Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Gözümüñ merdümin gör kim nice fikr-i viṣāl eyler
Vücūdumı virüp seyle ḳapuñdan yaña ṣal eyler
Varup la‘lüñe geldükçe virür şīrīn ḫaberlerden
Ṣanasın bir mekesdür kim derūn-ı cānda bal eyler
Meger kim ḳalbdür göñlüm ki her dem ‘ışḳuñ üstādı
Eridüp pūte-i ġamda firāḳ odıyla ḳāl eyler
Yavaşlıġına aldanma ġazāle beñzedüp çeşmin
Ṣaḳın dīvānesin ey dil saña ol nā-geh al eyler
Baña her dem delü göñlüm ṭanuḳluḳ şöyle virür kim
Büküp zülf-i ḫamuñ āḫir elif ḳaddümi dāl eyler
Dehānuñ fikrile göñlüm ‘amelden ḳaldı hīc oldı
Bu ḥāliyle miyānuñda nice ince ḥayāl eyler
Münīrī yanma iñende yüzi mihrini gör yārüñ
Ki mihr ü māha mülk-i ‘ālemi dār-ı zevāl eyler

Günümüz Türkçesiyle

1. Gözümün bebeğini gör, kavuşmayı nasıl düşünüyor: varlığımı sele verip senin kapına doğru sal yapıp yolluyor. ("Ṣal eylemek" hem sal yapmak hem de salıvermek, göndermek anlamını çağrıştırır.)

2. (Göz bebeği) gidip lal dudağına vardıkça oradan tatlı haberler getirir; sanki canın içinde bal yapan bir arıdır.

3. Meğer gönlüm kalp (ayarı bozuk) akçedir ki aşkının ustası onu her an gam potasında ayrılık ateşiyle eritip arıtır. ("Ḳalb" hem gönül hem sahte akçe; "ḳāl" madeni eritip arıtma demektir.)

4. Ey gönül, gözünü ceylana benzetip onun yumuşaklığına aldanma; sakın, o sana, divanesine, ansızın bir hile eder.

5. Deli gönlüm bana her an şöyle tanıklık eder: büklüm zülfün sonunda beni büküp elif gibi düz boyumu dal harfi gibi eğri eder.

6. Ağzının düşüncesiyle gönlüm işten güçten kaldı, hiç oldu; bu hâliyle senin belin hakkında ne ince hayal kuruyor. (Ağız da bel de divan şiirinde yok denecek kadar küçük ve incedir; "hīç" ağzın, "ince ḫayāl" belin karşılığıdır. Bu beyit VT ve VY'de yoktur.)

7. Münîrî, o kadar yanma; sevgilinin yüzünün güneşini (sevgisini) gör ki güneşe ve aya dünya mülkünü bir düşüş yeri eder. (Sevgilinin yüzü karşısında güneş ve ay sönükleşir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz onuncusudur (tg 110). Vezin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "eyler" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-āl" ve "-al" sesidir: viṣāl, ṣal, bal, ḳāl, al, dāl, ḫayāl ve zevāl. Gazel üç divan nüshasında da bulunur (VT 123a, VY 103b, Ü 27b). Aparata göre altıncı beyit VT ve VY'de yoktur, yalnız Ü'de bulunur; VY ikinci beyitte "ḫaberlerden" yerine "ḫaberler di…" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin kafiyeleri dikkat çekicidir: uzun "ā" ile kısa "a" sesleri bir arada kullanılır (viṣāl, ḳāl, dāl, ḫayāl, zevāl ile ṣal, bal, al). Matladaki "viṣāl" (kavuşma) kelimesinin son hecesi ile "ṣal" kafiyesinin ses bakımından örtüşmesi bir ses oyunu gibidir; bu bizim tespitimizdir. Matlanın imgesi de buna uygundur: göz bebeği âşığın varlığını gözyaşı selinin üstüne bir sal gibi bindirip sevgilinin kapısına yollar.

İkinci beyitte göz bebeği bir arıdır. Arı çiçekten çiçeğe gidip bal getirir; göz de sevgilinin dudağına gidip oradan tatlı haberler getirir. "Şīrīn ḫaber", "mekes" ve "bal" arasında bir tenasüp vardır. Beyitte özne açıkça söylenmemiştir; onu birinci beyitteki göz bebeği olarak anlamamız bir çıkarımdır.

Üçüncü beyit kuyumculuk terimleriyle kurulmuştur. "Ḳalb" hem gönül hem sahte akçe, "pūte" maden eritilen pota, "ḳāl" ise madenin eritilip arıtılmasıdır. Gönül sahte bir akçe olduğu için aşk ustası onu ayrılık ateşinde eritip saflaştırır. Münîrî'nin "kalb" kelimesindeki bu cinası başka gazellerinde de kullandığı görülür; aynı cinas tg 107'nin mahlas beytinde de vardır.

Dördüncü beyitte sevgilinin gözü ceylana benzetilir. Ceylan ürkek ve yumuşak bir hayvandır; ama bu yumuşaklık aldatıcıdır. "Al" eski Türkçede hile demektir; göz, ceylan görünüşünün ardında bir hile saklar. Beşinci beyit harf imgesine dayanır: elif düz bir çizgidir, dal ise bükük bir harftir. Büklüm zülüf âşığın düz boyunu eğerek onu dal harfine çevirir.

Yalnız Ü nüshasında bulunan altıncı beyit, ağzın küçüklüğünü "hīç" (hiç, yokluk), belin inceliğini "ince ḫayāl" sözleriyle anlatır; "‘amelden ḳalmak" hem işten güçten kalmak hem de bir işe yaramaz olmak demektir. Mahlas beytinde "mihr" hem güneş hem sevgi anlamındadır. Sevgilinin yüzü güneşi ve ayı sönükleştirir, onlara dünyayı bir "dār-ı zevāl" (düşüş, sönüş yeri) yapar. "Zevāl" kelimesinin aynı zamanda güneşin tepe noktasından inişe geçmesi anlamı da vardır; bu anlamın beyitte çağrıştırıldığı kanaatindeyiz, bu bir çıkarımdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar