Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ger sefīd ü sürḫ der-yek şāḫ ne’dhed bār gül
Der-gülistān-ı cemālet her dü şod tekrār gül
Ez-fürūġ-ı gül-şen-i cennet ne-bāşed yek ḳabes
Āteş-i Mūsā ki her cā mī-koned iẓhār gül
Behr-i ḥasb-i ḥāl-i bülbül ġonca’ī her ṣubḥ-dem
Ber-ḥarīr-i āl-i pīçīde dehed tūmār gül
Çetr-i la‘l-i lāle ber-ṣaḥrā ki zed ferrāş-ı ṣubḥ
Leşker-i mülk-i bahār āmed sipeh-sālār gül
Ber-fiġān-ı ‘andelīb-i nā-tüvān üftāde-rā
Raḥm ez-ān hergiz ne-āyed zāde hest ez-ḫār gül
Mest-i cām-ı bāde-i ‘ışḳest lāle der-çemen
Ez-gül-i mey çün benefşe dāred īn miḳdār gül
Z’i‘tidāl-i devr-i eyyām-ı bahār eknūn Münīr
Bār ḫᵛāhed dād ḫār-ı ḫuşk der-dīvār gül

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül tek bir dalda hem beyaz hem kırmızı açmasa da, senin güzelliğinin gül bahçesinde ikisi de yeniden gül olup açtı. (Beyaz ten, kırmızı yanaktır.)

2. Gülün her yerde gösterdiği Musa'nın ateşi, cennet bahçesinin parıltısından bir kıvılcım değildir. (Ersoy beyti böyle olumsuz bir hüküm olarak anlar; mısra "bir kıvılcım değil midir" diye soru olarak da okunabilir. "Ḳabes" sözlük anlamıyla ateş parçası, kordur.)

3. Gonca, her sabah bülbülle hasbihal etmek için güle kırmızı ipeğe sarılmış bir tomar verir. ("Ḥasb-i ḥāl" hâlini anlatmak, dertleşmek demektir; tomar ise dürülmüş yazı, dilekçe rulosudur.)

4. Sabahın ferraşı sahraya lalenin kırmızı çadırını kurunca, bahar ülkesinin ordusuna başkomutan olarak gül geldi. (Ferraş, çadır kuran, yaygı seren hizmetkârdır.)

5. Düşkün, güçsüz bülbülün feryadına gülün hiç acıması gelmez; çünkü gül dikenden doğmuştur.

6. Lale çimende aşk şarabının kadehiyle sarhoştur; şarabın gülünden, menekşe gibi, bu kadar gülü vardır. (İkinci mısraın anlamı belirsizdir; burada kelimeler sırasıyla aktarılmıştır. Neşirde bu beytin anlamı "Gelincik çimenlikte aşk kadehinin şarabıyla sarhoştur, gülün de menekşe gibi" sözleriyle yarım kalmıştır.)

7. Ey Münîr, bahar günlerinin mevsimindeki ılımanlık yüzünden şimdi duvardaki kuru diken bile gül verecek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir Farsça yazılmış yedi beyitlik bir gazeldir; neşirde Farsça gazellerin doksan sekizincisidir (fg 98). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "gül" kelimesidir; Ersoy'un redif listesinde gazel bu redifle gösterilir. Kafiye "-ār" sesidir: bār, tekrār, iẓhār, ṭūmār, sālār, ḫār, miḳdār, dīvār. Ersoy bu gazeli kafiye-i müreddefe örnekleri arasında sayar. Şiir yalnız Vatikan nüshasında (VT 85a) bulunur. Ersoy'un aparatında 6. beytin anlamı yarım basılmıştır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, neşirde üç gazel önce yer alan "gül" redifli gazel (fg 95) gibi bir bahar tablosudur, ama burada sevgili yalnız matlada anılır; geri kalan beyitler doğrudan bahçeyi ve gülü anlatır. Matlada doğada tek dalda bir arada görülmeyen beyaz ve kırmızı gül, sevgilinin yüzünde birlikte açmıştır. Beyaz tenin ve kırmızı yanağın güle benzetilmesi bilinen bir benzetmedir; şair bu benzetmeyi doğaya meydan okuyan bir iddiaya dönüştürür.

İkinci beyit Kur'an'a dayanan bir telmih taşır. Hz. Musa'nın Tûr'da gördüğü ateş, Tâhâ sûresinde Musa'nın ailesine "Belki ondan size bir kor (ḳabes) getiririm" demesiyle anlatılır. Münîrî aynı "ḳabes" kelimesini kullanır ve kırmızı gülü her yerde görünen Musa ateşine benzetir. Ersoy'un okuyuşunda bu ateş cennet bahçesinin parıltısından bir parça değildir; mısra soru olarak okunursa tersine, gülün ateşinin cennetten gelen bir kıvılcım olduğu söylenmiş olur.

Üçüncü ve dördüncü beyitler gülü bir saray ve ordu düzeni içine yerleştirir. Gonca, kırmızı ipeğe sarılmış bir tomara benzetilir; bülbül adına güle sunulan bir dilekçe gibidir. Dördüncü beyitte sabah bir ferraş, lale bir kırmızı çadır, bahar bir ülke, gül de bu ülkenin ordusunun başkomutanıdır. "Çetr" (çadır, saltanat şemsiyesi), "ferrāş", "leşker" ve "sipeh-sālār" kelimeleri arasında açık bir tenasüp vardır. Bahçenin bir hükümdarlık alayı gibi gösterilmesi gazelin en ayrıntılı tablosudur.

Beşinci beyit hüsn-i talile dayanır. Gülün bülbüle acımamasının sebebi dikenden doğmuş olmasıdır; dikenin sertliği gülün yaratılışına geçmiştir. Altıncı beyitte lale aşk şarabıyla sarhoş gösterilir; kırmızı rengi ve kadehe benzeyen biçimiyle lale ile şarap arasında bir ilgi kurulur. Mahlas beyti baharın gücünü bir mübalağayla anlatır: Havanın ılımanlığı öyledir ki duvardaki kuru diken bile gül verecektir. Beşinci beyitte gülün doğduğu diken, burada bizzat gül veren dikene dönüşür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar