meger
Hindū-yı zülf-i to bā-īn dānehā-yı fülfüleş
Zülf ü ḫāl-i hindūyeş-rā dīdem ü goftem belī
Behr-i sulṭān-ı Ḥabeş şod sāye-bān[ī] kāküleş
Lāle-zār-ı gül-sitān-ı ḥüsn-i to ḫoş-manẓarest
K’ez hevā-dārī buved der-hem be-reyḥān sünbüleş
‘Andelīb-i gül-sitān-ı kūy-ı yār āmed Münīr
Z’ān dehed ‘uşşāḳ-rā ḥayret nevā-yı ġulġuleş

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin güzellik bağının gül bahçesi öyledir ki, onun bir tek gülü için her yanda yüz binlerce bülbülü inler. ("Hezār" sözlük anlamıyla hem "bin" hem de "bülbül" demektir; "ṣad hezārān bülbül" söyleyişinde iki anlam birlikte sezilir.)

2. Senin zülfünün siyah Hindu'su, bu biber taneleriyle, meğer güzelliğinin Mısır'ına şeker ve bal almaya gelmiş. (Hindu siyahlığı yüzünden zülfün, biber taneleri ise Ersoy'un açıkladığı gibi benlerin yerine geçer.)

3. Onun Hindu gibi kara zülfünü ve benini gördüm ve dedim: Evet, kâkülü Habeş sultanına gölgelik olmuş. (Habeş sultanı siyah beni anlatır. Ersoy kâkülü bu sultana gölgelik tutan bir hizmetçi olarak anlar. "Sāye-bān[ī]" kelimesindeki köşeli ayraç Ersoy'un tamiridir.)

4. Senin güzellik gül bahçendeki lalezarın görünüşü ne hoştur; sünbülü, sevdadan, reyhanla birbirine karışmıştır. (Divan şiirinde sünbül zülfün, reyhan ayva tüyünün karşılığıdır. Ersoy mısraı "Sünbülün aşkından dolayı bu bahçedeki fesleğenin başı dönmüştür" diye anlar.)

5. Münîr sevgilinin gül bahçesine benzeyen mahallesinin bülbülü oldu; bu yüzden şakımasının sesi âşıkları hayrete düşürür.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin seksen altıncısıdır (fg 86). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif Farsçadaki "-eş" (onun) ekidir; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-ül" sesidir: gül, bülbül, fülfül, kâkül, sünbül, ġulġul. Şiir Vatikan (VT 82a) ve Viyana (VY 65b) nüshalarında bulunur. Üçüncü beyitteki "sāye-bān[ī]" kelimesinin son harfi Ersoy'un vezne ve anlama göre yaptığı tamirdir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona bir bahçe tablosudur. Sevgilinin güzelliği gül bahçesine, âşıklar bülbüllere benzetilir; tek bir gül için yüz binlerce bülbül inler. Matladaki "hezārān" kelimesi binler demektir, ama "hezār" Farsçada bülbülün de adıdır; bülbül kelimesiyle aynı mısrada yer alması bu ikinci anlamı da akla getirir. Kafiye kelimelerinin hepsi bahçeye ya da sese bağlıdır: gül, bülbül, sünbül, kâkül ve sonda bülbülün şakıması anlamındaki "ġulġul".

İkinci ve üçüncü beyitler bahçe tablosuna uzak ülkeleri katar. Zülüf siyahlığı yüzünden bir Hindu'ya, benler Hindistan'ın biberine benzetilir; bu Hindu, sevgilinin güzellik Mısır'ına şeker ve bal almaya gelmiştir. Divan şiirinde Mısır şekeriyle, sevgilinin dudağı da tatlılığıyla anıldığından, beyit bir ticaret yolculuğu imgesi kurar: Siyah zülüf benleri getirip dudağın tatlılığını almak ister. Üçüncü beyitte siyah ben Habeş sultanıdır; kâkül ona gölgelik tutar. Hint, Mısır ve Habeş adları arasında tenasüp vardır ve üçü de siyahlık ya da tatlılık üzerinden güzelliğin bir parçasına bağlanır.

Dördüncü beyit bahçeye döner. Lalezar yanağın kırmızısını anlatır; sünbül ile reyhan ise zülüf ile ayva tüyünün bilinen karşılıklarıdır. Sünbülün sevdadan reyhanla karışması, zülfün yüzdeki ayva tüylerine karışmasını resmeder. "Hevā-dārī" kelimesindeki "hevā" sözlük anlamıyla hem hava hem de arzu demektir; bahçede çiçeklerin havadan birbirine karışması ile sevdadan karışması arasında bir tevriye sezilir.

Mahlas beytinde şair kendini sevgilinin mahallesinin bülbülü sayar. Bu, gazelin başındaki yüz binlerce bülbülün içinden birinin sesini öne çıkarmaktır. Bülbülün şakıması âşıkları hayrete düşürür; şair burada kendi şiirinin etkisini bülbülün sesine benzeterek anlatır. Ersoy'un girişinde Münîrî'nin kendi şiirini övdüğü başka beyitler de anılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar