Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Tā ez-kitāb-ı ḥüsn-i to ḫᵛāndīm yek sebaḳ
Şod nezd-i defter-i dil-i men levḥ yek varaḳ
Bī-pertev-i ṭulū‘-ı ruḫ u ṣubḥ-ı ‘ārıżet
Gerded zi-‘aḳs-i eşk-i men īn sürḫī-i şafaḳ
Dil ḫūn şod ez-cefā-yı to ammā ne-gūyemeş
Ger ser reved çü ḫāme şeved sīneem dü şaḳ
Yek laḥẓa der-firāḳ-ı to ṭāḳat ne-bāşedem
Ey vāy-ı men ki hicr-i to bāşed ber-īn nesaḳ
Ger rence mī-konī ḳadem ez-behr-i porsişem
Vaḳtest ez-ān ki mānde zi-cān bī-to yek ramaḳ
Çün ṣubḥ-ı ṣādıḳest ruḫet ey meh-i Münīr
Bel aḥsenü cemālüki vallāhi min felaḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin güzelliğinin kitabından bir ders okuduğumuzdan beri, gönlümün defteri yanında Levh bir tek yaprak kadar kaldı. (Levh, yazı levhası, aynı zamanda her şeyin yazılı olduğu Levh-i Mahfûz demektir; Ersoy da iki anlamı birlikte verir.)

2. Yüzünün doğuşunun ve yanağının sabahının ışığı yokken, şafağın bu kızıllığı benim gözyaşımın yansımasından olur.

3. Cefandan gönlüm kan oldu, ama bunu söylemem; başım gitse de, sinem kalem gibi ikiye yarılsa da. (Kamış kalemin başı kesilerek yontulur ve ucu ortadan yarılır; mısra bu iki işi âşığın hâline uygular.)

4. Ayrılığına bir an bile dayanamam; vay bana, eğer ayrılığın bu gidişle sürerse.

5. Hâlimi sormak için zahmet edip ayağını basacaksan, tam zamanıdır; çünkü sensiz canımdan bir ramak kaldı.

6. Ey Münîr'in ayı, yüzün tan yerinin gerçek ağarması gibidir; hayır, vallahi senin güzelliğin sabah aydınlığından daha güzeldir. (İkinci mısra Arapçadır. Ersoy "meh-i Münīr" sözünü "parlayan ay gibi olan sevgili" diye anlar; "münīr" sözlük anlamıyla "parlak" demektir ve aynı zamanda şairin mahlasıdır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; son mısraı Arapçadır. Neşirde Farsça gazellerin seksen dokuzuncusudur (fg 89). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz. Kafiye "-aḳ" sesidir: sebaḳ, varaḳ, şafaḳ, şaḳ, nesaḳ, ramaḳ, felaḳ. Şiir Vatikan (VT 83a) ve Viyana (VY 66a) nüshalarında bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir okul ve kitap tablosudur. Sevgilinin güzelliği bir kitaptır; şair ondan yalnız bir ders (sebaḳ) okumuştur, ama bu tek ders gönül defterini öyle doldurmuştur ki Levh onun yanında tek bir yaprak (varaḳ) kadar kalır. Levh kelimesi hem yazı tahtasını hem de her şeyin yazılı olduğuna inanılan Levh-i Mahfûz'u akla getirir; ikinci anlam, gönül defterinin her şeyi içine alan bir kitaptan bile geniş olduğunu söyler. Kitap, ders, defter, levha ve yaprak kelimeleri arasında açık bir tenasüp vardır.

İkinci beyitte şafağın kızıllığı âşığın kanlı gözyaşlarına bağlanır. Sevgilinin yüzü güneş gibi doğmadan önce gökteki kırmızılık, âşığın kanlı yaşlarının göğe vuran yansımasıdır. Doğal bir olayın gerçek sebebi bırakılıp şiirli bir sebep gösterildiği için bu, hüsn-i talil sanatına örnektir. Üçüncü beyit sabrı kalemle anlatır. Kamış kalem kullanılmadan önce başı kesilir ve ucu ikiye yarılır; âşık başı gitse, sinesi kalem gibi yarılsa da cefadan şikâyet etmeyeceğini söyler. TDV maddesi Münîrî'nin hattatlıkla da uğraştığını kaydeder; kalemin yontulmasına ait bu ayrıntılar yazı sanatının gündelik işlerindendir.

Dördüncü ve beşinci beyitler ayrılığın son noktasını anlatır. Âşığın canının çıkmasına "bir ramak" kalmıştır; sevgili hâl sormaya gelecekse tam vaktidir. Hasta ziyareti ile ölüm döşeği arasındaki bu tablo, gazelin ortasında sade ve gerçekçi bir sahne kurar.

Mahlas beyti Farsça bir mısra ile Arapça bir mısraı birleştirir. Birinci mısrada sevgilinin yüzü "ṣubḥ-ı ṣādıḳ"a, yani tan yerinin gerçekten ağardığı vakte benzetilir. İkinci mısra bu benzetmeyi geri alır: Vallahi sevgilinin güzelliği sabah aydınlığından (felaḳ) daha güzeldir. Önce benzetip sonra benzetileni üstün tutmak, divan şiirinde sık kullanılan bir yoldur. "Felaḳ" kelimesi Kur'an'daki Felak sûresinin adı olarak da bilinir. "Meh-i Münīr" söyleyişi iki türlü anlaşılabilir: Münîr'in ayı ya da parlak ay. Şair mahlasını bir sıfat gibi kullanarak bu iki anlamı bir arada tutar. Şafak, sabah ve tan kelimeleri ikinci beyitle son beyit arasında bir köprü kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar