Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ġālibā ta‘līm-i siḥr içün gelüpdür perçemüñ
Kim başın ḳaldurdı diñler gūş urup zülf-i ḫamuñ
Derd-i ‘ışḳ-ı yār içün baña müdāvā itme hīc
Kendü başuña olurdı varmısa ey dil emüñ
Ayrulurken yārdan kūyında yirüm gördügüm
Cān deminde perde götrilür gözinden ādemüñ
Ben ḫo kül-ḫan gibi yandıġumuñ ey dil vechi var
Şöyle aḫker-pāre olmışsın nedür senüñ demüñ
Mihr-i ruḫsārına döymez bakmaġa dīdeñ Münīr
Ḫıralupdur giryeden ġālib budur çeşm-i nemüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Galiba perçemin büyü öğrenmek için gelmiştir; çünkü kıvrık zülfün başını kaldırmış, kulak kabartıp dinliyor.

2. Ey gönül, sevgilinin aşk derdi için bana hiç ilaç arama; ilacın (em) olsaydı onu kendi başına kullanırdın.

3. Sevgiliden ayrılırken onun mahallesinde kendi yerimi gördüm; zaten can verirken insanın gözünden perde kalkar (ayrılık ölüm gibidir, ölen de asıl yerini görür).

4. Ey gönül, ben külhan gibi yandımsa bunun bir sebebi var; ya sen böyle kor parçası olmuşsun, senin derdin (demin) ne? (VY "aḫker-pāre" yerine "āteş-pāre", yani ateş parçası okur.)

5. Münîr, gözün sevgilinin yanağının güneşine bakmaya doymaz; ıslak gözün ağlamaktan bulanmış (kamaşmış), sebebi galiba budur. ("Ḫıralmak" fiilinin anlamını sözlükte doğrulayamadık; bağlamdan çıkardık.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir beş beyitlik bir Türkçe gazeldir; neşirde Türkçe gazellerin yüz elli dokuzuncusudur (tg 159). Vezin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Redif "-üñ / -uñ" ekidir ve Ersoy'un giriş s. 9'daki listesinde bu gazel "-üñ" redifliler arasında sayılır. Kafiye "-em / -am" sesidir: perçem, ḫam, em, ādem, dem ve nem. Gazel üç divan nüshasında bulunur: VT 135b, VY 112a ve Ü 41b. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgilinin saçının iki parçası kişileştirilir. Kubbealtı Lugatı "perçem" kelimesini alna düşen kısa saç demeti, kâkül olarak açıklar. Perçem büyü öğrenmeye gelmiş bir talebe, kıvrık zülf ise başını kaldırıp kulak kabartmış bir dinleyicidir. Zülfün ucunun yukarı kalkması dinleyen birinin hâline benzetilir; bu bir hüsn-i talil örneğidir. Böylece saç, "ta‘līm-i siḥr" (büyü öğretimi) sözüyle bir ders sahnesinin içine yerleştirilir. Sahnede hocanın kim olduğu söylenmez.

İkinci beyitte "em" kelimesi geçer. Kubbealtı Lugatı bu kelimeyi eski Türkçe ve halk ağzına ait sayar ve ilaç, deva, çare diye açıklar; sözlüğün verdiği örnekler arasında Münîrî'nin Amasyalı çağdaşı Mihrî Hatun'dan bir beyit de vardır. Âşık gönle seslenir: aşk derdinin ilacını arama, çünkü ilacın olsaydı önce kendine kullanırdın. Üçüncü beyit ayrılığı ölümle bir tutar. Can verme anında insanın gözünden perdenin kalkması, âşığın sevgilinin mahallesinde kendi asıl yerini görmesine bağlanır.

Dördüncü beyit ateş imgelerinden kurulmuştur. Kubbealtı Lugatı "külhan" kelimesini hamamlarda döşeme altındaki büyük ocak, "ahker" kelimesini de ateş koru ve mecazen aşk ateşi olarak açıklar. Âşık kendi yanışının sebebini bilir, ama kor parçasına dönmüş gönlün derdini sorar. Kafiye kelimesi "dem" burada dert, hâl anlamında okunabilir; Kubbealtı Lugatı'na göre Farsça "dem" nefes, zaman ve bir nağmeye eşlik eden ses anlamlarını da taşır. Mahlas beytinde "mihr" kelimesi güneş anlamıyla kullanılır ve "ruḫsār" (yanak) ile tamlama kurar; göz güneşe bakmaya doymadığı için kamaşmıştır. Gözyaşının nemiyle güneşin parıltısı arasında bir tezat vardır. Beytin son kelimesi "nem", ikinci beyitteki "em" ile ses bakımından yakındır; bu bizim tespitimizdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar