Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ḫaṭṭ-ı emān ki ḫadd-i to dāred be-her ṭaraf
Gerded dilem zi-fitne-i zülf-i to ber-ṭaraf
Ger ez-ḫayāl-i la‘l-i lebet be’gẕered demī
Āyed zi-seng-i ḥādis̱e dil-rā zi-her ṭaraf
Dil sūy-ı Ka‘be-i ser-i kūyet revāne şod
Ān dem be-īn cihān ki ne-şod der-ḫaber ṭaraf
K’ū ān zamān ki dil-ber-i şūḫem zi-rūy-ı nāz
Bā-men ḥadīs̱ dāşt naẓar der-diger ṭaraf
Zāhid be-sūy-ı mey-gede z’ān-rū ne-mī-reved
Hergiz ne-mī-tevān ki reved bī-baṣar ṭaraf
Āşüftegī çonīn ne-şeved ber-dilem Münīr
Zülf-i siyāh-ı ū ne-keşīde’st ger ṭaraf

Günümüz Türkçesiyle

1. Yanağın her yanında bir aman yazısı taşıdığı için gönlüm zülfünün fitnesinden uzak kalır. ("Ḫaṭṭ" sözlük anlamıyla hem yazı hem de yanaktaki ayva tüyü demektir; Ersoy da "pusula" kelimesinin yanına parantezle "ayva tüyleri" yazar.)

2. Lal dudağının hayali olmadan bir an geçse, gönle her taraftan belâ taşları yağar.

3. Gönül, bu dünyada henüz yön diye bir şeyden haber yokken, senin mahallenin başındaki Kâbe'ye doğru yola düştü.

4. Nerede o zaman ki şuh dilberim, naz yüzünden, benimle konuşurken gözünü başka bir yana çevirirdi. (Ersoy beyti "nerede" sözü olmadan, "Şuh sevgilim benimle konuştuğu zaman nazı yüzünden nazarı başka tarafta olur" diye anlar.)

5. Zahit meyhane tarafına bu yüzden gitmiyor: Gözü görmeyen biri hiçbir yana yürüyemez. (Ersoy mısraı "asla bir tarafa bakmadan yürüyemediği için" diye anlar ve zahidin daima riyakâr olduğunu ekler.)

6. Ey Münîr, onun siyah zülfü beni kendi tarafına çekmeseydi, gönlümde böyle bir perişanlık olmazdı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış altı beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin seksen sekizincisidir (fg 88). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "ṭaraf" (yan, yön) kelimesidir; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-er" sesidir: her, ber, ḫaber, diger, baṣar, ger. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 82b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ustalığı redifin her beyitte başka bir anlamla kullanılmasındadır. Matlada aynı kelime iki kez gelir: "be-her ṭaraf" her yanda demektir, "ber-ṭaraf" ise uzak, giderilmiş anlamına gelir. Sonraki beyitlerde "ṭaraf" sırasıyla her taraftan gelen taşları, henüz var olmayan yönü, sevgilinin baktığı başka yanı, zahidin yürüyemediği yönü ve sonunda zülfün âşığı kendi tarafına çekmesini anlatır. Aynı kelimenin bu kadar farklı yerlerde kullanılması, Münîrî'nin söz oyunlarına olan düşkünlüğünü gösterir.

Matlada "ḫaṭṭ-ı emān" (aman yazısı) bir tevriyedir. Yakın anlamıyla can güvenliği veren yazılı belgeyi, uzak anlamıyla yanaktaki ayva tüylerini anlatır. Divan şiirinde ayva tüyleri yanak üzerine yazılmış bir yazı gibi düşünülür; bu yazı gönle aman verir ve onu zülfün fitnesinden korur. Zülüf ile fitne arasındaki ilgi, zülfün karışık ve dağınık yapısından gelir. İkinci beyit bu korumanın tersini anlatır: Dudağın hayali gönülden bir an çıkarsa her taraftan belâ taşları yağar. Lal de değerli bir taş olduğu için "la‘l" ile "seng" (taş) arasında bir ilgi kurulur.

Üçüncü beyit ezel düşüncesine dayanır. Gönül, dünyada henüz yön diye bir şey yokken sevgilinin mahallesindeki Kâbe'ye yönelmiştir. Kâbe yönlerin, yani kıblenin belirleyicisi olduğu için, yön yokken Kâbe'ye yönelmek ince bir çelişki kurar; aşkın yaratılıştan önce başladığı söylenmiş olur. Dördüncü beyit bir özlem cümlesidir. Sevgilinin nazla başka yana bakarak konuştuğu günler bile şimdi aranan günlerdir.

Beşinci beyitte zahit kör olarak nitelenir. Gözü görmeyen kimse bir yöne yürüyemez; zahidin meyhaneye gitmemesi ahlakından değil, görememesindendir. Bu, rindin zahide yönelttiği bilinen bir alaydır. Ersoy mısraı zahidin riyakârlığına bağlar. Mahlas beytinde siyah zülüf âşığı kendi tarafına çekmiştir; gönüldeki "āşüftegī" (perişanlık), zülfün kendi dağınıklığının âşığa geçmiş hâli gibidir. Böylece gazel, matladaki zülüf fitnesine dönerek kapanır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar