Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Bir ġarīb ü derd-mendem ‘āşıḳ-ı zār ey ḥabīb
Çekdi ḫāküm kūyuña ya āb u rūz oldı naṣīb
Bülbül-i gūyā-yı ‘ışḳ-ı yār ile her nev-bahār
Penç rūze ġulġul ile söyler andan ‘andelīb
Aġlamazsuz diyü vā‘iẓ şöyle kim ḫışm eyledi
Bizi çalardı eline girse şemşīr-i ḫaṭīb
Gördügüm ṭoñuzdur anuñ bilürem māhiyyetin
Hīc ta‘rīf itmesün kendüyi diñ baña raḳīb
Ḳaşuñ ile nergis-i şehlāñı görüp dir Münīr
Ḫaste arḳasına girmiş ṣanki Hindūdur ṭabīb

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, garip, dertli ve inleyen bir âşığım; toprağım beni senin mahallene çekti, yahut (orada) su ve günlük rızık nasip oldu.

2. Sevgilinin aşkıyla dili açılmış bülbül (benim); her yeni baharda andelib (bülbül) beş günlük şakımasıyla ondan söz eder.

3. Vaiz "Ağlamıyorsunuz" diye öyle öfkelendi ki hatibin kılıcı eline geçse bizi vururdu.

4. Gördüğüm domuzdur, onun içyüzünü bilirim; rakibe söyleyin, kendini bana hiç tarif etmesin.

5. Münîr senin kaşını ve şehla nergis gözünü görüp der ki: Hekim, hastanın arkasına geçmiş bir Hintli gibidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin on dördüncüsüdür (tg 14). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-īb" sesidir: ḥabīb, naṣīb, ‘andelīb, ḫaṭīb, raḳīb, ṭabīb. Şiir Vatikan (VT 101b) ve Viyana (VY 82a) nüshalarında, ayrıca Pervâne Bey (PB 67b) ve Edirneli Nazmî (MN 38b) mecmualarında bulunur. Aparata göre PB'de matla "Ben ġarīb…" diye başlar ve "ey ḥabīb" yerine "u ġarīb" okunur; "kūyuña" (mahallene) yerine PB ve MN "şehrüñe" (şehrine) verir. 2. beyitteki "penç" (beş) yerine PB "niçe" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu gurbetteki âşığın hâli ve çevresindeki düşmanlarıdır: vaiz ve rakip. Matlada âşık kendini garip, dertli ve inleyen biri olarak tanıtır. "Toprağı çekmek" deyimi, kişinin ölümünün yazıldığı yerin toprağının onu oraya çektiği inancını anlatır; âşık sevgilinin mahallesine bu çekişle gelmiştir. Mısraın ikinci yarısındaki "āb u rūz" ifadesini su ve günlük nasip diye okuduk. PB ve MN'deki "şehrüñe" okuması, âşığın garipliğini bir şehre gelmiş yabancının hâli olarak daha açık gösterir. Deyimle kurulan bu okuma bizim tespitimizdir.

İkinci beyit iki türlü okunabilir. Birinci okumada âşık kendini sevgilinin aşkıyla konuşkan bir bülbül olarak görür ve andelib (bülbül) her baharda ondan, yani bu aşktan söz eder. İkinci okumada bülbül, âşıktan öğrendiğini beş günlük bahar boyunca tekrarlar. "Penç rūz" (beş gün) divan şiirinde gülün ve dünyanın kısa ömrünü anlatır. "Andan" ile "‘andelīb" arasındaki ses yakınlığı bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyit vaize yönelik bir taşlamadır. Vaiz, cemaati ağlatamadığı için öfkelenir; şair onun eline hatibin kılıcı geçse cemaati vuracağını söyler. Hatibin minberde kılıçla durması divanda başka bir gazelde de görülür (tg 18/4). Beyit, öfkeli vaizi hem gülünç hem korkutucu bir kişi olarak çizer.

Dördüncü beyitte rakip açıkça "domuz" diye anılır. Âşık onun içyüzünü bildiğini, kendini övmesinin boşuna olduğunu söyler. Münîrî'nin rakibe karşı bu sert dili tg 6'daki "seg" (köpek) benzetmesinde de görülür.

Mahlas beytinde göz, divan şiirindeki "hasta göz" mazmunuyla nergise benzetilir; "şehlā" sözlük anlamıyla hafif şaşı, süzgün göz demektir. Kaş gözün üstünde, siyah ve kavislidir; şair onu hastanın arkasına geçmiş Hintli bir hekime benzetir. Kaşın siyahlığı ile Hintlinin esmerliği arasında bir benzerlik kurulur; Hint hekimliğinin ünü de bu benzetmeyi destekler. Bu açıklama bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar