Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Mest-i ṣabūḥ olup yaḳasın ġonca çāk ider
Kendüyi ‘andelīb anuñ-çün helāk ider
Sen gül-‘iẕāruñ irgüre diyü izi tozın
Bād-ı ṣabā yolına yüzin lāle ḫāk ider
Ḫaṭṭ u ‘iẕāruñ añduġum āb-ı revān u sebz
Jengār-ı ġamdan āyīne-i ḳalbi pāk ider
Sāḳī-i gül-‘iẕār ile mest-i ḫarāb olan
Ḫalḳuñ ne ṭa‘nın işidür andan ne bāk ider
Ol göñli ḳatı ġonca-dehāna meger Münīr
Te’s̱īr iderse bu ġazel-i sūz-nāk ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Gonca sabah şarabıyla sarhoş olup yakasını yırtar; bülbül de onun uğruna kendini helak eder. (Goncanın açılması yakanın yırtılmasına benzetilmiştir.)

2. Lale, "senin gül yanağına izinin tozunu ulaştırsın" diye yüzünü sabah yelinin yoluna toprak eder. (Lale, rüzgârın getireceği tozun sevgilinin yanağına değmesi için yüzünü yere koyar.)

3. Ayva tüyünü ve yanağını andığım akarsu ve yeşillik, gönül aynasını gam pasından temizler. (Ayva tüyü yeşilliğe, parlak yanak akarsuya benzetilir; VY nüshası "revān u" yerine "revān-ı" okur.)

4. Gül yanaklı saki ile harap olurcasına sarhoş olan kişi ne halkın kınamasını işitir ne de ondan korkar.

5. Münîr, o katı gönüllü, gonca ağızlı güzele bir şey tesir ederse, belki bu yakıcı gazel eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz on beşincisidir (tg 115). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Ersoy'un redif listesi gazeli "ider" redifli olarak gösterir; kafiye bunun önündeki "-āk" sesidir: çāk, helāk, ḫāk, pāk, bāk ve sūz-nāk. Gazel üç divan nüshasında da bulunur (VT 124b, VY 105b, Ü 36b). Aparata göre VY üçüncü beyitte "revān u" yerine "revān-ı" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk iki beyti bir bahar bahçesinde geçer ve gül ile bülbül mazmununu lale ile genişletir. Matlada gonca, sabah şarabıyla sarhoş olmuş bir rint gibi yakasını yırtar. Goncanın açılması, kendinden geçmiş birinin yakasını yırtmasına benzetilmiştir; bu, divan şiirinde sık görülen bir hüsn-i talildir. Bülbül de bu goncanın uğruna kendini helak eder. İkinci beyitte lale yüzünü yere koyar. Şair bu hareketi bir dilekle açıklar: lale, sabah yelinin onun tozunu sevgilinin yanağına taşımasını ister. Burada lalenin yere doğru eğik duruşu ile alçakgönüllülük arasında bir bağ kurulmuştur; bu bizim çıkarımımızdır.

Üçüncü beyit renkler üzerine kurulmuştur. Ayva tüyü yeşil, yanak parlak ve akıcıdır; şair onları andığı yeşillik ve akarsu ile gönül aynasını temizler. Eski aynalar madenden yapılır ve paslanırdı; "jengār" madenin üstünde oluşan yeşil pastır. Yeşil pası yeşilliğin temizlemesi beyitte renk bakımından ince bir oyun kurar; bu tespit bizimdir.

Dördüncü beyit rint tavrını dile getirir: gül yanaklı sakiyle sarhoş olan kişi halkın kınamasına aldırmaz. "Ṭa‘n" (kınama) ile "bāk" (korku, çekinme) kelimeleri bu kayıtsızlığı anlatır. Beyitteki "mest-i ḫarāb" (harap sarhoş) ifadesi, matlada sabah şarabıyla sarhoş olan goncayı yeniden hatırlatır.

Mahlas beyti gazelin kendisini anar. Ersoy, neşrin girişinde Münîrî'nin kendi gazelini "sūz-nāk" (yakıcı) diye tanımladığını söyler ve bunun örneği olarak bu beyti gösterir. Sevgilinin gönlü katıdır, ağzı ise küçük bir goncadır; şair onun gönlüne bir şey tesir edecekse bunun ancak bu yakıcı gazel olabileceğini söyler. "Ġonca-dehān" sözü matladaki goncayı hatırlatır: gazel goncayla başlayıp gonca ağızlı sevgiliyle biter. Bu bağlantı bizim tespitimizdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar