Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Gün yüzine ṭutup n’ider ol māh-rū niḳāb
Bilür ki pertevinden anuñ ḫod yanar ḥicāb
Ḫāk-i vücūdumuzda tecellīler itdügüñ
Pes mihr pertevinüñ olur maẓharı türāb
Her aḫşama yaḳın yüce yirlere çıḳduġı
Şāyed ḳaşuñ hilālini görem dir āftāb
La‘l-i lebüñden ayru düşen teşneler midür
Āvāreler ki gösterür ey māh-rū şarāb
Di ġamzesine gül yüzi nāzük durur Münīr
Pejmürde itmesün aña s̱ıḳlet virüp bu ḫᵛāb
Günümüz Türkçesiyle
1. O ay yüzlü, güneş yüzüne peçe tutup ne yapacak; bilir ki onun ışığından perde (ve utanma) zaten yanar.
2. Varlığımızın toprağında tecelli ettiğine göre, güneşin ışığının göründüğü yer de topraktır.
3. Güneş her akşama yakın yüksek yerlere çıkar; "Belki kaşının hilalini görürüm" der.
4. Ey ay yüzlü, şarabın (meclise) gösterdiği o avareler, senin lal dudağından ayrı düşmüş susuzlar mıdır?
5. Ey Münîr, onun bakışına söyle: gül yüzü naziktir; bu uyku ona ağırlık verip yüzünü pejmürde etmesin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin on altıncısıdır (tg 16). Vezin "mef‘ûlü fâ‘ilâtü mefâ‘îlü fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-āb" sesidir: niḳāb, ḥicāb, türāb, āftāb, şarāb, ḫᵛāb. Şiir Vatikan (VT 102a), Viyana (VY 82b) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 20b) nüshalarında, ayrıca Pervâne Bey (PB 62b) ve Edirneli Nazmî (MN 41a) mecmualarında bulunur. Aparata göre PB'de matlanın ikinci mısraı bütünüyle farklıdır: "Devrān-ı ġamdan olur idi ḥālümüz ḫarāb" (gam devrinden hâlimiz harap olurdu). Bu okumada matla, peçeli yüzün âşığa verdiği acıyı anlatır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana imgesi güneş ve ışıktır. Matlada sevgilinin yüzü güneşe benzer ve peçe bu güneşi örtmeye yetmez, çünkü güneşin ışığı perdeyi yakar. "Ḥicāb" kelimesi sözlük anlamıyla hem "perde, örtü" hem de "utanma, haya" demektir. Bu çift anlamla beyit iki türlü okunabilir: perde yüzün ışığıyla yanar, ya da sevgilinin utangaçlığı kendi güzelliğinin ateşinde erir. Bu tevriye bizim tespitimizdir.
İkinci beyit tasavvufi bir renk taşır. "Tecellī" kelimesi sözlük anlamıyla görünüşe çıkma, belirme demektir ve tasavvufta ilahi güzelliğin varlıklarda görünmesini anlatır. Şair, sevgilinin varlığımızın toprağında tecelli etmesinden, güneş ışığının da toprakta göründüğü sonucunu çıkarır. Böylece en alçak şey olan toprak, güneşin "maẓhar"ı, yani görünme yeri olur. Toprak burada âşığın alçakgönüllülüğünü de düşündürür.
Üçüncü beyit güzel bir hüsn-i talildir. Akşama doğru güneşin ışığı yalnız tepelerde ve yüksek yerlerde kalır; şair bunu, güneşin sevgilinin kaşının hilalini görmek için yükseklere çıkmasıyla açıklar. Hilal de akşam vakti batı ufkunda görüldüğü için güneşin bu bekleyişi yerindedir. Bu son bağlantı bizim çıkarımımızdır.
Dördüncü beyit tam açık değildir ve iki türlü okunabilir: şarabın meclise getirdiği başı dönmüş avareler sevgilinin dudağından ayrı düşmüş susuzlardır, ya da kadehteki şarabın gösterdiği kabarcıklar ve hayaller bu susuzlara benzetilir. Lal dudak ile kırmızı şarap arasındaki benzerlik divan şiirinin bilinen bir imgesidir.
Mahlas beytinde şair bakışa (ġamze) seslenir. Divan şiirinde sevgilinin gözü uykulu ve mahmurdur; şair bu uykunun gül yüzü ağırlaştırıp buruşturmasından korkar. "Pejmürde" sözlük anlamıyla solgun, buruşuk demektir ve gülün solmasını da düşündürür.
Kaynakça
- Ersen Ersoy (hzl.), II. Bayezit Devri Şairlerinden Münîrî ve Dîvânı (İnceleme-Metin), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 230, tg 16 (giriş s. 9, 15-18). https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf (arşiv kopyası: https://web.archive.org/web/20220803084052/https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56095,muniri-divanipdf.pdf?0)
Çevrimiçi kaynaklar






