Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Göñlümi işitmek ile aldı bir şūḫ-ı Fireng
Bilmezem kim görinicek n’eyleye ol şūḫ u şeng
Ey göñül kim bile kim yoluñda sinüñ de ne var
Ḳılma bir tersā-beçe sevdük diyü benümle ceng
Sırr-ı rūḥullāh görinürdi senüñ de gözüñe
Zāhidā ger yoḳmasa āyīne-i ḳalbüñde jeng
Mu‘ciz-i ‘Īsīde kāmildür velī ḫūn-rīzdür
Vay aña kim ġamzesinden yimeye tīr-i ḫadeng
Manẓar-ı ḳaṣr-ı refī‘üñde gören dir dōstum
Ṣanki ‘Īsīdür çehārüm çarḫda itdi direng
El ṣunar zünnār-ı zülf-i yāre dīvāne göñül
Rişte-i cāna ḫam-ı zülfi ‘aceb mi ursa çeng
İşimüz pīr-i muġān ile olur şimden girü
Kimdür ol muġ-beççe devrinde ki gözler nām u neng
Her nefesde ney benümçün nāliş ider ġālibā
Rişte-i zülf içün iñler dil gibi derd ile çeng
Görmek isterseñ Münīr İstanbula var Rūmdan
‘Āşıḳa Baġdād ıraġ olmaz getürme ‘öẕr-i leng

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir Frenk (Avrupalı) dilber yalnız adını işittirmekle gönlümü aldı; görününce o şuh ve şen güzel ne yapacak, bilmiyorum.

2. Ey gönül, kim bilir senin yolunda da neler var; bir Hristiyan delikanlısını sevdik diye benimle kavga etme.

3. Ey zahid, kalbinin aynasında pas olmasaydı Rûhullah'ın (Hz. İsa'nın) sırrı senin gözüne de görünürdü.

4. İsa'nın mucizesinde (ölüleri diriltmekte) kusursuzdur, ama kan dökücüdür; gamzesinden ok yemeyenin vay hâline.

5. Dostum, onu yüksek köşkünün penceresinde gören der ki: sanki dördüncü felekte kalıp oyalanan İsa'dır.

6. Divane gönül sevgilinin zülfünün zünnarına (Hristiyan keşişlerinin bel kuşağına) el uzatır; zülfünün kıvrımı can ipliğine pençe atsa şaşılır mı?

7. Bundan sonra işimiz pîr-i mugân iledir; o mug çocuğunun (meyhane çırağının) devrinde ad ve şan gözeten kimdir?

8. Ney her nefeste herhâlde benim için inler; çeng (harp) de zülfün teli için gönül gibi dertle inler.

9. Münîr, onu görmek istersen Rûm'dan İstanbul'a git; âşığa Bağdat ırak değildir, topallık özrünü öne sürme.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir dokuz beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz elli dördüncüsüdür (tg 154). Münîrî'nin gazellerinin büyük çoğunluğu beş beyitlik olduğundan bu gazel uzun sayılır. Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir ve Ersoy'un redif listesinde yer almaz; kafiye "-eng" sesidir: Fireng, şeng, ceng, jeng, ḫadeng, direng, çeng, neng, çeng ve leng. "Çeng" kelimesi altıncı beyitte pençe, sekizinci beyitte bir çalgı anlamıyla iki kez kafiye olur. Gazel iki nüshada bulunur: VT 134a ve VY 111a. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu bir Frenk güzelidir; şiir baştan sona Hristiyanlıkla ilgili kelime ve kavramlarla örülmüştür: "Fireng", "tersā-beçe" (Hristiyan çocuğu), "Rūḥullāh", "mu‘ciz-i ‘Īsī", çarkın dördüncü katında kalan İsa ve "zünnār". Kubbealtı Lugatı "tersâ-beçe" kelimesini Hristiyan çocuğu, "zünnâr" kelimesini de keşişlerin bellerine bağladıkları kuşak olarak açıklar. Matlada âşık sevgiliyi görmeden, yalnız işiterek sevmiştir; görünce neler olacağını bilmemesi bu aşkın başlangıcındaki şaşkınlığı anlatır.

Üçüncü, dördüncü ve beşinci beyitler Hz. İsa'ya telmihlerle kurulmuştur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Îsâ" maddesinin edebiyat bölümüne göre divan şiirinde İsa'nın nefesiyle ölüleri diriltmesi en çok işlenen özelliklerinden biridir ve sevgilinin dudağı, nefesi bu yönüyle İsa'ya benzetilir. Aynı maddede, İsa'nın göğe yükselirken yakasındaki bir iğne yüzünden dördüncü felekte, güneş göğünde kaldığına dair inanışın şiirde işlendiği de anlatılır. Münîrî beşinci beyitte bu inanışı kullanır: yüksek köşkünün penceresinde görünen sevgili, dördüncü gökte kalan İsa gibidir. Dördüncü beyitte ise bir tezat vardır: sevgili ölüleri diriltecek kadar İsa gibidir, ama aynı zamanda gamzesiyle kan döker.

Altıncı ve sekizinci beyitlerde "çeng" kelimesiyle tam cinas yapılır. Kubbealtı Lugatı kelimenin iki ayrı anlamını verir: harba benzeyen telli bir çalgı ve yırtıcı hayvan pençesi, insan eli. Altıncı beyitte zülfün kıvrımı can ipliğine pençe atar; sekizinci beyitte çeng adlı çalgı, zülfün teli için inler. "Rişte" (iplik, tel) kelimesinin iki beyitte de kullanılması bu cinası pekiştirir. Yedinci beyitte "nām u neng" (ad ve şan) kalıbı geçer; Kubbealtı Lugatı "neng" kelimesinin daha çok bu kalıpta kullanıldığını yazar. Rind, mug çocuğunun devrinde artık şöhret kaygısı taşımaz.

Mahlas beyti Ersoy'un şairin hayatına dair verdiği bir bilgiye kaynaklık eder. Ersoy, Münîrî'nin bu beyitte ve tg 161'in beşinci beytinde aksak olduğunu söylediğini belirtir; "‘öẕr-i leng" (topallık özrü) ifadesi bu bilginin dayanağıdır. Kubbealtı Lugatı "leng" kelimesini "lenk", yani topal maddesine bağlar. Beyitte bir atasözüne de telmih vardır: Türk Dil Kurumu sözlüğü "âşığa Bağdat sorulmaz" sözünü, bir şeye çok istekli olanın onu elde etmenin güçlüklerini hiçe saydığını anlatan bir söz olarak kaydeder. Münîrî'nin "‘Āşıḳa Baġdād ıraġ olmaz" söyleyişi bu sözün yakın bir biçimidir.

Tarihî Bağlam

Gazel, şairin kişisel durumuna dair bilgi veren az sayıdaki şiirinden biridir. Ersoy girişinde, Münîrî'nin aksaklığını bu beyitle ve tg 161/5 ile belgeler. Beyitte şair kendine "Rûm'dan İstanbul'a git" der. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Münîrî'nin hemen bütün ömrü Amasya'da geçmiştir; sevgilinin İstanbul'da olduğu ve şairin oraya gidişini topallığı yüzünden ertelediği düşünülebilir. Ancak bu gazelin ne zaman ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur; "Frenk güzeli"nin gerçek bir kişi olup olmadığı da bilinmemektedir. Bu bağlantılar bizim çıkarımımızdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

  • Kubbealtı Lugatı (Misalli Büyük Türkçe Sözlük), "tersâ-beçe", "zünnâr", "çeng", "neng" ve "leng" maddeleri. https://lugatim.com/s/çeng

Çevrimiçi kaynaklar