Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Zülfi kim gül yüzine sünbül-i ter ḳıldı niḳāb
Āftābuñ ṣanasın kim yüzini ṭutdı seḥāb
Nicesi āyet-i raḥmet diyeyin ḫaṭṭuña kim
Ol gelelden çekerem ben dün ü gün bunca ‘aẕāb
Em didüm leblerüñe ḫaste-dil içün didi merg
Vāy ol ḫasteye kim ola bu vech ile cevāb
Sāḳīyā cām-ı ṣabūḥı berü ṣun nūş idelüm
Başladı naġme-i dil-sūzına çün çeng ü rebāb
Var mı pā-būsı hevāsı dime başuñda Münīr
Yoḳmasa kend’özümi ide midüm şöyle türāb

Günümüz Türkçesiyle

1. Onun zülfü gül yüzüne taze sünbülden bir peçe yaptı; sanırsın güneş yüzünü bir bulutla örttü.

2. Senin ayva tüylerine (ḫaṭ) nasıl rahmet ayeti diyeyim ki, onlar çıkalı beri ben gece gündüz bunca azap çekerim.

3. Hasta gönül için dudaklarına "İlaç (ya da: em)" dedim; "Ölüm" dedi. Böyle cevap verilen hastanın vay hâline.

4. Ey saki, sabah şarabının kadehini beri uzat, içelim; çünkü çeng ve rebap yürek yakan nağmelerine başladı.

5. Münîr, "Başında (sevgilinin) ayağını öpme hevesi var mı?" deme; olmasaydı kendimi böyle toprak eder miydim?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin on yedincisidir (tg 17). Vezin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-āb" sesidir: niḳāb, seḥāb, ‘aẕāb, cevāb, rebāb, türāb. Şiir Vatikan (VT 102b), Viyana (VY 83a) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 20a) nüshalarında ve Pervâne Bey Mecmuası'nda (PB 63b) bulunur. Aparata göre 2. beyitteki "diyeyin" ile "diyeyüm" arasında nüshalar ayrışır; 4. beyitteki "çün" yerine PB "her" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Ersoy girişte Münîrî'nin aruzu kullanmada çok başarılı olmadığını, zihaf ve imale gibi kusurlara sıkça rastlandığını söyler ve bu gazelin 4. beytini zihaf örneği olarak verir. Zihaf, uzun okunması gereken bir ünlünün vezin gereği kısa okunmasıdır. "Sāḳīyā" kelimesinin ikinci hecesi aslında uzun olduğu hâlde beyitte kısa okunmalıdır. Ersoy'a göre bu tür kusurlar hem ahengi bozar hem de metnin edebî değerini düşürür.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla tanıdık bir benzetme zinciriyle kurulur: yüz gül ve güneş, zülf sünbül ve bulut olur. Taze sünbül, siyah ve kıvrımlı zülfün karşılığıdır; zülfün yüze düşmesi, güneşin bulutla örtülmesine benzetilir. Gül ile sünbül, güneş ile bulut arasında bir tenasüp vardır.

İkinci beyit bir tevriyeye dayanır. "Ḫaṭ" sözlük anlamıyla hem yazı hem de genç yüzündeki ayva tüyüdür. Yazı anlamı "āyet" (Kur'an ayeti) kelimesini çağırır; ayva tüyü ise sevgilinin güzelliğinin değişmeye başladığını gösterir. Şair, bu yazıya "rahmet ayeti" diyemeyeceğini, çünkü onun çıkışından beri azap çektiğini söyler. "Raḥmet" ile "‘aẕāb" arasında açık bir tezat vardır.

Üçüncü beyit kısa bir konuşma sahnesidir. Âşık hasta gönlü için dudaklardan "em" ister, cevap "merg" (ölüm) olur. "Em" kelimesi sözlük anlamıyla ilaç, derman demektir; aynı ses Türkçede "emmek" fiilinin emir kipini de düşündürür ve böylece öpücük isteğine dönüşür. Bu iki anlamlı okuma bizim tespitimizdir.

Dördüncü beyit bir meclis sahnesidir: sabah şarabı (ṣabūḥ) istenir, çeng ve rebap çalmaya başlamıştır. Bu beyit Ersoy'un zihaf örneği olarak andığı beyittir. Mahlas beytinde ayağı öpme isteği ile toprak olmak arasında bir bağ kurulur. Toprak ayağın bastığı yerdir; âşık, sevgilinin ayağına değebilmek için kendini toprak etmiştir. "Türāb" kelimesi hem alçakgönüllülüğü hem ölümü düşündürür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar