Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ümmīdüm ol ki göstere yüzüñi luṭf-ı Ḥaḳ
Ḳaldıysa ḫaste-cān n’ola ey dost bir ramaḳ
Şāyed ki meyl ide zere sen sīm-ten diyü
Altun getürdi ḫıdmete ḫaddüm iki ṭabaḳ
Murġ-ı seḥerden işideli vaṣf-ı ḫaddüñi
Gül defterin ṣabā yile virdi varaḳ varaḳ
Ḫaddüñle zülfüñi göreli oldı virdümüz
Ṣubḥun iẕā teneffese leylün iẕā ġaseḳ
Bir kerre ṭoġru baḳduġı-çün lāle-ḫaddüñe
Şöyle utandı kim ḳızarup gül döker ‘araḳ
Ṣubḥ-ı viṣāli ḥasretine her gice Münīr
Ḳan aġlasam ‘aceb mi drur nitekim şafaḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Umudum odur ki Hakk'ın lütfu bana yüzünü göstersin; ey dost, hasta canın bir ramak (son bir nefeslik ömür) kaldıysa buna şaşılır mı?

2. Sen gümüş tenli olduğun için belki altına meyledersin diye, yanağım (sararıp altın rengine dönen yüzüm) hizmetine iki tabak altın getirdi.

3. Seher kuşundan (bülbülden) senin yanağının övgüsünü işiteli, gül defterini yaprak yaprak sabah rüzgârına verdi. ("Varaḳ" hem kitap yaprağı hem çiçek yaprağıdır.)

4. Yanağını ve zülfünü göreli dilimizden düşmeyen dua şu oldu: "Nefes aldığında sabah, karardığında gece." (Kur'an'daki sabah ve gece yeminlerini hatırlatan Arapça bir söz.)

5. Lale gibi kırmızı yanağına bir kez dosdoğru baktığı için gül öyle utandı ki kızarıp ter döker. ("‘Araḳ" ter demektir; gülün üstündeki çiy damlaları kastedilir. Bu beyit Ü nüshasında yoktur.)

6. Münîr, vuslatının sabahına hasretle her gece şafak gibi kan ağlasam şaşılır mı?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir altı beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz elli ikincisidir (tg 152). Vezin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-aḳ / -eḳ" sesidir: Ḥaḳ, ramaḳ, ṭabaḳ, varaḳ, ġaseḳ, ‘araḳ ve şafaḳ. Ersoy'un harf sayımına göre kaf harfiyle kafiyelenen altı Türkçe gazelin sonuncusudur. Gazel üç divan nüshasında da bulunur: VT 133b, VY 110b, Ü 41a; Ü'de beşinci beyit yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel sabah ile gece arasında kurulmuştur. Matlada can son nefesindedir; Türk Dil Kurumu sözlüğü "ramak" kelimesini bugün yalnız "ramak kalmak" deyiminde, bir şeyin olmasına çok az kalması anlamında kaydeder. Beyitte kelime eski anlamıyla, can çekişen bir hastanın son kalan nefesini anlatır. Mahlas beyti ise geceyi ve şafağı anar; böylece gazel ölüm eşiğinden başlar ve kan ağlanan gecelerle biter.

İkinci beyit renk karşıtlığı üzerine kuruludur. Sevgili "sīm-ten", gümüş tenlidir; âşığın yüzü ise sararmıştır ve altına benzer. Âşığın iki yanağı, sevgiliye sunulan iki tabak altındır. Gümüş ile altın, ten ile yanak arasında tenasüp vardır; âşığın sarı benzi de bir armağana dönüşür.

Üçüncü beyit bir hüsn-i talil örneğidir. Gülün yapraklarının rüzgârla dağılmasının sebebi olarak, bülbülden sevgilinin yanağının övgüsünü duyup kendi güzellik defterini dağıtması gösterilir. "Defter" ve "varaḳ" kelimeleri gülün katmerli yapraklarını bir kitaba benzetir; bülbül de bu kitabın okuyucusu ve övgü söyleyenidir.

Dördüncü beyitte Arapça bir mısra vardır: "Ṣubḥun iẕā teneffese leylün iẕā ġaseḳ." Kur'an'ın Tekvîr suresinde ardışık iki ayette karararak gelen geceye ve ağaran sabaha yemin edilir (81/17-18); ikinci ayet "ve's-ṣubḥi iẕā teneffes", yani nefes aldığında sabah sözleriyle biter. Münîrî'nin mısraındaki ilk ifade bu ayetle aynıdır. Gecenin kararmasını anlatan "ġasaḳ" kelimesi ise İsrâ suresinin 78. ayetinde ve Felak suresinin 3. ayetinde aynı kökten kelimelerle geçer. Şair bu Kur'anî ifadeleri yanak (sabah, aydınlık) ile zülfe (gece, karanlık) bağlar ve onları bir vird, yani sürekli okunan bir dua yapar. Mısraın ayetlerden derlenmiş bir söz olduğu bizim tespitimizdir.

Beşinci beyitte ikinci bir hüsn-i talil vardır: gülün kırmızılığı ve üstündeki çiy damlaları, sevgilinin yanağına baktığı için utanmasına bağlanır. "‘Araḳ" ter demektir; utanan insanın kızarıp terlemesi gibi gül de kızarır ve "ter" döker. Mahlas beytinde akşam kızıllığı (şafak), gece boyunca kan ağlayan âşığın gözyaşının rengidir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar