Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Kendüye felek mihri ki her gün siper eyler
Beñzer ki benüm āhum oḳından ḥaẕer eyler
Kirpüklerüm ile ṭonadup keştī-i çeşmi
Deryāya meger merdüm-i dīde sefer eyler
Göñlüñ ne ḳadar ḳatıyısa raḥm ider idüñ
Bilseñ baña derd ü ġam-ı ‘ışḳuñ neler eyler
Fikr-i leb ü ḫaddüñi göñül cem‘ idüp ey dost
Ben ḫaste-i bī-çāreñe gül-bā-şeker eyler
Ey bedr-i Münīr irmek içün ḫāk-i derüñe
Eşk ile cihānı gözüm āḫir güẕer eyler

Günümüz Türkçesiyle

1. Feleğin güneşi her gün kendine bir kalkan edinir; benim ahımın okundan sakınıyor gibidir. (Güneşin yuvarlak gövdesi bir kalkana benzetilmiştir.)

2. Göz bebeği (gözdeki küçük insan) kirpiklerimle göz gemisini donatıp meğer denize sefere çıkıyor. (Kirpikler geminin kürekleri ya da donanımı, deniz de göz yaşıdır.)

3. Aşkının derdinin ve gamının bana neler ettiğini bilseydin, gönlün ne kadar katı olursa olsun acırdın.

4. Ey dost, gönül dudağının ve yanağının düşüncesini bir araya getirip ben çaresiz hastana gülbeşeker yapar. (Gülbeşeker, gül yaprağının şekerle karıştırılmasıyla yapılan tatlıdır; burada yanak gül, dudak şekerdir.)

5. Ey parlak dolunay (ey Münîr: "münīr" parlak demektir ve şairin mahlasıdır), kapının toprağına ulaşmak için gözüm sonunda göz yaşıyla dünyayı aşıp geçer.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz sekizincisidir (tg 108). Vezin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "eyler" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-er" sesidir: siper, ḥaẕer, sefer, neler, şeker ve güẕer. Gazel iki divan nüshasında bulunur (VT 122b, VY 165b). Aparata göre ikinci beyit VT nüshasında üçüncü sıradadır; neşir beyit sırasını VY'ye göre vermiş görünmektedir, bu bizim çıkarımımızdır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk iki beyti gök ile deniz arasında kurulmuş iki büyük sahnedir. Matlada güneş her gün kendini bir kalkanla örter; şair bunun sebebini ahının okundan korunma isteğine bağlar. Âşığın ahının göğe yükselip feleği yaktığı ya da deldiği, divan şiirinde sık işlenen bir düşüncedir. Burada güneşin yuvarlak ve parlak görünüşü kalkana benzetilmiş, bu görünüşe bir sebep uydurulmuştur; bu, hüsn-i talil denen sanatın bir örneğidir. "Siper", "ḥaẕer" ve "oḳ" kelimeleri savaş alanından alınmış bir tenasüp kurar.

İkinci beyitte göz bir gemiye dönüşür. Göz bebeği gemiyi yöneten kişidir, kirpikler ise geminin donanımıdır; gemi göz yaşının oluşturduğu denize açılır. "Ṭonatmak", gemiyi yelken ve kürekle donatmak anlamına gelir. Kirpiklerin sıralı görünüşünün kürek dizilerine benzetilmesi bizim çıkarımımızdır.

Üçüncü beyit gazelin en sade beytidir; aşkın acısını bir yakınma cümlesiyle verir. Dördüncü beyitte ise bir eczacılık imgesi vardır. Gülbeşeker gül yaprağı ve şekerle yapılır; şair hasta olduğu için gönlü ona sevgilinin yanağından (gül) ve dudağından (şeker) bir ilaç hazırlar. Türk Dil Kurumu sözlüğü gülbeşekeri gül ve şekerle yapılan, macun kıvamında bir reçel olarak tanımlar. Beyitte bu tatlının hastaya verilen bir ilaç gibi düşünüldüğü anlaşılıyor; gülbeşekerin bu kullanımını bir kaynakla doğrulayamadık, bu yüzden bu okuyuş bir çıkarımdır.

Mahlas beytinde "bedr-i Münīr" (parlak dolunay) sevgiliye bir hitaptır, ama "Münīr" kelimesi aynı zamanda şairin mahlasıdır. Mahlas böylece hem sevgilinin sıfatı hem de şairin adı olarak okunabilir; bu, mahlasla yapılan bir tevriyedir. Göz yaşının dünyayı aşıp geçmesi, ikinci beyitteki deniz yolculuğu imgesini tamamlar. Bu iki beyit arasındaki bağ bizim tespitimizdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar