Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Rūz-ı maḥşerde ki ṭuram ḫāk içinden silkinüp
İsterem sen yārı yine ḥaşr-gāhı degzinüp
Yaşlu gözüm ḳanda görse kūyuñ iti izini
Ṭıfl-ı eşküm yüz sürer yüz cān ile fī’l-ḥāl inüp
Her göñül kim ḫāl-i yāra yetişür zülfin ṭutup
Ṣanki şāhīn yavrusına iner ey dil uṣlanup
Günde biñ kerre düzer ṣır şīşesini göñlümüñ
Gerçi kim dirlerdi hīc olmaz bütün şīşe ṣınup
Ṭut ki her cevrine dil yārüñ rıżā virmez Münīr
Çāresi ne n’eyleyübilür bes aña incinüp

Günümüz Türkçesiyle

1. Mahşer gününde topraktan silkinip kalkınca, seni, sevgiliyi, yine mahşer meydanını dolaşarak ararım.

2. Yaşlı gözüm senin mahallenin köpeğinin izini nerede görse, gözyaşı çocuğum hemen inip yüz canla oraya yüz sürer.

3. Ey gönül, sevgilinin zülfünü tutup benine ulaşan her gönül, sanki uslanıp (ehlileşip) yavrusuna inen bir şahindir.

4. (Sevgili) gönlümün sır şişesini günde bin kere kırıp yeniden düzer; oysa "kırılan şişe asla bütün olmaz" derlerdi.

5. Ey Münîr, tut ki gönül sevgilinin her cevrine razı olmaz; çaresi ne, ona incinip ne yapabilir?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin on beşincisidir (tg 15). Vezin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Kafiye kelimelerinin hepsi "-üp/-up" zarf-fiil ekiyle biter: silkinüp, degzinüp, inüp, uṣlanup, ṣınup, incinüp. Ersoy'un girişteki redif listesinde tg 15 anılmaz; liste "-up" ek redifini yalnız tg 21 için verir. Metne bakıldığında bu gazelde de "-üp" ekinin redif, ondan önceki "-n" sesinin kafiye olduğu görülür; bu tespit bizimdir. Şiir Vatikan (VT 102a) ve Viyana (VY 82a) nüshalarında bulunur; aparata göre 4. beyitteki "düzer" yerine VT "düzüp" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, matlasıyla mahşer gününe uzanan bir sadakat sahnesi kurar. Âşık kıyamette topraktan silkinip kalktığında bile ilk iş olarak sevgiliyi arayacaktır. "Ḥaşr-gāh" sözlük anlamıyla mahşer yeri, insanların diriltilip toplanacağı meydandır. Aşkın ölümle bitmediği düşüncesi, beytin dayandığı temel fikirdir.

İkinci beyitte âşık, sevgilinin mahallesindeki köpeği bile kutsal sayar. Divan şiirinde sevgilinin köpeği, âşığın kıskandığı ve onurlandırdığı bir varlıktır. Gözyaşı "ṭıfl-ı eşk", yani gözyaşı çocuğu diye kişileştirilir: göz yaşla dolu olduğundan bu çocuk gözden "iner" ve köpeğin izine yüz sürer. Gözyaşının akması, iz üzerine düşmesiyle açıklanır. "Yüz" kelimesinin "yüz sürmek" ve "yüz cān" ifadelerinde tekrarı bir cinas oluşturur; bu bizim tespitimizdir.

Üçüncü beyitte zülf bir ip, ben (ḫāl) ise zülfün ucunda duran bir yavru gibi düşünülür. Zülfü tutup bene ulaşan gönül, terbiye edilmiş, ehlileşmiş bir şahinin yavrusuna inmesine benzetilir. "Uṣlanmak" sözlük anlamıyla akıllanmak, yatışmak demektir. Benzetme, zülfün kıvrımlarından aşağı süzülen gönlü bir av kuşunun inişiyle canlandırır.

Dördüncü beyit bir atasözüne dayanır: kırılan şişe bütün olmaz. Âşığın gönlü, sırlarını saklayan bir şişeye benzetilir; sevgili bu şişeyi günde bin kere kırıp yeniden onarır. Böylece sevgilinin gücü atasözünün hükmünü bile bozar. Beyit bu yönüyle bir irsal-i mesel örneğidir. Mahlas beytinde âşık teslimiyete çağrılır: gönül sevgilinin cevrine razı olmasa da başka çaresi yoktur. Münîrî gazeli, alınganlığın âşığa bir şey kazandırmayacağını söyleyen sade bir soruyla bitirir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar