Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Sāḳīyā devr-i gülest ez-muḥtesib dīger çi bāk
Ger merā ber-bāde-i ṣāfī keşed īn ṭab‘-ı pāk
Ġonca ez- şevḳ-ı leb-i to ger girībān mī-derīd
Gül zi-‘ışḳ-ı lāle-ruḫsār-ı to gerded cāme-çāk
Berg-i gül ḫod-rā ki bād-ı ṣubḥ-dem-rā mī-dehed
Fikr-i ān dāred ki gerded der-rehet mānend-i ḫāk
Ey raḳīb ez-āh-ı āteş-nāk-i men ġāfil me-bāş
Mī-dehed çarḫ-ı berīn-rā lerze āh-ı derd-nāk
Minnet Īzed-rā ki bā-eşk-i firāvān-ı Münīr
Zāle ‘an levḥi’l-fu’ādi ṣūret ü naḳşu sivāk

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey saki, gül mevsimidir; bu temiz yaratılış beni saf şaraba çekiyorsa artık muhtesipten ne korku. (Muhtesip, çarşıyı ve kamu ahlakını denetleyen, içki yasağını da uygulayan görevlidir.)

2. Gonca senin dudağının özleminden yakasını yırtıyorsa, gül de lale yanağının aşkından elbisesini paramparça eder. (Ersoy "lāle-ruḫsār" sözünü "gelincik rengindeki yanak" diye anlar.)

3. Kendini seher yeline bırakan gül yaprağının aklındaki tek şey, senin yolunda toprak gibi olmaktır.

4. Ey rakip, ateşli ahımdan gafil olma; dertli ah yüce feleği bile titretir.

5. Allah'a şükürler olsun ki Münîr'in bol gözyaşıyla gönül levhasından senden başkasının sureti de nakşı da silindi. (İkinci mısra Arapçadır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış beş beyitlik bir gazeldir; son mısraı Arapçadır. Neşirde Farsça gazellerin doksan dördüncüsüdür (fg 94). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz. Kafiye "-āk" sesidir: bāk, pāk, çāk, ḫāk, nāk, sivāk. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 84a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bahar meclisinin rind sesiyle açılır. Gül mevsimi gelmiştir; şair saf şaraba yönelişini kendi "pāk" (temiz) yaratılışına bağlar ve içki yasağını uygulayan muhtesipten korkmadığını söyler. Temiz yaratılış ile saf şarap arasında bir uyum kurulur; "pāk" ile "ṣāfī" kelimeleri temizlik ve duruluk etrafında yan yana gelir. Muhtesibi hiçe sayan bu söyleyiş, Ersoy'un rind diye nitelediği şairin bilinen tavrıdır.

İkinci beyit hüsn-i talil sanatına örnektir. Goncanın açılması, yakasının yırtılması gibi düşünülür; gülün yapraklarının dağılması da elbisesini paramparça etmesidir. Şair bu doğal olayların sebebini sevgiliye bağlar: Gonca onun dudağına özlemden, gül onun yanağına aşktan kendini yırtar. Yaka yırtmak ve elbise parçalamak divan şiirinde âşığın çaresizliğini anlatan hareketlerdir; burada çiçeklere verilmiştir. Gonca dudağa, gül ve lale yanağa karşılık gelir.

Üçüncü beyit aynı tabloyu sürdürür. Seher yeli gül yapraklarını savurur; şair bunu gül yaprağının kendini bilerek rüzgâra vermesi diye anlatır, çünkü onun tek arzusu sevgilinin yolunda toprak olmaktır. Dördüncü beyitte âşığın ahı ateşlidir ve göğü titretecek güçtedir; rakibe yöneltilen bu uyarı, ahın ateşi ile feleğin titremesi arasında bir mübalağa kurar. "Āteş-nāk" ve "derd-nāk" kelimeleri aynı ekle kurulmuştur ve aynı beyitte yankılanır.

Mahlas beyti gönlü yazılı bir levhaya benzetir. Münîr'in bol gözyaşı, sudan geçen bir yazı gibi, bu levhadan sevgiliden başka her şeyin suretini ve nakşını silmiştir. Gözyaşının silen bir su olarak düşünülmesi, levha, suret ve nakış kelimeleriyle tenasüp kurar. İkinci mısraın Arapça yazılması ve "sivāk" (senden başkası) kelimesinin kafiyeye girmesi, gazeli tek sevgiliye bağlanan bir sonla kapatır. Neşirde bir önceki gazelin (fg 93) son mısraı da Arapça bir ibare taşır ve orada da gönül bir levha olarak anılır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar