Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ṣubḥ-dem murġ-ı seḥer derd ile feryād idicek
Sāḳīyā bāde-i fül-fāmı ne var yād idicek
Lerzeler düşürür endāmına her nārvenüñ
Nāz ile gül-şene seyr ol ḳad-i şimşād idicek
Ḳāmetüñ-çün götürür ḥācet elin serv belī
Lāzım-ı bende budur şeh ḳulın āzād idicek
Ṭutmışam berk etegin pīr-i muġān ḥażretinüñ
Dil beni cām-ı mey-i ‘ışḳuña irşād idicek
Virdi Ḥaḳ ḫāṣıyet-i āteşi de āhumuza
Ḳatı göñlüñi senüñ āteş ü pūlād idicek
Ġam bucaġında mı yapdı ‘acabā ḫānemüzi
Ey dil üstād-ı ezel ‘āleme bünyād idicek
Bir ḳadem-rence ḳılup külbe-i aḥzānumuza
N’ola bir kerre Münīrī ḳuluñı şād idicek

Günümüz Türkçesiyle

1. Sabah vakti seher kuşu (bülbül) derdinden feryada başlayınca, ey saki, "fül-fām" şarabı ansak ne çıkar, bunda ne sakınca var? ("-fām" renkli demektir; kelimenin ilk kısmının anlamını belirleyemedik.)

2. O şimşir boylu güzel naz ile gül bahçesini seyre çıkınca, her karaağacın gövdesine titreme düşürür (ağaçlar onun boyunu kıskanıp titrer).

3. Selvi senin boyun için iki büklüm olup dilek elini kaldırır; evet, padişah kulunu azat edecekse kula yakışan da budur.

4. Gönül beni senin aşk şarabının kadehine yönelttiğinden beri meyhane pirinin eteğini sıkıca tuttum (ona bağlandım).

5. Hak senin katı gönlünü ateş ve çelik (çakmak gibi) yaratırken bizim ahımıza da ateşin özelliğini verdi.

6. Ey gönül, ezel ustası (Allah) âlemi kurarken bizim evimizi acaba gam bucağında mı yaptı?

7. Gam kulübemize bir kez ayak basma zahmetine katlanıp kulun Münîrî'yi bir defa sevindirsen ne olur?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir yedi beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz elli altıncısıdır (tg 156). Münîrî'nin gazellerinin çoğu beş beyitlik olduğundan bu gazel ortalamadan biraz uzundur. Vezin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "idicek" kelimesidir ve Ersoy'un giriş s. 9'daki redif listesinde bu gazelin numarasıyla birlikte yer alır; kafiye "-ād" sesidir: feryād, yād, şimşād, āzād, irşād, pūlād, bünyād ve şād. Gazel üç divan nüshasında da bulunur: VT 134b, VY 113a ve Ü 42a. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir seher sahnesiyle açılır. Bülbülün sabah feryadı, sakiden şarap istemek için bir bahane olur; matladaki "ne var" söyleyişi, şarabı anmanın bir kusur sayılmayacağını savunan rindce bir sorudur. İkinci ve üçüncü beyitler bahçe imgesini sürdürür. Kubbealtı Lugatı "şimşâd" kelimesini şimşir ağacı olarak açıklar ve divan şiirinde dilberin boyunu nitelediğini kaydeder; "nârven" ise aynı sözlüğe göre karaağaçtır. Sevgilinin şimşir boyu bahçede görününce karaağaçlar titrer, selvi de onun boyu karşısında iki büklüm olup el açar. Selvinin dalları, dua için kaldırılmış ellere benzetilmiştir; bu bir teşbih ve hüsn-i talil örneğidir.

Üçüncü beyitte selvi bir köle, sevgilinin boyu bir padişah gibidir; kafiye kelimesi "āzād" kulun azat edilmesini anlatır. Kubbealtı Lugatı "âzâde" kelimesini hür, her türlü bağdan kurtulmuş diye verir. Selvinin dilek eli kaldırması, azat bekleyen kulun yalvarışına bağlanır. Dördüncü beyitte gazel meyhane diline geçer: âşık, gönlün kılavuzluğuyla aşk şarabına yönelmiş ve pîr-i mugânın, yani meyhane pirinin eteğine yapışmıştır. "İrşād" (doğru yolu gösterme) kelimesinin meyhaneye yönelme için kullanılması, tasavvuf diliyle rindlik arasındaki bilinen oyunun bir örneğidir.

Beşinci beyit bir çakmak imgesine dayanır. Sevgilinin katı gönlü ateş ve çelik gibidir; âşığın ahına da ateşin özelliği verilmiştir. Böylece ah ile katı gönül çakmak taşı ile çeliğin karşılaşması gibi düşünülür. Bu okuma bizim tespitimizdir; beyitte "taş" kelimesi geçmez, ama "āteş ü pūlād" ikilisi bu imgeyi çağırır. Altıncı beyitte şair, Allah'ı "üstād-ı ezel" diye anar ve dünyanın kuruluşunda kendi evinin gam bucağına yapılıp yapılmadığını sorar. Son beyitte bu ev "külbe-i aḥzān" adını alır. Kubbealtı Lugatı bu tamlamayı, Yakup peygamberin Yusuf'un hasretiyle ağladığı kulübeye bağlar ve sevgili için gam çekilen kulübe diye açıklar. Altıncı beyitteki "ġam bucaġı" ile yedinci beyitteki "külbe-i aḥzān" arasındaki bağ gazelin son iki beytini birbirine bağlar. Mahlas beytinde şair kendini "ḳul" diye anar; üçüncü beyitteki kul ve azat imgesi böylece gazelin sonunda yeniden görünür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar