Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Öldürmek itdügüñ beni her gördügüñce hā
Bilürsin anı kim dilemez kimse ḫūn-behā
Ey dil dem-i viṣāle raḳīb irmedür ecel
Āh ol ecel didükleri irer diyince hā
Ḫaddüñle zülfüñi görüp ey dost dil didi
Siḥr ile od ṣaçar meger aġzından ejdehā
Ḳaddüñde ḳaldı dil lebüñe cān revān iken
Cibrīle ṣan ki ġāyet-i seyr oldı müntehā
Gördükçe āftāb-ı ruḫın maḥv olur Münīr
Gün ṭoġsa nā-bedīd olur elbette pes sühā

Günümüz Türkçesiyle

1. Beni her gördükçe öldürmeye kalkışman işte bundandır: bilirsin ki (benim için) kimse kan bedeli istemez. (Beyit iki türlü okunabilir; "hā" kelimesi "işte" anlamında bir ünlem de, "al, işte" diye bir sesleniş de olabilir.)

2. Ey gönül, vuslat anına rakibin gelip erişmesi ecelin kendisidir; ah, şu ecel dedikleri de "ha" deyinceye kadar, göz açıp kapayıncaya kadar gelir.

3. Ey dost, gönül senin yanağınla zülfünü görünce dedi: Meğer ejderha sihirle ağzından ateş saçarmış.

4. Can senin dudağına doğru yol alırken gönül boyunda kalakaldı; sanırsın Cebrail'in yolculuğunun son noktası Müntehâ olmuştur.

5. Münîr onun yanağının güneşini gördükçe yok olur gider; gün doğunca Sühâ yıldızı elbette görünmez olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin dördüncüsüdür (tg 4). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-ā" sesidir: hā, ḫūn-behā, hā, ejdehā, müntehā, sühā. Şiir üç divan nüshasının üçünde de (VT 99b, VY 79a, Ü 18a) ve Edirneli Nazmî'nin nazire mecmuası Mecma‘u'n-nezâ'ir'de (MN 28b) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlaın ilk mısraı ile ikinci beytin son mısraı aynı kafiye kelimesiyle biter: "hā". Bu kısa ses Türkçede hem "işte, al" anlamında bir seslenme hem de "ha deyince" deyimindeki gibi çabukluk anlatan bir kelimedir. İlk beyitte sevgilinin âşığı her gördükçe öldürmek istemesi, kimsenin onun için kan bedeli istemeyeceğini bilmesine bağlanır; "ḫūn-behā" sözlük anlamıyla öldürülen kişi için ödenen diyettir. İkinci beyitte ise "diyince hā" deyimi ecelin ne kadar çabuk geldiğini anlatır. Aynı sesin iki ayrı anlamla kafiye olması bir cinas kurar; bu tespit bizimdir.

İkinci beyitte rakip ecele benzetilir. Vuslat anı geldiğinde rakibin çıkıp gelmesi âşık için ölüm demektir ve bu ölüm göz açıp kapayıncaya kadar gelir. Üçüncü beyitte sevgilinin yanağı ateşe, kıvrım kıvrım siyah zülfü de ejderhaya benzetilir. Ejderhanın ağzından ateş saçması bilinen bir masal imgesidir; zülfün yanağın üstüne düşmesi, ejderhanın ateş püskürmesi gibi görülür. "Siḥr" (büyü) kelimesi de bu masal havasını tamamlar.

Dördüncü beyit bir miraç telmihi taşır. Sidretü'l-müntehâ, Kur'an'da adı geçen (Necm 53/14) ve miraç anlatılarında Cebrail'in ötesine geçemediği sınır olarak bilinen yerdir. Şair sevgilinin boyunu bu sınıra benzetir: can, sevgilinin dudağına doğru yükselmeye devam ederken gönül boyda kalmıştır, tıpkı Cebrail'in Müntehâ'da kalması gibi. Uzun boyun yüce bir ağaca, "sidre"ye benzetilmesi bu telmihi destekler. Gönül ile canın Cebrail ile miraç yolcusu gibi ayrı düşmesi bizim çıkarımımızdır.

Mahlas beytinde bir irsal-i mesel vardır. Gün doğunca Sühâ yıldızının görünmez olması herkesin bildiği bir gerçektir ve şairin sevgilinin yüzü karşısında yok oluşuna delil olarak getirilir. Sühâ sözlük anlamıyla Büyükayı takımyıldızında çok sönük bir yıldızdır. Aynı imge Münîrî'nin Farsça gazellerinden fg 136'nın mahlas beytinde de geçer. "Münîr" mahlasının "aydınlatan" anlamı ile şairin kendini en sönük yıldıza benzetmesi arasında ince bir tezat vardır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar